Wes Anderson’un Parçalanmış Ailesi; The Royal Tenenbaums

The Royal Tenenbaums, tamamen sıcak renklerle örülmüş ama bünyesinde soğuk karakterleri barındıran, aile bile olamamış bir aile üzerinden bu olguyu anlatmaya çalışan, zıtlıklardan oluşan bir film. Bu durumu seyirciyle, filme yerleştirdiği minik ayrıntılar veya büyük durumlarla çok başarılı bir şekilde paylaşıyor. Seyirciyi zaman zaman ikilemde bırakıyor, parçalayıp yeniden toparlıyor. Wes Anderson’un tek ve bütün duran simetrik, pastel dünyasında bu tür duyguların ruhumuza dokunması alışılmadık hissettiriyor. Üstelik bunun yanında, filmde bulunan çok sayıdakı sıradışı karakterin hiçbirini üstünkörü geçmeden, hepsini olması gerektiği kadar ve şekilde işlemeyi de başarıyor. The Royal Tenenbaums, Wes Anderson sineması içerisindeki en önemli filmlerden biri.

Tenenbaum ailesi, aile olmak konusunda sıkıntılar çeken bir ailedir ve bu ailenin başını da ismi pek de hevesle anılmayan Royal Tenenbaum çekmektedir. Gittikçe bağları incelen bu ailenin başta ebeveynleri, daha sonra da 3 çocuğu zamanla rüzgara kapılıp sağa sola savrulmuştur.

Royal, kendi ailesi hakkında neredeyse en ufak bir fikri olmayan, her konuda olduğu gibi ailesi ile de iletişim kurmakta beceriksizlik göstermiş, sarsak bir baba. Eşi Etheline ise Royal’ın tam olarak karşı kutbunda yer alan, ona tamamen tezat oluşturan, sorumluluk sahibi ve dominant bir anne. Zıt kutupların birbirini çekmesi, evliliklerini ve ailelerini bir arada tutmak için yeterli bir güç olmamış. Böylelikle Royal ve Etheline gittikçe kendi kutuplarına doğru çekilerek ikiye bölünmüşler.

Bu ebeveynlerin çocukları küçüklüklerinden beri çeşitli konularda, çeşitli eğitimler almışlardır ve Etheline’in disiplinli yapısı buna epey güçlü bir dayanak oluşturmuştur. Şimdi, yıllar sonrasında, parçalanmanın çocuklara vuran dalgaları, onlardan kişiliklerinin bir parçası haline gelen eğitimlerini silip süpürmüştür.

Margot, 12 yaşında sigaraya başlamış, küçüklüğünde tiyatro oyunları yazan, ailenin evlatlık kızı. Donuk bakışlarını filmin bütün kaosuna rağmen koruyan, kendisini kendi gri perdeleri ardına saklamış bir karakter.

Chas, çok küçük yaşta kendi işini kurmuş, kaskatı disiplinli bir karakter. Bunlardan geriye sadece disiplini ve eşini uçak kazasında kaybettikten sonra kendisini çevrelerine duvar edip her şeyden sakındığı çocukları Uzi ve Ari kalmıştır. Chas, eşini kaybetmenin travmasını atlatamamış, tıpkı Babadook’ta işlendiği gibi üzerine gidilmedikçe, göz ardı edildikçe büyümüş bir travmanın kurbanıdır. Ayrıca, babası Royal’a karşı sarsılmaz, kırılmaz bir şekilde öfkelidir.

Son olarak Richie, tenis kariyerini sonlandırmış ve her zaman ilgi duyduğu evlatlık kız kardeşi Margot’a karşı duyguları içerisinde gittikçe boğulmuş, ailenin diğer erkek çocuğu. Margot’a karşı duyguları karşısında gittikçe güçsüzleşiyor, samanlıktaki bir iğne gibi kendi karmaşasında kayboluyor. Bu noktada Margot’un filmdeki pek çok kaosun dayanak noktası olduğu aşikar.

Tenenbaumları farklı köşelere savuran rüzgar bu sefer onları eski Tenenbaum evinde bir araya getiriyor ve bu kadar uç karakterlerin bir arada sakin sakin, barış içinde durmasını beklemek elbette ki hayalcilik olur. Filmin ilerleyen dakikalarında anlıyoruz ki aile üyelerini oraya buraya ittiren bu rüzgar, baba Tenenbaum’dan başkası değil. Filmin başında aileyi uzaklara üfleyen Royal Tenenbaum, bu sefer onları bir araya getirip, hatalarıı telafi etmeye kararlı görünüyor. Tabi ki Royal, bir baba figürü hatta sadece bir figür olarak bile oldukça beceriksiz olduğundan, en başta bu çabaları kopuk kola yara bandı yapıştırmaya benziyor. Başta aile üyelerinin birbirlerine karşı buz tutmuş yaklaşımlarının, içten ve dıştan yavaşça çözünmesini ve bir sonuca ulaşmasını izliyoruz.

Wes Anderson bir aile dramasını, her bir ayrıntısı özenle çizilmiş tablo gibi bir görsellik eşliğinde, masal tadında ekranlara taşıyor. Film melankoliyi, kendine özgü bir şekilde katmanlarının arasına saklıyor ve siz kabuklarını soydukça, filmi tanıdıkça bu melankoliyle daha fazla karşılaşıyorsunuz. Sizi bu hiçbir duyguya savunmasız ve direkt bir şekilde asla maruz bırakmıyor.

Bizce bir akşamınızı Tenenbaum ailesinin iç ısıtan ama buz gibi, güldüren ama aynı zamanda melankolik, zıtlıklar hikayesine ayırmalı ve onlarla tanışmalısınız.

Bir Cevap Yazın