İkigami: Ölmek İçin Kalan Zaman 23 Saat 59 Dakika

İkigami konusu itibariyle ilgimi çeken bir mangaydı ve okumaya başladığımda gerçekten de düşündüğüm kadar ilginç bir hikayeye sahipti.

Öncelikle en iyi yanı konusu olduğu için spot ışıklarını kısa bir süreliğine konusuna çevirelim.

Ulusal refahı korumak adına her vatandaşa ilkokula başlarken bir aşı yapılıyor. Her bin aşıdan birinin içerisinde bir nanokapsül bulunuyor ve bu kapsül 18 ila 24 yaş arasında belirlenen bir tarihte patlayarak kapsülü taşıyan kişiyi öldürüyor. Bu gençler ölmeden 24 saat önce öleceklerini bildiren bir belge alıyor ve böylece ölmeden önceki son günlerinden haberdar oluyorlar. Bu belgeye ‘ikigami’ deniyor. ikigamiye ve ulusah refahı koruma yasasına saygı duymayanlar ve hatta bu kişilere karşı sessiz kalanlar bile dejenere ilan edilerek cezalandırılıyor. Ölen gençlerin ailelerine aylık belli bir para veriliyor. Eğer kişi, ikigami aldıktan sonra suç işlerse aile bu paradan mahrum kalıyor ve dejenere ilan edilerek toplumdan dışlanıyor.

Bu uygulamanın amacı vatandaşlara yaşamın değerini fark ettirmek ve hayatlarını daha dolu dolu, daha verimli geçirmelerini sağlamak.

Bizler de bu mangada ikigami alan çeşitli insanların hayatlarına tanık oluyoruz. Her ciltte iki hikaye bulunuyor. Arkaplanda ise çok yavaş da olsa ilerleyen daha büyük bir hikaye yer alıyor. Ana karakterimiz Fujimoto isimli bir ikigami dağıtıcısı. İkigamileri 24 saat öncesinde ölecek kişilere teslim etmekten sorumlu. Ve bu da tahmin edebileceğiniz gibi altından kalkması güç bir iş. Fujimoto’nun kötü veya iyi niyetli insanların geleceklerinin bir anda ellerinden alındığını, yıkıldığını görmesine, bunun stresini yüklenmesine ve bu kanunu sorgulamasına şahit oluyoruz.

İkigami alan insanların öleceklerini öğrenmeden önceki hayatlarını görmek, aldıktan sonra tepkilerini ve son eylemlerini gözlemlemek oldukça ilginç. Çoğu zaman gözlerinizin dolacağı acıklı hikayelere ev sahipliği yapıyor. Bir çoğunu okurken epey duygulandım.

İkigami, insan psikolojisine, belli şartlar altında yaşandığında geliştirilen yönelimlere ışık tutmak için mükemmel bir zemine sahip. İkigami alan insanların kimisi geçmişte kendisine yapılan haksızlıkların intikamını almak için değerlendiriyor bu şansı, kimisi iyilik yapmak için, kimisi boş geçirdiği hayatını anlamlı kılacak son bir hamle yapmak için uğraşıyor. Tabi ki ikigami başka her şartın ortaya çıkaracağı şekilde, ikigamiye körü körüne bağlanıp kutsallaştıranlar ve buna karşı olan, bunun bir devlet manipülasyonu olduğunu savunanlar olmak üzere gruplar ortaya çıkartıyor. Herhangi bir şart koşulduğunda ortaya çıkması olası tipik insan tutumları.

İkigami serisinde her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, tek tek inşa edilmiş olsa da hikayeler bana kalırsa aynı şekilde özenle hazırlanmamış. Bu hikayeleri okumak bir yere kadar ilginç olsa da ciltlerde ilerledikçe hikayeler kısırlaşmaya başlıyor. Her hikaye ve her karakter aynı gelmeye başlıyor. Başta hepsi birbirinden farklı hissetse de daha sonraları hepsi birbirinden türetilmiş hissi yaratıyor.

İkigami, sanırım 10 ciltlik bir seri, ben Türkçe’de bulabildiğim 8 tanesini okudum. Ben kendi açımdan 4. ciltten sonra biraz sıkılmaya ve okumakta güçlük çekmeye başladım. Bunun sıkıcılaşmasının temelinde yatan sebep ise, bunların bölük pörçük hikayeler olması ve arkada ilerleyen asıl hikayenin yavaş akması. Durum böyle olunca merak duygusu yeterince beslenemiyor. İlk 4 cildi okurken ilginç hissettirse de bu durum yavaş yavaş tazeliğini yitirmeye ve yerini ”ee hadi ne olacak” şeklinde yeni beklentilere bırakıyor. Her cilt de aynı tonda ilerlediğinden ve yeni bir şey vermediğinden bir sonraki anda ne olacağını merak etmiyorsunuz ve okumak artık keyifli olmuyor.

Tam anlamıyla güvenle tavsiye edemesem de, bu tür konular ilginizi çekiyor ve ”şartlar böyle olsa nasıl senaryolar ortaya çıkardı” tarzı varsayımlar da hoşunuza gidiyorsa sizin için keyifsiz olmayacaktır.

Yazar: Pınar Gökoğlu

Eternals Tanıtım Rehberi

5 Kasım‘da Marvel’ın son filmi Eternals tüm dünyada vizyona girecek. İlk defa tanışacağımız bu karakterleri kimler olduğunu bir çoğumuz bilmiyor. Film çıkmadan önce sizler için Eternals tanıtım rehberi yazısı hazırladık.

Eternals ilk defa 1976 yılında Jack Kirby sayesinde görücüye çıkmıştır. Eternals, çağlar boyunca insan ırkına göz kulak olmak için insan üstü güçler ve yeteneklerle donatılmış insanlığın gelişimi ile ilgilenen bir soydur. Celestials, bir milyon yıl önce 100 tane Eternals yaratıp gitmiştir. O zamandan beri, dünyada tenha yaşam sürmektedirler. Olaylara nadiren müdahale ederler ve yok olduklarında ise basitçe yeniden doğarlar.

2 yıkıcı İç Savaştan sonra, “Eternals of Earth” bir barış yolunu seçer. Hayatlarını, kendilerini ve toplumları iyileştirmeye adamışlardır. Birlikte çalışırken başarabileceklerinin en iyi örneği, birkaç Eternals’ın irade ve zekayı tek bir güçlü varlıkta birleştirdiğinde ortaya çıkan Uni-Mind gücüdür.

Eternals, binlerce yıl boyunca şimdiki evleri Olympia da dahil olmak üzere büyük şehirler inşa etmişlerdir. Yunan Tanrılarının evi olan Olimpos’u da Eternals inşa etmiştir. Her iki tür arasındaki benzerlikleri fark ettikten sonra ittifak kurmuşlardır ve bir süre Tanrıların yeryüzündeki temsilcileri olarak hareket etmişlerdir. İlerleyen zamanlarda Eternals çıldırmaya başlamıştır. Birbirlerine düşman olmuşlardır ya da intihar etmişlerdir. Yeniden hayata döndükleri zaman yavaş yavaş barışçıl yollara dönmeye başlamışladır.

Tüm Eternals üyeleri

Filmde göreceğimiz karakterler hakkındaki bilgileri kısa bir şekilde listeledik.

Ikaris

Ikaris, Celestials tarafından yirmi bin yıldan fazla bir süre önce ortaya çıkmamış, başka bir adla yaratılmıştır. 1000 yıl boyunca Ikaris yine Celestials tarafından yaratılmış, biçimsiz bir ırk olan Deviant’ların sürekli rakibi olmuştur. Çoğu Eternals Ikaris’i oldukça dik başlı olarak görse de, en yakın arkadaşları her zaman ona destek olmuştur: Makkari, Sersi ve Thena. Ikaris’in kendisi Yunan mitolojisine ait olan Icarus’tan esinlenmiştir. Güçleri ise; ölümsüzlük, insan üstü güç, insan üstü dayanıklılık, kendini yenileme, uçma, telepati, telekinezi, kozmik enerji manipülasyonu, teleport ve gelişmiş duyular.

Sersi

Eternals’ın ölümsüz üyelerinden biri olan Sersi, üyeler içinde en çok insanlarla yaşayan kişidir. Homeros’un destanı “The Odyssey”de “Circe:” efsanesine ilham kaynağı olmuştur. Ayrıca insanlık tarihi boyunca Merlin ve Kral Arthur gibi birçok tarihi karakterle tanışıp, onların düşüncelerini etkilemiştir. Güçleri ise: ölümsüzlük, insan üstü güç, kendini iyileştirme, telepati, illüzyon, telekinezi, uçma, kozmik enerji sayesinde koruma, teleport ve her şeyi istediği şekle dönüştürebilir. Yetenekleri ise moda anlayışı, dans etmek ve birden fazla dili akıcı dilde konuşmak.

Kingo

Yüzyıllar boyunca Japonya’da Samuray olmanın yollarını öğrenerek geçirmiştir. Gezegendeki en yetenekli kılıç ustalarından biridir. Günümüzde yeteneklerini Japonya’da büyük bir aksiyon filmi yıldızı olmak için kullanmıştır. Eternals üyelerinin tüm güçlerine sahip olsa bile bunları kullanmaktan kaçınır. Daha geleneksel tarzda dövüşmeyi tercih etmektedir. Filmde kendisini Bollywood yıldızı olarak göreceğiz.

Sprite

Hilebaz olan Eternals üyesidir. Peter Pan karakterinden esinlenilmiştir. Çocuk gibi görünse bile yetişkin biridir. Güçleri ise: ölümsüzlük, insan üstü güç, illüzyon, telekinezi, uçma, her şeyi istediği şekle dönüştürebilir.

Phastos

Bir silah ustası olan Phastos, antik Yunan zamanlarında Olimpos Tanrısı Hephaestus ile karıştırılmıştır. Diğer Eternals üyelerinden daha suskundur. Melankolik bir ruha ve savaşmaya karşı bir kararsızlığa sahiptir. Apocalypse, Deviant’larla yeni bir savaşı kışkırtmaya çalıştığında, Eternals süper kahramanlar olarak halka açılmaya karar vermiştir. Phastos yeni kimliğinde Ceasefire adını benimsemiştir. Güçleri ise: ölümsüzlük, insan üstü güç, cildi dayanıklıdır, kozmik enerji manipülasyonu, uçma, psişik ve teleport. Ayrıca kendisi MCU’nun ilk eşcinsel karakteri olacaktır.

Makkari

Yüksek hızlı araçlar yapımında uzmanlaşmış Eternals üyesidir. Teknoloji uzmanı loncasının bir üyesidir. Makkari insanlarla içli dışlı olmuştur. Platon’dan ders almıştır. Truva Savaşına şahit olmuştur. Hatta Elvis Presley’e birkaç gitar notası bile öğretmiştir. En bilindik özelliği ise süper hızıdır. Hatta bir zamanlar Hermes ile de karşılaştırılmıştır. Diğer güçleri de tüm Eternals üyeleriyle aynıdır.

Druig

Güçlü Eternals üyelerinden biridir. Ikaris’un kuzenidir. Druig, diğer Eternals üyelerine nazaran biraz daha bencil bir karakterdir. Her zaman daha fazla güç istemiştir. Bu zaman zaman Ikaris ile karşı karşıya gelmesine sebep olmuştur. Ekip içinde düşmanca gözle bakılsa bile diğer üyeler hala kendisine saygı duymaktadır. Birçok davranışı Loki’e benzetilmektedir. Güçleri ise: ölümsüzlük, insan üstü güç, insan üstü hız, psişiklik, enerji manipülasyonu, dayanıklılık ve patlatma gücü.

Gilgamesh

Aslında bilinen gerçek ismi “Forgetten One”. Fakat zamanla bu isim unutulmuştur. Hayatının ilk yıllarında dünyayı dolaşmıştır. Bu süre zarfında Herkül, Atlas ve Samson ile çok fazla karıştırılmıştır. Bu durumdan dolayı Eternals lideri olan Zuras, Gilgamesh’i Olympia’a mahkum etmiştir. Yıllarca sürgünde kalmıştır. Eternals üyeleri tarafından dışlanmıştır. Bilindik tüm güçlere Gilgamesh da sahiptir. Sadece kendisini diğer üyelerden ayıran birkaç özellik vardır. Bunlar: en güçlü Eternals üyesi olması ve silahlı/silahsız en iyi savaşçı olmasıdır.

Black Knight

Karakterimiz öncelikle Eternals üyesi değil ama kendisini filmde göreceğiz. Adı Dane Whitman olan kahramanımız fizik alanında yüksek lisans sahibi olan biridir. Bu adı alan uzun kahraman listesinin sonuncu üyesidir. Black Knight’ın insan üstü güçleri olmasa bile vücudu oldukça atletik bir yapıya sahiptir. Kılıç ve atlar uzman olduğu konulardır. Kendisine miras kalan Ebony Blade adlı kılıcı kullanır ve kılıç her şeyi ustalıkla kesebilir. Ayrıca yetenekli bir dövüşçüdür.

Ajak

Eternals’ın sözcüsüdür. Birçok savaşa Tecumotzin takma adıyla yardım etmiştir. Aztekler ve Inkalar tarafından tapılan biridir. Orta Amerika’da güçlü bir ismi vardır. Thor ile bile yan yana savaşmıştır. Celestials ile doğrudan konuşabilir. Güçleri diğer üyelerle aynıdır.

Thena

Zuras’ın kızıdır. Aslında ilk ismi Azura’dır. Zuras ve Zeus zamanında ateşkeş yaptığından dolayı kızının ismini Thena olarak değiştirmiştir. Athena’a olan saygısını göstermek istemiştir. Athens şehrinin ismi de Thena’dan gelmektedir. Thanos’un kuzenidir. Güçleri Ikaris ile aynıdır. Diğer karakterlerden tek bir farklılığı vardır. Ölümsüzlüğü diğer Eternals üyelerininki gibi vücut moleküllerinin üstünde sürdüğü zihin kontrolüne bağlıdır. Eğer bu kontrol kırılır ve o sırada hasar alırsa bundan kurtulamaz.

Injustice (2021)

Süper kahramanları yaptıkları iyiliklerle tanırız. Bu tanımda akla gelen ilk karakter şüphesiz Superman diyebiliriz. Çoğu çocuğa ilham olan, mükemmelliğiyle örnek olan bir karakter Superman. Tabii her zaman işler böyle yürümüyor. Bildiğiniz üzere Superman’in tek bir zaafı var o da Kriptonit. Hatta bu o kadar meşhur bir bilgidir ki, günümüzde zayıf noktaları temsilen “Benim tek kriptonitim…” gibi kalıplaşmış bir cümle olarak da kullanılır. İşte bu kadar kusursuz bir canlının Dünyaya iyilik yapmak için gelmesi insanlar için çok büyük bir şans. Fakat ya işler öyle yürümezse ve Superman’in kusursuzluğu insan ırkı için durdurulamaz bir zarara yol açarsa?

İşte Injustice hikayesi kısaca bunu anlatır. Superman ile yalnızca aynı taraftaysanız mükemmeldir ve emin olun karşı tarafta olmak istemezsiniz. İyinin kötüye dönüştüğü, Justice League’i tamamıyla ikiye bölen, her bir karakteri yüreğimiz ağzımızda heyecanla okuduğumuz bir çizgi roman serisi Injustice. Bu seri her ne kadar oyunlardan uyarlanmış olsa da çok detaylı ve bir o kadar da sürükleyicidir. Oyunu, çizgi romanı ve Zack Snyder’in Justice League epilogue’unda yapılan göndermeleriyle neredeyse her sektöre adım atmış bir isim. Şimdi ise animasyon filmi ile karşımıza çıktı. Çizgi roman dünyasının Skyrim’i diyebiliriz. Olmadığı masa yok.

Animasyonda da mı Warner Bros?

Bugüne kadar iyi kötüye dönüşüyor temasıyla yapılan her içerik çoğunlukla tuttu diyebiliriz. Bildiğimiz hikayelerin “Ya şöyle olsaydı?” adı altında ilerlediği her içerik ilgi çekici geliyor kitleye. Başka bir evrende o hikayenin farklı işleyişi, aşina olduğumuz karakterlerin hiç beklemediğimiz kişiliklere bürünmeleri oldum olası kendini izletmeyi başardı. Marvel’ın What-If’inin yanında, çok bilinen Flashpoint çizgi romanı da aynı şekilde bu tarz konuları yer alır ve oldukça da geniş bir hayran kitlesine sahiptirler.

Peki bu kadar sevilen bir içeriği Warner Bros Animasyonuyla nasıl mi işledi? Öncelikle Injustice’in 10 ciltten fazla çizgi romanı olduğunu söylemeliyim. Evrendeki neredeyse en önemli tüm karakterlerin en az bir kere konuk olduğu bir seri. Öyle her yiğidin harcı değil tek filmde çekmek yani. Bana kalırsa hiçbir yiğidin harcı değil. Injustice konu bakımıyla, karakter sayısı bakımıyla ve derinliği bakımıyla kırpılıp atılamayacak bir seri. Çünkü her karaktere gerektiği önemi, her ölüme gerektiği sindirme süresini vermediğin zaman kitleye o hikayeyi yedirmek imkansız. Bu nedenle filmi 1 saat 18 dakika yapan Warner Bros Animasyonu ekibine sadece soruyorum. Neden?

Bu zamana kadar The Dark Returns’ü, The Long Halloween gibi tek cilt kitabı (ki bence çok doğru bir kararla) iki ayrı filmde çekip, nasıl oldu da 10’dan fazla cilt içeren bir seriyi tek bir filme sığdırmaya karar verdiklerini aklım almıyor açıkçası. Game of Thrones’u 1 sezon yapmaktan hiçbir farkı yok. Aynı sezonda tüm o 8 sezonu birden yaşadığınızı hayal edebiliyor musunuz? Battle of Bastards, The Door, Blackwater ve daha nice bölümün tek bir sezona sığdırıldığını düşünün… Ben düşünemiyorum açıkçası. Ne o sahnelerin etkileyiciliği kalır, ne de herhangi bir karakterin ölümünden etkileniriz.

Kısaca olmamış yani, olduramamışlar, olduramazlardı da zaten böylesine derin ve uzun bir içeriği. Warner Bros animasyonlarını son zamanlardaki işlerine kadar bayılarak izlerdim. Artık bir çizgi romanın animasyonunun çıkacağına heyecanlanmak yerine korkar oldum. Gerçekten yazık olmuş, boşa giden koca bir hikaye…

Bu kısımdan sonrası hem filmden hem çizgi romandan spoiler içerir!

Nereye Yetişiyoruz?

Injustice diye açtığım filmin ilk saniyesinde Superman’in gözünün dönüşünden sonra Flash yok oldu, Shazam “Ben gidiyorum gençler.” diyip aramızdan ayrıldı. Wonder Woman çizgi romanda en azından bir nevi nedeni açıklanan iğrenç tavrını, filmde hiçbir sebep olmaksızın korumaya devam etti. Batman sadece oradan oraya koşturuyor, Nightwing ve Green Arrow o kadar sindirilmeden ölüyor ki sanki birisinin parodi kurgusunu izliyor gibiyiz. Bunların hepsi alelacele gerçekleşiyor. Muazzam diyaloglara sahip, ağlamaktan sayfaları çeviremediğim, karakterlerin hallerini harika yansıtan çizimleriyle Injustice çizgi romanı gitmiş; bir hayranın hazırladığı “Injustice en önemli sahneler” adlı Youtube videosu gelmiş sanki.

Yahu nereye yetişiyoruz? Bir durun az önce Lois ölmüştü daha? Superman sinirlenip ne ara herkesi harcadı? Nerede o çizgi romanda okurken gözlerinden alev fışkırtan Superman? Nerede o Damian’ın Batman’e ihanet edip Superman’in tarafına geçtiği için Bruce ile yaptığı şairane diyaloglar? Gerçekten hayretler içerisinde izledim. En sevdiğim Dinah Lance ve Oliver Queen hikayelerinden biri işleniyor fakat Dinah yok bile. Harley’nin belki de sahip olduğu en güzel karakter gelişimlerinden birisi Injustice çizgi romanındaydı. Filmde ise Harley, Joker olmadan bir baltaya sap olamamış, etrafta geziyor gibi bir karaktere bürümüşler. Gerçekten çizgi romanları okuyan varsa izlemesin derim. Üzüldüğünüze değmez inanın. Daha sayılacak o kadar örnek var ki aklıma geldikçe boşa giden potansiyele yanıyorum. Sağlık olsun diyelim.

Bir Senaryonun Oyuncu Üzerindeki Etkisi

Evet, olmamış dedik beğenemedik fakat bir animasyon sadece konusundan ibaret değil. Injustice’te fragman sırasında gözüme batmayan çizimler, filmde inanılmaz itici bir hale büründü. Aşırı kalın çizgili insan mimikleri, Superman’in donuk bakışları, kostümlerin üstlerine emanet durması ile inanılmaz aceleye gelmiş bir animasyon olmuşa benziyor. Tüm karakterler evrene ait değilmiş gibi duruyor. Oturtamadığım bir çizgi olmuş ve özellikle bu hikayeye hiç yakıştıramadım.

Bazı diyaloglar o kadar hızlı geçmiş ki ses aktörleri bile nasıl tepki vereceğini şaşırmış. Superman’in ses aktörü o kadar duygu geçişinin art arda olması nedeniyle çok donuk bir ses ile kendini kilitlemiş. Catwoman ile Batman’in inanılmaz duygusal olması gereken sahnesi ise bir çocuk teselli eder nitelikte kalmış. Aktörlerden çıkan her bir kelimede işin aceleye geldiği anlaşılıyor fakat kesinlikle yetenek problemlerinden dolayı olduğunu düşünmüyorum. Bence gayet başarılı isimler fakat bazen senaryonun eksikliği aktörleri de bu şekil ağır vuruyor ne yazık ki.

Yeni Animasyonlara Artık…

Geneline baktığımda yapılmak için yapılmış bir iş olarak gördüğüm Injustice animasyon filmini kesinlikle beğenemedim. Seriyi okumadıysanız belki size ortalama bir iş gibi gelebilir ama okuyan birinden çok iyi bir yorum duyacağımızı sanmıyorum. Hala çizgi romanları okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim fakat animasyon filmini merak edenler için aynı şeyi öneremeyeceğim. Artık gelecek filmlere daha iyisi olsun demekten başka elimden bir şey gelmiyor.

Siz neler düşündünüz? Filmi nasıl buldunuz? Bizimle yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Black Widow Filmindeki Karakterlerin Originleri

Black Widow filmi önümüzdeki günlerde nihayet izleyicilerle buluşacak. İlk defa göreceğimiz birçok karakter olacağından ilgilenenler için bir yazı yazmak istedik. Hikayelerinin nasıl işleneceğini belirsiz olsa da sizler için origin hikayelerini listeledik.

Yelena Fyodorovna Belova

Yelena Fyodorovna Belova, ilk olarak Inhumans Vol.2 sayı 5’te görünmüştür. Geçmişi ise ilk defa “Black Widow:Pale Little Spider” #1-3’te anlatılmıtır.

Natalia Romanova artık Rusya’ya sadık biri olmadığından dolayı Yelena Fyodorovna Belova 15 yaşındayken Red Room tarafından Black Widow olmak için seçilmiştir. Ancak Black Widow Ops Programının bir parçası olanlardan farklı olarak, sadece fiziksel eğitim almıştır. Yelena’nın eğitimi on yıl sürmüştür. Antrenörü olan Pyotr Vasilievich Starkovsky’yi bir baba figürü olarak görmeye başlasa da Starkovsky, Yelena’dan farklı şekilde hoşlanıyordur. Bunlar yaşanırken bir yandan Yelena, idolleştirdiği Romanova’ya karşı kendini aşağı ve yetersiz hissetmeye başlar.

Black Widow, New Avengers, Vanguard & Thunderbolts, Secret Avengers gibi yerlerde yer almıştır.

Melina Vladimirovna Vostokoff

Iron Maiden, 1983’te yaratıldı. İlk olarak Marvel Fanfare # 11’de görünmüştür.

Aslen Rus hükümetinin bir ajanı olan Iron Maiden, her zaman efsanevi Black Widow’un gölgesinde yaşamıştır. Haliyle büyük bir nefret hissetmeye başlamıştır. Kendine farklı bir yol çizmek isteyen Melina, serbest çalışan bir suikastçı ve paralı asker olmak için Rusya’yı terk etmiştir. Iron Maiden, onu çoğu darbeden koruyan ve aynı zamanda enerji saldırılarına karşı yalıtan esnek metal zırh giyer. Zırh var olan gücünü biraz arttırır, Captain America gibi gelişmiş bir insan seviyesine getirir.

Femizons, Thunderbolts, Soviet Super Soldiers, Thunderbolts Army gibi yerlerde yer almıştır.

Red Guardian

Red Guardian, ilk olarak The Avengers #43’te görünmüştür.

Alexei Alanovich Shostakov, Sovyetler Birliği’nin en beğenilen test pilotlarından biridir. Olağanüstü yeteneği nedeniyle Shostakov, Sovyetler Birliği için en gizli ve tehlikeli uçuş testleri için seçilmiştir. Haber medyaları, Shostakov’un başarılarını duyurarak Sovyetler Birliği Kahramanı olarak ödüllendirmiştir. Shostakov, ünlü balerin olan Natasha Romanova ile evlenerek özel hayatında da başarılı olmuştur.

Bu sırada KGB’de -Shostakov dahil- özel ajan eğitimlerine karar verildi. Alexi bir görev için evden uzaktayken, devletin kendisi için yeni planlarından haberdar edildi ve o andan itibaren eski arkadaşları ve tanıdıklarından hiçbiriyle, hatta kendi karısıyla hiçbir temasının olamayacağı söylendi. Alınan kararlardan sonra bir Sovyet yetkilisi Natasha’ya kocasının test ettiği deneysel bir roketin patlamasında öldüğünü söyledi. Perişan olan Natasha Shostakova, kocasının anısına layık olmak için bir şeyler yapmak istediğini söylemiştir. Ardından KGB, Natasha’yı Black Widow eğitimlerine dahil etmiştir.

Taskmaster

Taskmaster ilk olarak Avengers 195. sayısıdında görünmüştür.

Anthony Masters, kısa bir gözlem yoluyla başkalarının hareketlerini taklit etme yeteneği ile doğmuştur. 8 yaşından itibaren yüzme, basketbol gibi yeteneklerini geliştirmiştir.

Anthony Masters, S.H.I.E.L.D.’ın en iyi ajanlarından biridir. Horst-Gorscht ve ODESSA, Bolma’da gizlenmiştir. Baron Von Strucker’ın HYDRA’sı ile birlikte onlar için Adolph Hitler’in kanını kullanarak Süper Asker Serumları geliştirirler. Anthony’i ise bu neo-nazi örgütünü devirmek üzere gönderirler. Tony, Gorstch’e geldiğinde zaten bir kurşunla vurulmuştur. Sonrasında Tony’ye geliştirdikleri mükemmel bir serumdan bahsetmişlerdir. Serum sadece insanları insani olarak mümkün olanın en üst seviyelerine çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda bilgiyi anında özümsemeyi de içeriyor.

Ancak ODESSA yapısı çökmeye başladığından ve Gorstch’un ölümüyle birlikte tüm notlarının ve bilgilerinin sonsuza kadar kaybolacağı ve serumun kopyalanamayacağı anlamına geliyordu. O sırada Tony, Gorstch’un notlarını ezberlemesi ve yapıdan çabucak kaçması için kendisine yeni geliştirilmiş Süper Asker serumunu enjekte etmiştir. Serumun bir yan etkisi olarak, Tony bir dereceye kadar hafıza kaybı yaşamıştır. Daha sonrasında suç örgütleri ve benzeri şeyler için paralı asker olarak çalışan “Taskmaster” adı altında bir alter-ego yarattı.

Thunderbolts, Thunderbolts Army, Hydra, The Shadow Initiative gibi yerlerde yer almıştır.

Çizgi romanda uzun uzun hikayeleri olsa da karakterlerimizin originleri bu kadardı. Karakterler hakkında eklemek istediğiniz bir şey varsa yorumlarınızı bekliyoruz.

Invincible: İlk Sezon İnceleme

Kan, vahşet, süper kahramanlar… Çoğunlukla bu üçlü yan yana geldiğinde ortaya fena bir iş çıkmıyor. Bu etkenler bir de animasyonlarla birleştiğinde, izleyicide yeni bölüme geç butonuna hararetle basma etkisi uyandırıyor. Amazon Prime Video’nun Invincible’ı da hayranlarından aldığı olumlu tepkilere bakılırsa bu etkiyi bizlere geçirmekte oldukça başarılı olmuş.

Robert Kirkman’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan animasyon serisi, yine Kirkman’ın yazarlığı ve önderliğinde izleyicilerin karşısında yerini aldı. Bu sayede çizgi romanıyla dilediği üne kavuşamayan Invincible, animasyon dizisiyle dünyanın dört bir yanında seyirci kitlesine ulaşmış oldu.

Küçük Detaylarıyla Seyircinin Kalbini Kazandı

Sıradan bir süper kahraman içeriği gibi duran ama kolaylıkla kendine bağlamayı başaran Invincible, izleyicisi için her bölüm çeşitli sürprizler de bırakmaktan kaçınmıyor. Bu tür içeriklerde devamlılığı artırmak nedeniyle yapılan bu minik sürprizler, izleyicinin de dikkatini çekmiş olacak ki, dizinin Twitter sayfası bu detayları her bölüm paylaşmadan duramıyor.

Bölümlerin fazlasıyla kan ve vahşet içerdiği aşikar. Fakat her bölüm geçtikçe bu vahşetin arttığını biliyor muydunuz? Invincible ekibi bunu bildiğimizden emin olmak için twitter hesaplarından her bölümün isim kartlarını paylaştıkları bir dizi tweet atmış. Ayrıca bölüm başlığı bir karakter “Invincible” diyene kadar gösterilmiyor, deseler de siz izleyici olarak duyamıyorsunuz. Bunun yerine, cümlenin söylenmesi gereken kısımda dizinin isim kartı ekrana yansıyor ve giriş böylelikle verilmiş oluyor.

Elini Korkak Alıştırma

Çoğunlukla süper kahraman denildiğinde kafamızda canlanan klasik Marvel ve DC içerikleri bizleri ne kadar heyecanlandırsa da gerçeklikten bir o kadar uzak olmaları da zaman zaman canımızı sıkabiliyor. “Tabii ki süper kahraman içeriği gerçeklikten uzak olacak, ne demek istiyorsun?” Dediğinizi duyar gibiyim. Aslında demek istediğim şeyi size şöyle açıklamama izin verin:

Bildiğiniz üzere bir süper kahraman içeriğinde genellikle kötü bir adamla karşılaşılır ve kahramanımız günü kurtarır. Biz de izleyici olarak bundan tatmin olmuş bir şekilde ayrılırız. Fakat çoğu zaman aklımıza takılması gereken ama takılmayan minik sorunlar yaşanır. Mesela bir şehirde savaşan iki karakterin o anda sokakta, yol kenarında veya evlerinde olan insanlara ne gibi zararları olduğunu çoğunlukla görmememiz.

Ya da ellerine birtakım güçler geçen herkesin genellikle bu gücü iyiye kullanmaları. Gerçekçiliği bu konuda en iyi kullanan dizilerden biri de adını sıkça duyuran The Boys dizisi oldu. Homelander karakterinin son zamanlarda en çok konuşulan ve ilgi çeken karakter olmasının sebebi de güçlerini acımasızca kullanmasına rağmen halk tarafından fark edilmeden yüksek mevkilerde yer edinebilmesidir.  

Toparlamak gerekirse Invincible tüm bu gerçekçiliği yüzümüze hiç acımadan atmaktan çekinmeyen bir yapım olmuş. İyi ki de olmuş.

İki karakteri dövüşürken izlediğimiz bir sahnede, herhangi bir karakterin kullandığı kontrolsüz güç, sokakta yürüyen bir aileyi paramparça edebilir. Binalardan düşen taşlarla ölen insanlar, uzuvları ekrana sıçrayan aileler ve daha fazlası animasyon ekibinin başarılı elleriyle önümüze atılıverir.

Aynı zamanda kahramanlarımızın savaş sırasında kurtarmaya çalıştığı masum insanların da her zaman kurtulamadıkları ve ellerinde acımasızca can verdikleri sahneler de dizide çok normal bir şeymiş gibi karşımıza çıkabiliyor. Spider-Verse’ün -hatta genel olarak Spider-Man’in- bizlere öğrettiği bir şey varsa o da “Her zaman herkesi kurtaramazsın.” Sözünün ne kadar doğru olduğudur.

Bu tür detaylarla karşılaştığımızda içeriğe bakış açımızın bambaşka bir yol izlediğini görebiliyoruz. Pek çok fan bu gerçekçiliği özlemiş olacak ki, seriyi ilk bölümden yüksek puanlarla ve güzel yorumlarla karşıladılar.

Spoilersız Genel Bakış

Dizi ana kahramanımız Mark Grayson’ın güçlerini kazanmadan hemen öncesiyle başlar. Bu küçük detay, hepimize çizgi roman okuyarak büyüyen ve bir şekilde süper kahraman olabileceğini düşünen hallerimizi hatırlatmış olabilir. Sırf bu nedenden dolayı bile diziye ısınarak başlayan hayranlar, büyük ihtimalle olacakların farkına varmadan masum bir süper kahraman animasyonunun içinde olduğunu sanarak kendini diziye kaptırır.

Mark’ın güçlerini kısa sürede kazanması, sürpriz bozan bir bilgi olmamakla beraber, dizinin ismi olan Invincible karakterini de bizlere sunar. Dizi buraya kadar gayet tatlı bir şekilde ilerler. Babası Omni-Man en önemli süper kahramanlardan biri olan Mark Grayson, aile evlerindeki yemek masalarında bir süper kahraman ailesi nasıl bir gün geçirir sorusunu bizlere gösterir.

Invincible’ın Justice League’i diyebileceğimiz Guardians of the Globe ile tanışırız ve dizi buradan sonra beklenmedik yerlere sürüklenir. Eğer şaşırmayı, vahşeti ve acımasızca öldürülen karakterleri izlemeyi seviyorsanız bu animasyon tam size göre.

Dizinin animasyon tekniklerinin detaycılığı nedeniyle gözünüzü ayıramadığınız uzun süreli yakın çekimlerde yaşanan kanlı olaylar, seyirciyi şoklar içerisinde ekrana kilitlemekten de çekinmez. Bu nedenle merakta bırakılmayı seven ve yeni sezonu sabırla bekleyebilirim diyen herkesi Invincible izlemeye davet ediyorum.

Yazının bu kısmından sonrası final dahil her bölümden SPOILER içerir!!!

Invincible… Biraz İddialı Bir İsim Değil Mi?

Süper kahramanlar kötü oluyor temalı her içerik çoğu zaman tutar diye düşünmüşümdür. Bu nedenle Invincible’ı da ilk bölümdeki beklenmedik aksiyonundan sonra büyük bir hevesle takip edeceğimi anlamış odum. Superman deliye döner ve Injustice olur, Homelander güçlerini kötüye kullanır ve devleti elinde kukla eder… Bu tür temalar genellikle temel hikayelerden çok daha fazla ilgi çeker. Çünkü normalin dışına çıkmak her zaman seyircide merak uyandırır.

Invincible da ilk bölümün sonunda Guardians of the Globe’un Omni-Man tarafından vahşice parçalanmasıyla üzerindeki temel hikaye etiketini yırtıp atmış oldu. Omni-Man’in motivasyonunun ne olduğunu bilmediğimiz ve kahramanlarımızı henüz yeni yeni tanıdığımız için de biz izleyiciyi ilk bölümden kendine çekmeyi başardı.

Guardians of the Globe’un katledilmesinden sonra Dünya, kahramanımız Mark Grayson ve yeni kurulan ekibe kaldı. Bu süreçte çok yaratıcı kahramanlarla tanışsak da en çok merak ettiğimiz şey Omni-Man ve Invincible’ın ilişkilerinin nasıl ilerleyeceği yönünde oldu.

Invincible’ın en etkileyici yanlarından biri ise aynı anda bir kaç farklı olay örgüsünü takip ediyor olmamız. Robot’un origin hikayesini keşfetmemizin yanında, Mauler ikizlerinin ilginç klonlanma halleriyle karşılaştık. Aynı zamanda Cecil’ın planlarını takip etmeye çalışırken, uzayda karşılaştığımız Allen the Alien adlı eğlenceli karakterle tanıştık. Damien Darkblood’u cehenneme uğurladık. Marsa yollanan Invincible’ımızın Mars’da karşılaştığı sorunların giderek büyüyeceğini anladık. Bu yüzden genel olarak bakıldığında gelecek sezonda az çok nelere rastlayabileceğimizi biliyor gibiyiz.

Fakat eminim ki hepimizin merak ettiği ana sorular aynıdır. Omni-Man ile Invincible insanı paramparça eden (kelimenin tam anlamıyla) kavgalarından sonra tekrar ne zaman yüzleşecekler? Omni-Man nereye gitti? Allen the Alien’ın da bahsettiği üzere Viltrumite’lar asla atandıkları gezegenleri bırakmazlar. Peki o zaman Nolan Grayson neden bırakıp gitti? Gerçekten de içinde azıcık da olsa oğluna acıma duygusu kalmış mıydı?

Ne yazık ki bu soruların cevabını öğrenmek için bir süre bekleyeceğiz gibi duruyor. Ama sabırsız hayranlar için çizgi romanı okumak gibi bir imkan da mümkün. Fakat umarım bu imkan diziyi izlemeyi severler için bir zorluğa dönüşmez ve sürekli spoilerlardan kaçmaya çalıştığımız bir ortam yaratmaz.

Babasıyla dövüşünde söylediği her kelime, attığı her adımı takdir ettiğimiz Invincible, bize göre adının hakkını fazlasıyla veriyor. Bu kadar iddialı bir ismi seyirciye hissettirerek taşıyan Mark Grayson’ı sevdiğimiz süper kahramanlar listesine keyifle ekliyor ve bir an önce ikinci sezondan yeni haberler almayı ümit ediyoruz.

Siz Invincible’ı nasıl buldunuz? Bizimle düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın.

Bir Tom King Klasiği – Vision Çizgi Roman İncelemesi

 Selamlar sevgili çizgi roman okurları, bu yazıda sizlere okuduğum en başarılı eserlerden biri olan Vision çizgi romanını inceleyip görüşlerimi sunacağım. Hedefim okumamış olanlara okutmak olduğu için yazı boyunca spoilera yer vermemeye çalıştım.

Sinema kısmında yeni Marvel içeriklerinden yoksun bir dönemin ardından WandaVision dizisi bu boşluğu doldurmaya geldi ve izleyenlerin beğenisini kazanarak başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Genelde bu tarz dizi ve filmlerden sonra çizgi romanlara olan ilgi oldukça yükseliyor. Tam bu noktada ihtiyacınız olan çizgi roman, Vision. WandaVision dizisinin yapımında bu çizgi romandan bazı unsurları almışlar. Okurken mutlaka fark edeceksiniz.

Modern Dönemin En Başarılı Eserlerinden

The Vision serisi ilk olarak 2015 yılında çıktı ve toplamda 12 sayı sürdü. Serinin yazarlığını Tom King, çizerliğini ise Gabriel Hernandez Walta ile Michael Walsh yaptı. Tom King her ne kadar Batman Rebirth serisinde işlediği hikaye yüzünden sert eleştirilere maruz kalsa da, iyi bir yazar olduğunu kabul etmemiz lazım. Yazdığı Vision çizgi romanı da ben dahil çoğu okura göre en iyi Tom King hikayesi. Aynı zamanda 2017 yılında en iyi sınırlı seri dalında Eisner Ödülü kazandı.

Karşınızda Vision Ailesi

 Normal insanlar gibi hayatını sürmek isteyen Vision, çalıştığı Washington eyaletinde kaderine baş kaldırıp bir aile kurmak istiyor. Eşi Virginia ve lise çağındaki Viv ile Vin ona eşlik eden aile üyeleri. Hepsi Vision’a benziyor ve onun güçlerine sahip. Her ne kadar sıradan olmaya çalışsalar da komşuları ve diğer insanlar onların farklı olduğunu, hepsini öldürebilecek güce sahip olduklarını biliyorlar. Bu farkındalık Vision ailesini bekleyen sorunların sadece başında geliyor. Onlar için ilk başta her şey yolunda. Fakat korkunç bir şeyin gerçekleşmek üzere olduğu gerçeği dışında. Belki de bu olay çoktan gerçekleşti bile.

 Tom King’in eşsiz anlatımı sayesinde sadece okuyup keyif almakla kalmayacak, kendinizi onların yerine koyup çeşitli duygular hissedeceksiniz. Vurucu panellerin ve diyalogların olduğu, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir çizgi roman.

Mutlu Aile Tablosu

Hikayeyi bu kadar övmüşken çizimleri es geçmek olmaz. Gabriel Hernandez Walta’nın çizimleri, Tom King’in anlatmak istediği hikayeyi daha güzel kılıyor. Serinin sadece 7. Sayısı Michael Walsh tarafından çizildi. Renklendiren Jordie Bellaire’de oldukça güzel bir iş çıkarmış. Yaratıcı ekibin sinerjisi tam da olması gerektiği gibi. Her ne kadar dağılmakta olsa da, mutlu aile tablosu bize tüm içtenliğiyle sunuluyor. İyi yazılmış olan bu hikaye, doğru iç çizimlerle desteklenmemiş olsaydı  istediği etkiye asla ulaşamazdı.

 Serideki 12 sayının da kapaklarına bakmayı unutmayın. Hepsi birbirinden güzel ve anlamlı. Böyle seriye de böyle kapaklar yakışırdı doğrusu.

Son Söz

Çizgi roman hakkında spoilersız diyebileceklerim bunlarken, Vision ailesinin başından geçenleri okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Şubat 2019’da Marmara Çizgi’nin Türkçe olarak okurlarla buluşturduğu Vision’ı hem normal hem de limitli sert kapak haliyle kitaplığınıza ekleyebilirsiniz. Umarım siz de okuyup keyif alırsınız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

Güngezgini ve Hayattaki Anlar Üzerine

Genellikle böyle şahane bir eser okuduğumda, ruhum onu daha önce okumamış, o eserden bihaber olmanın ağırlığı ile dolar. Fakat Güngezgini‘ni okuduğum zaman, daha erken, daha genç ve deneyimsizken, her şey benim için daha geçici ve anlıkken okumadığıma mutlu oldum. Kim bilir, belki hala eserin yansıttığı pek çok şeye empati aynasının ardından bakamayacak kadar deneyimsizimdir. Belki birkaç yıl sonra okusam, tüm duygular ruhuma daha farklı renkler ve ağırlıklarla dolacaktı. Ama işte buradayız, bu yaşımdayım ve hikayemizin kahramanı Bras‘ın bana tuttuğu aynadan kendi yansımamı görebiliyorum. Bu sefer Fabio Moon ve Gabriel Ba‘nın bu çizgi romanda bana kazandırdığı yeni bakış açısıyla bakıyorum.

Güngezgini

Güngezgini, buram buram hayatla dolu olduğu kadar ölümün kasvetli ağırlığını da taşıyor. Ana karakterimiz Bras, 32 yaşında bir yazar.  Dünyaca ünlü Brezilyalı bir yazar olan babasının hem izinde hem gölgesinde büyüyor. Bras, bir gazetede insanların ölüm ilanlarını yazıyor ve tıpkı babası gibi ünlü bir yazar olmak istiyor. 

Ölüm ilanları yazan Bras, bu kez 21 yaşında, hayat dolu, aşkı tadıyor, keşfediyor. Bras, şimdi de 11 yaşında ve zümrüt gibi parıl parıl çimenlerin üzerinde koşup uçurtmasını kovalıyor, pek düşünmüyor. Bras, küçülüyor, büyüyor, hayal kırıklığına uğruyor, aşık oluyor, baba oluyor, ölüyor. Ve tekrar tekrar ölüyor. Çizgi roman, ilk sayfasından son sayfasına kadar bir yaşamı, belki de pek çok yaşamı barındırıyor. Bras her günde yeniden doğan, ciğerlerini yakan oksijen yüzünden ağlayan bir bebek gibi. Ancak hayatı tam olarak ne zaman başlıyor? Bunu bulana dek günlerin ve anların içinde geziniyorsunuz. Siz gün gezginisiniz.

Aynalar ve anlar

Çizgi romanda Bras’ın ayak izlerini takip etmek, kendi hayatınızı düşündürüyor. Daha önce bir yerlerde bıraktığınız ayak izlerini ve gelecekte bırakacağınız ayak izlerini… Bras’ın ailesini, arkadaşlarını, aşklarını tanımak kendi hayatınıza dokunmuş insanları düşündürüyor. Onun çocukluğunu okumak, bir yerlerde asılı kalmış kendi çocuk kahkahanızın izdüşümünü duymanıza sebep oluyor. Bras’ın aşık olmasını izlerken, o ilk hoşlantınızın ılık ılık içinizi gıdıklamasına sebep oluyor. Başka birinin, bir çizgi roman karakterinin insanda böylesine güçlü duygular uyandırması gerçekten olağanüstü. Hem Bras’ın anlattığı hikayeyi dinliyor, hem de onun elinizden tutup sizi bir yerlere götürmesine izin veriyorsunuz. 

Bazen geçmişinizden bir anın parçası öylece kopup düşüncelerinizin arasına yerleşiverir. O anın içindeyken her şey çok canlıdır, işte oradasınızdır. Topraktan başını uzatıp güneşi içine çeken bir çiçek gibi nefes alır her şey. Geriye dönüp de o anı düşündüğünüz zaman, bu kez canlılığını yitirmiştir. O çiçek artık kopartılıp kurutulmuş gibidir. Elinizde tutup evirip çevirebilirsiniz ama sadece o canlılığın anılarını barındırır. O anı düşündüğünüzde artık donuk hissettirir, rüya gibidir. İşte Bras’ın hayatında gezerken bunları hissediyorsunuz. Oradayken o anın son derece bilincinde olduğunuz, şimdi bir anıdan daha fazlasını hissettirmeyen bir duygu.

Güngezgini, ruhunuzu en ufak köşesine dek doldurup bittiğinde tıpkı sakin bir rüzgar, bir nefes gibi sizi terk ediyor. Mutlak bir dinginlik ile elinizde kitabı tutuyor ve Bras’a teşekkür ediyorsunuz. Hayatınızı ve yaşadığınız, henüz yaşamadığınız sayısız şeyi düşünüyorsunuz.

Muhteşem çizimleri ve hikaye anlatımıyla Güngezgini, farklı şekillerle de olsa içinizde bir yerlere eminim ki dokunacaktır. 

3üz: Silah Olarak Evcil Hayvanlar

3üz, tüylü dostlarımızın bilim insanları tarafından tehlikeli birer ölüm makineleri olan siborglara dönüştürülmesini konu alıyor. ABD hava kuvvetlerinin gizli araştırma tesisinde savaşta üstün olmak amacıyla etten ve kemikten savaş makineleri üretiyorlar. Hikaye, daha bu hayvanların dev makinelerin içerisine hapsolmuş minicik bedenlerini gördüğünüz anda sizde hüzün bulutları yaratıyor.

Zararsız ama ölümcül

Bir kedi, bir köpek ve bir tavşandan oluşan bu üçlüye ”3üz” diyorlar kısaca. 3üz bu projenin en büyük başarısı aynı zamanda. Zorunda kaldıkları takdirde ölümcül derecede tehlikeli olabiliyorlar. Makineler sayesinde yarım yamalak bir de konuşma yetisi kazanan bu hayvanlar ve bir takım olduklarının da son derece farkındalar. Birbirlerini koruyup kolluyor, iletişim kuruyorlar, düşüncelerini dile getiriyor ve bazen de fedakarlık yapıyorlar. Kısacık konuşma balonlarında bu yarım yamalak cümleleri okumak, bir şeyleri algılamaya çalışmalarını izlemek okurken çok canınızı yakıyor.

Hikaye, işleri bittiği için insanların bu hayvanları uyutmak istemesi ile devam ediyor. Haliyle neler olup bittiğinin farkına varan 3üz, canlarını kurtarmak için tesisten kaçıyorlar ve savunma içgüdüsü ile onları yakalamak isteyen insanların epey bir kanlarını döküyorlar. DC Black Label etiketiyle çıkan çizgi romanda oldukça fazla kan içeren, kırmızıya bulanmış panel yer alıyor.

İnsanlar onları kaçırmış, istemedikleri şeylere kendi elleriyle dönüştürmüş olsalar bile, onları bir tehdit olarak görüyorlar. Oysa ki bunlar sadece hayatta kalmak, bir ”yuva” bulmak isteyen, sadece korkmuş hayvanlar. Bunu bilerek onların yolculuklarını takip etmek sizi hem hüzünlendiriyor hem de koruma içgüdünüzü tetikliyor.

Hikaye ve görsellik akışı

Grant Morrison, oldukça üzücü bir tonlama yaratmış hikayede. Jamie Grant’ın çizimleri, masum bakışların tasviri, abartılı cihazlara tezat oluşturan hayvanların görünümleri bu tonun içine çok güzel karışmış. Öyle ki hayvanların korkusunu, öfkesini, intikam duygularını, tamamen ne düşündüklerini okumak sırf bakışlarından bile mümkün. Fazlaca heyecana,  hüzne ve aksiyona yer veren bir çizgi roman 3üz.  Ithaki Yayınları tarafından basılan, Tek seferde okuyacağınız, pek çok duygu akışı içeren bu kısa macerayı kaçırmamanızı öneririm. Özellikle bir evcil hayvanınız varsa okumanızı, okuduktan sonra da ona sıkıca sarılmanızı tavsiye ederim.

Avatar: Verilen Söz

Herkese selam! Bugün sizlerle uzun zamandır okumak istediğim, başlayınca elimden bırakamadığım harika bir çizgi romanı paylaşacağım. Biricik son hava bükücümüz Aang‘in yeni macerası, Verilen Söz. Dizinin devamı niteliğinde olan bu hikayemizde, sevdiğimiz karakterlerle yeniden buluşuyor, özlediğimiz şakalaşmalarına tekrardan tanık oluyoruz. Okurken adeta 4. sezon çıkmış da onu izliyormuşuz gibi eşsiz bir tat alıyoruz.  Ayrıca yazımız spoilersız başlıyor, çizgi romanı okumadan önce ‘Okumalı mıyım?’, ‘Kim yazmış bunu?’, ‘Nereden çıktı şimdi bu finali zaten harikaydı?’ ya da ‘Tekrardan izleyip öyle mi okusam?’ gibi sorulara cevap veriyoruz. Haydi başlayalım!

Künye

Eisner ödüllü (çizgi roman endüstrisinin Akademi Ödülleri’ne eşdeğer olarak kabul edilen, Amerikan çizgi romanlarında yaratıcı başarı için verilen bir ödül oluyor bu) Gene Luen Yang‘ın, Avatar’ın yaratıcıları olan Bryan Konietzko ve Michael Dante DiMartino ile ortak çalışarak kaleme aldığı bu hikayemizin çizimlerini Gurihiru sanat ekibi üstleniyor [bu ekibi çeşitli Marvel (Captain America: The Fighting Avenger), ve DC (Superman Smashes the Klan) eserlerinden biliyoruz]. New York Times’ın çok satanları arasında bulunan Verilen Söz’ün üç bölümünü, Gerekli Şeyler türkçeye çevirmiş. Çok da iyi etmişler!                     

( Gene Luen Yang abimiz bu oluyor 2015 Comic Con )

Aang’i Tanımıyorum, Bu Hikaye Bana Keyif Verir Mi?

%90 hayır, ama çizgi roman seviyorsanız beeelki. Avatar, Son Hava Bükücü dizisinin devamı niteliğinde olduğu için izleyip okumanızı öneririm, önce okuyayım sonra izlerim derseniz de 3 sezon boyunca yaşanan olayların çok büyük spoilerını yersiniz, kişisel olarak önermiyorum. Peki, diziyi izlediniz, hemen bu cildi okuyabilir misiniz? Evet kesinlikle! Herhangi bir şey izlemeden ya da okumadan, Verilen Söz’ü elinize alıp başlayabilirsiniz.

Peki Bu Hikaye Bizlere Ne Anlatıyor? ( Bu Bölümde Dizi Spoilerı Var Aman Dikkat!)

Su, toprak, ateş, hava… Geçmişte 4 ulus, barış ve uyum içince yaşıyordu, sonra ateş ulusunun saldırmasıyla her şey değişti. Yalnızca, 4 elementin ustası olan Avatar onları durdurabilirdi, VE DURDURDU DA! Arkadaşlarının yardımıyla, Aang, ateş lordu Ozai‘yi alt edip, yüz yıl süren savaşı sonlandırdı. Ve canımız, biricik arkadaşımız Zuko, ateş kralı oldu.  İyi de, sonra ne oldu? Heh işte burada çizgi romanımız devreye giriyor, Verilen Söz.

Yıllardır ateş ulusu kolonilerinin, diğer ulusların toprakları içinde yaşıyor olması, barış için pek de uygun görülmedi, ve bir anlaşmayla evlerine gönderilmeye zorlandılar. İlk başta, bu anlaşmayı kabul eden Zuko, Aang’den kendisine bir söz vermesini istedi, çizgi romanımızın adı da buradan geliyor (aralarında çok hoş bir konuşma geçiyor bunu kendiniz okuyup o anı yaşayın istiyorum 🙂 ). Kolonileri gezen ve halkını dinleyen Zuko, aslında çok da haksız olmayan bir sebeple anlaşmadan dönüyor ve Aang’in 3 sezon boyunca yapmaya çalıştığı barış, biraz sallantılı bir hale geliyor, hem de bu sefer yakın arkadaşıyla ters düşerek.  Bu üç bölümlük hikaye, okurken bizde diziye geri dönmüşüz hissi yaratıyor, çizimlerden tutun konuşmalara, her şey dizideki gibi birebir devam ediyor ve siz bu cildi elinizden bırakamıyorsunuz. Yani mutlaka okumalısınız!

Çizgi romanı okuduk, beğendik (yani ben çok beğendim). Peki her bölüm gerçekten başarılı mı, bunu da bir inceleyelim. (İlerleyen bölüm yazılarında spoiler var) Sadece görsellere bakacağım derseniz de rahat olun, panellerin fotoğraflarını ben çektim, herhangi bir spoiler yok. Çizgi romanı henüz okumadıysanız ve fikirlerimi merak ediyorsanız da, ‘Son’ kısmına hemen atlayabilirsiniz. 

Bölüm 1; Sevdiğimiz Karakterlere Dönüş

Toprak krallığında başlayan hikayemiz, ilk panellerde bize tüm ekibi birlikte gösteriyor. Toprak kralı Kuei,topraklarındaki koloniler ile ilgili sıkıntılarını Zuko’ya iletiyor. Ortak bir çözüm bulduklarını düşünerek anlaşıyorlar. 1 yıl sonra, bir suikastçının Zuko’ya saldırmasının ardından, anlaşma pek de beklenildiği gibi devam etmiyor, ve dünya tekrardan Avatar’ın yardımına ihtiyaç duyuyor. İlk bölümde özlediğimiz karakterleri harika resmedilmiş bir şekilde tekrardan görmek, konuşmalarına tanık olmak bizi tam olarak doyuruyor.

Her bir elementin vücudun farklı bölgelerinden alınan güçle büküldüğünü biliyoruz. Hareketler de bu çerçeve içerisinde değişiyor. Panel kullanımının ve karakter çizimlerinin başarısını en çok bu element bükme sekanslarından anlıyoruz. Gurihiru ekibi gerçekten başarılı bir iş çıkarmış. 

Bölüm 2; Maceranın Devamı

Hikayemiz bu bölümde biraz daha heyecan verici bir hal alıyor. Aang, Katara ile Ba Sing Se topraklarına giderken; Toph ve Sokka, Toph’un Metal Bükme Akademisine gidiyorlar. Okulun ateş bükme ustası Kunyo tarafından ele geçirildiğini görünce ise farklı bir yola başvuruyorlar. Bu sırada Toph’un öğrencilerini nasıl seçtiğine tanık oluyoruz ki bence metal bükme loreuna çok sağlam bir bilgi katıyor. 

Bu sırada Resmi Avatar Aang, fan kulübü tarafından harika bir şekilde ağırlanıyor. Çocukluğunu yaşayamadan kendini korkunç bir savaşın içinde bulan Aang’in, evini ne kadar özlediğini tekrardan görüyoruz. 

Zuko içinse işler hiç kolay gitmiyor, kendi benliği ve arkadaşları arasında kalması, onu zor bir seçime sürüklüyor. Yapılabilecek en doğru şeyin, eski ateş kralı babasına danışmak olduğunu düşünen Zuko, çocukluk anılarına ve o zamanlar verdiği kararlara geri dönüyor. Aslında dizide çok başarılı bir şekilde gördüğümüz Zuko’nun karakter gelişimini, bu derece karışık ve hala kendinden emin olmayan bir şekilde görmek bana çok ilgi çekici geldi. Sonuçta çocuğun küçüklükten kalmış travmaları var yahu, ne kadar kolay olabilir ki atlatmak. 

Bölüm 3; Savaş

Verdiğimiz sözleri tutmak, tahmin ettiğimizden daha zor olduğunda ne yaparız? Ya da inançlarımızla çakıştığında? Doğru olanı bildiğimiz halde farklı çözüm yolları aramaya neden başlarız? Aang bu sorulara çözüm ararken, yaklaşan savaşı iyice hissediyoruz. Bu sırada, en sevdiğimiz Kyoshi Savaşçısı Suki‘yi görüyoruz! Metal Bükme Akademisinden Sokka ve Toph’u alıp Zuko’nun ordusuna götürüyor. 

Ordular, direniş, yerli halk ve fan kulüp derken savaş farklı seyrediyor. Bu bölümde görmek, okumak ve yaşamak istediğim hisleri birebir tattığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Katara’nın bakış açısından tutun da, Aang’in düşünceleri, panellerde bize tam olarak hissettirilmiş. Soluksuz okuduğum bir bölüm oldu. 

Son

Sanırım aşık oldum sevgili okurlar, BEN BU HİKAYEYE AŞIK OLDUM! Mükemmel yazılmış bir devam macerası, resmen doyamadım. Okumaya başlamadan önce ‘The Search’ e nasıl bağlanacağını merak ediyordum, bu kadar sağlam olabilirmiş. Her bir karakterin çizimi o kadar karakteristik ki, öncesinde bahsettiğim gibi sanki diziye yeni bir sezon eklenmiş ve biz onu izliyormuşuz gibi bir his uyandırıyor. Panelleri tekrardan öveceğim, çünkü bükme sahnelerinden tutun, duygunun yoğunlaştığı ana kadar harika tasarlanmış.. Cildin sonuna eklenmiş eskiz defteriyse bir o kadar merak uyandırıcı. Çeviriyi övmeden de geçemeyeceğim, Gerekli Şeyler muazzam bir iş başarmış. Avatar Son Hava Bükücü’nün türkçe dublajına zaten hastayım, dönüp dolaşıp izliyorum. Okurken sesler resmen kafamda canlandı. Sokka yine hatırladığımız ‘Sokka’, Katara yine bildiğimiz gibi bilmiş ve sevimli. Bunu tabi ki Türkçe çevirinin başarısına da borçluyuz. ‘The Promise’i önceden İngilizce okuduysanız bile, bence bu cilde sahip olup tekrardan okuyun. Hikaye bazında da, okurken hem kahkaha attım hem de ağladım :’).

Peki siz bu çizgi romanı okudunuz mu? Okumayı düşünüyor musunuz? Düşüncelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın! Bu sırada ben de diziye  sıfırdan mı başlasam ne?

WandaVision: Marvel Geri Döndü

Hevesle geride bıraktığımız 2020 yılının ardından yeni yıla yeni serisi ile giren Marvel, ilk kez bu kadar uzun zamandır bir içerik çıkarmamasının üzerine fanlarına Disney+’tan seslendi.

Geçtiğimiz günlerde izleyicisiyle buluşan ve süper kahraman severlerin heyecanla beklediği WandaVision’ın ilk iki bölümü yayınlandı. Bizler de bu iki bölümü izleyip, sizler için incelemeye koyulduk. Henüz WandaVision’ izlememiş olanlar merak etmeyin, incelemedeki spoiler uyarısını görene kadar gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Sanmıyorum ama ola ki Endgame’i de izlemediyseniz yazının geri kalanında spoiler ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Wanda ve Vision Sitcom’da Buluşuyor

Endgame’de yaşanan tatsız olayların sonrasında tanıdık yüzler görmek izleyicileri rahatlatsa da, dizinin gizemli havası seyirciye henüz dizinin keyfini çıkarma şansını vermiyor. Sevilen karakterleri aylar sonra ekranlarda gören hayranlar bu durumdan ne kadar memnun olsa da, Marvel dizinin belirsiz gidişatıyla kafalarda soru işareti bırakmaya devam ediyor.

En son perişan halde bıraktığımız Wanda’nın, dizideki 1950’lerin komedisinden fırlamış görselliği ve tavrının insanın üzerinde gülümseten bir etkisi olduğunu söylememiz gerek. Marvel’ın üzerimizde bıraktığı bütün o kasvetten ve üzücü havadan birazcık da olsa uzaklaşmamızı sağlıyor. Fakat bu peri masalı çok fazla uzun sürmeyecek gibi duruyor.

4.Faza Hazırlık

WandaVision ile yeni bir faza geçen Marvel bizleri bu fazın içerisine henüz tamamıyla dahil etmiş değil. Bu diziyle -en azından ilk birkaç bölümüyle- bizleri yeni Marvel’a sokmadan önce ısındırıyor gibi duruyor.

WandaVision’ın sonunun Dr Strange’in yeni filmine bağlanacağını çıkan haberlerden duymuştuk. Bu nedenle dizinin ilk bölümlerinin sakinliğini koruyacağını ve her geçen bölüm heyecanın artacağını, en sonunda ise izleyiciyi ekran başına kilitleyecek bir sezon finaliyle veda edeceğini düşünüyoruz.

Dizi, sonrasında çıkacak Spider-Man 3 ve Doctor Strange in the Multiverse of Madness filmleriyle gelecek olan heyecanlı bir maceranın ilk adımlarını atmış oldu. Her ne kadar hızlı bir başlangıç yapmamış gibi görünse de dizi hakkında pek çok teori ve yer alacağı düşünülen isimler de şimdiden hayranlar tarafından tahmin edilmeye başlandı.

Sır Gibi Devam Ediyor

Teorilerin giderek büyüdüğü dizi için her geçen gün yeni bir easter egg veya yaşanması olası bir olay ortaya atılmakta. Dizinin ilerleyen bölümlerinde açığa çıkacak olan bu sırları Marvel ilk iki bölümde gözümüze sokmadan yerleştirmeyi çok iyi başarmış.

Bir komedi dizisi girişi yapan WandaVision, bizleri gerecek sahnelere de sahipti. Herhangi bir bilgi sızdırmadan bahsetmek gerekirse, dizinin sitcom’lara yakışan siyah-beyaz ve 4:3 kamera oranı güldürücü etkene katkısı da olsa, zaman zaman bu etkenler bir siyah-beyaz korku filmlerinin gerici anlarına dönüşebilir. Sizi That 70’s show komedisinden alıp Psycho ürkünçlüğüne sürükler.

İlk iki bölümüyle karşımıza ilginç anlarıyla çıkan WandaVision’ın diğer bölümlerini de sabırsızlıkla bekliyoruz. Keyifli anlardan rahatsızlığa ve gerçekliğe doğru adım attığımız bu macera her Cuma 5 Mart’a kadar seyircisiyle Disney+’ta buluşacak. 9 bölümlük bu maceranın ilk iki bölümünü izlediyseniz spoilerlı yazımızla devam edebilirsiniz. Fakat izlemeyenler için bundan sonraki kısımların spoilerlı olacağını söylemem gerek.

Dikkat Spoiler Var!

Spoilerlı İnceleme: Neler Kaçırdık

Dizinin yayınlanan iki bölümünün diğer bölümlere hazırlık niteliğinde olması Marvel hayranlarının bölümler hakkında heyecan verici geri bildirimler yapmamasına sebep oldu.

Henüz büyük spoiler verilebilecek bir içerikle karşılaşmamış olunsa da dikkatli izleyen hayranların gözünden kaçmayan birkaç detayı önünüze sereceğiz.

Siyah, Beyaz ve Kırmızı

Dizinin eski dönemlerden günümüze doğru yol almasıyla başladığımız siyah-beyaz dönemde araya giren renkler mutlaka ilginizi çekmiştir. Dizinin hayranları tarafından düşünülen bir teoride diziye renk giren her sahnenin gerçeklikle bağlantılı olduğu öne sürülüyor.

Peki nedir bu gerçeklik? Wanda bildiğiniz gibi Endgame’de çok sevdiği Vision’ı kendi elleriyle feda etmek zorunda kaldıktan hemen sonra Thanos tarafından geri getirilip tekrar ölmesini izlemeye itildi. Yaşadığı bu travmadan sonra neler atlattığını merak edenler için WandaVision bir kapı olacak da olsa, henüz Wanda’nın Endgame olaylarını nasıl kaldırdığına şahit olamadık. Bu nedenle pek çok fanın da tahmin ettiği üzere bu gerçekliğin Wanda tarafından yaratıldığı düşünülmekte.

Bu teoride, Vision’ın kaybını yaşadıktan sonra hayatına onsuz devam etmek istemeyen Wanda’nın yarattığı gerçekliğe, mutlu bir evlilik ve kusursuz bir hayat ile hapsolmuş durumdayız. Düşünülenlere göre Wanda’ya bunu kimse yaptırmıyor. Her ne kadar radyoda duyduğumuz “Wanda bunu sana kim yapıyor?” sözü düşündürse de, hayranlar Wanda’nın Vision’sız yaşayamadığı için oluşturduğu bu dünyaya kendi isteğiyle kapandığını düşünüyor.

Marvel’ın İpuçları ve Daha Fazlası

Kısa gibi görünen toplam 40 dakikalık bu iki bölüm, düşünmeden izleyip gidenler için keyifli bir komediye dönüşebilirken; işaret ve teori kovalayan hayranlar için yoğun bir araştırmaya dönüşebilir.

Marvel’ın bıraktığı birçok işaretin ileriki bölümler için izleyicilere kapı açtığı düşünülmekte. Hadi gelin bu işaretler nelermiş bir bakalım.

1) Reklamlar

Dizinin ilginç yanlarından birisi de arada giren değişik reklamlardı. Her ikisinde de tanıdık izler olan bu reklamlar fanlar tarafından Wanda’nın kaybettiği kişileri temsil ediyor.

İlk reklamımız bir tost makinası reklamı. Anlam veremeden izlediğimiz bu tost makinasına yapılan bir zoom sayesinde Stark Industries logosuna şahit oluyoruz. Pek çoğumuz için bir şey ifade etmeyen bu tanıdık logo, bazı hayranlara göre Wanda ve Pietro’nun Stark Industries tarafından üretilen bir bomba nedeniyle ailelerini kaybetmesini ve kendilerinin patlamayan bir bomba tarafından şans eseri kurtulmasını simgeliyor.

Ayrıca tost makinası çalıştırılırken çıkardığı sesin Tony Strak’ın kostümünün silah ortaya çıkarttığında veya ateş etmeye çalıştığındaki sesle aynı ses olduğu söyleniyor.

İkinci reklamımız ise bir saat reklamı. Üzerinde Hydra logosu olan bir Strücker saat. Bu isim tanıdık mı geliyor? Gelmeli de. Çünkü Wanda ve Pietro’yu kiralayan ve üzerinde deneyler yapan Hydra ilşikili Baron Von Strücker’i temsil ettiği söyleniyor.

2) S.W.O.R.D

Dizinin pek çok farklı yerinde logosu bulunan SWORD, çizgi romanlarda SHIELD’ın bir tür ‘uzay versiyonu’ olarak hareket eden bir terörle mücadele ve istihbarat ajansıdır. Ancak WandaVision’da SWORD’un kısaltmasının değiştirildiği gözlemlenmiştir. Sentient World Observation and Response Department yerine Sentient Weapon Observation Response Division kullanıldığı belirlenmiş.

3) Bir Portal Mı?

Önceden de bahsettiğim gibi dizide çeşitli SWORD logoları görünüyor. Sadece görünmekle kalmayıp, Wanda’nın bu hayali dünyasını uzaktan da izleyebildiklerini bir bölüm sonunda görebiliyoruz. Fakat tüm bunların yanında ilginç olan bir detay daha hayranların gözünden kaçmıyor.

2.bölümün sonunda Wanda ve Vision’ın evlerinin önündeki kanalizasyondan çıkan bir arıcının SWORD logolu kıyafeti gözümüze çarpıyor. Fakat şaşırmamız gereken kısmın burası olmadığı da izleyiciler tarafından keşfedilmiş. SWORD ajanı olduğu düşünülen kişinin çıktığı kanalizasyon kapağı, bölümün başlarında yerinde olmadığı fark ediliyor.

SWORD ajanı Wanda’nın hayal dünyası ile bir kapı kurabiliyor mu yoksa henüz yeni mi başarmışlar bilmiyoruz fakat Wanda’nın onları mahallesinde istemediği kesin. Çünkü SWORD ajanını gören Wanda zamanı geri alarak bu durumdan çıkıveriyor.

4) Yan Karakterler Pek de ‘Yan’ Değillermiş

Heyecanlı komşu Agnes’ımız sandığımız kadar masum olmayabilir. Çizgi roman severlerin tanıdık olduğu Agatha Harkness ile ilişkilendirilen bu karakterin bir cadı olduğu ve zamanında Fantastik Dörtlü çizgi romanlarında belirdiği biliniyor.

Yetenek gösterisi için yapılan toplantı sırasında kadınlar arasındaki sohbet, seyirciye dizinin gerçek kötüsünün kim olduğuna dair bir ipucu verebilecek potansiyel bir gönderme olabilir.

‘Şeytan’ ile ilgili geçen bir muhabbette kullanılan bir satır izleyicinin ilgisini çekiyor. Dottie’nin “Şeytan ayrıntıdadır.” cümlesine karşı Wanda’nın kulağına “Olduğu tek yer orası da değildir.” diye fısıldayan Agnes’ın Mephisto için gönderme yapıldığı düşünülmektedir. Mephisto karakteri Marvel’ın en korkutucu kötülerinden olmakla beraber, boyutlararası bir iblis ve cehennemin hükümdarıdır.

Yeni Bir Marvel Dönemine Biz Hazırız, Peki Ya Siz?

Verilen uzun aradan sonra yayınlanan ilk Marvel içeriği olan WandaVision çoğunluğun beğenisini çoktan kazandı bile. Gerek farklı konsepti, gerekse ilgi çekici detaylarıyla 20 dakikaya pek çok şey sığdırmayı başaran WandaVision’ın ilk iki bölümünü bizler eğlenerek izledik.

Marvel’dan farklı türde bir içerik görmek heyecanımızı arttırdı ve bizlere her haftanın sonunda izleyecek içerik verdi. İzlerken bu kadar detayı fark edemedim diye üzülenlerdenseniz, üzülmeyin daha önümüzde 7 bölüm var.

Yeni karakterleri ve sürpriz konuklarının olacağını düşündüğümüz ileriki bölümler için biz sabırsızlıkla bekliyoruz. Siz WandaVision’ı nasıl buldunuz? Fark edilmediğini düşündüğünüz bir detay varsa bizlerle yorumlarda paylaşabilirsiniz. Keyifli izlemeler.