Saygı Duruşu; Babadook İncelemesi

Babadook, her ne kadar 2014 yapımı bir film olsa da incelenmeyi en çok hak eden filmlerden biri olduğu görüşündeyim. Katmanlı yapısını, spot ışıklarını bir anne ve çocuğunun üzerine tutarak saklayan Babadook, kendi türünün en başarılı örneklerinden biri. Peki bu tür nedir? Dışarıdan bakıldığında basit bir korku-gerilim filminin tüm ögelerini barındırıyor, korku filmi sınıfına tam anlamıyla oturuyor gibi görünse de, Babadook için korku sadece bir araç.

Babadook, bir anne ve çocuk arasında asla konuşulmamış, asla yüzleşilmemiş bir kaybın hikayesi. Bu durum öyle bir tabu halini almış ki, çocuk (Samuel) ve annesi (Amelia) kaybettikleri babalarının ardından aralarındaki belli başlı duyguları da kaybeder hale gelmişler. Aralarındaki ilişki gittikçe açılan ve açıldıkça hacim kaybeden bir ip yumağı gibi. Yine de bu mücadelede birbirlerinden daha fazlasına da sahip değiller. Samuel ve Amelia’nın araları kıyıdan git gide uzaklaşan bir sal gibi açılmaya devam ettikçe, Babadook bu boşluğa oturuveriyor.

Yaşadığınız sorunların fiziksel bir varlığa büründüğünü hayal edin. Travmalarınız, sorunlarınız çözülmedikçe, siz o sorunları zihninizin ardına itelemeye, halının altına süpürmeye devam ettikçe bu yaratık git gide beslenip büyüyor, sizi geceleri rahatsız ediyor, lambır lumbur yanınızda yürüyor. Evet, bu Babadook‘tan daha farklı bir şey değil. Tüm hikayede Babadook ögesi, omzuna bindirilen her şeyi en iyi şekilde temsil etmiş.

Amelia, doğumda eşini kaybetmiş, oğlunu tek başına büyütmeye çalışan bir anne, oldukça yorgun, hırpalanmış, dolayısıyla da kendisini çevreleyen dünyası her zaman gri. Bu seyirciye eksiksiz bir şekilde yansıtılmış, izlerken bu griliğin adeta çevrenizdeki havaya karıştığını nefes alırken ciğerlerinize kaçtığını hissediyorsunuz.

Bütün bunların yanında filmin harika ses kullanımı ve tasarımı sizi her an yerinizden fırlamaya hazır hale getiriyor. Bunu da ”içeri girme” temasıyla harmanladığında ortaya oldukça gergin bir atmosfer çıkıyor. Babadook, kapıya tıklayıp içeri girmeye çabaladıkça size de seyirci olarak kapana kısılmışlık hissini yaşatıyor.

Bir korku filmi olarak bakıldığında Babadook, bir öcü filminden daha ötesi olmayıp aynı zamanda da korku klişelerinden uzak kalıp, kendi kıyısını bulabilmiş. Oldukça düşük bütçesiyle Jennifer Kent‘in ilk uzun metraj filmi olan bu filme sıradışı ve cesur kelimelerini yakıştırabiliriz. Gerçekten de klişelikten uzak, sıradışı bir korku filmi ve bunu ortaya koyarken attığı her adımda cesur davranmaktan çekinmemiş.

Elini attğı, işlediği her şeyin altından son derece başarılı kalkmayı başarmış bu filmi gözden kaçırdıysanız, bir korku filminden daha fazlasını görmeye çalışarak izlemenizi kesinlikle öneriyoruz.

Bir Cevap Yazın