Invincible: İlk Sezon İnceleme

Kan, vahşet, süper kahramanlar… Çoğunlukla bu üçlü yan yana geldiğinde ortaya fena bir iş çıkmıyor. Bu etkenler bir de animasyonlarla birleştiğinde, izleyicide yeni bölüme geç butonuna hararetle basma etkisi uyandırıyor. Amazon Prime Video’nun Invincible’ı da hayranlarından aldığı olumlu tepkilere bakılırsa bu etkiyi bizlere geçirmekte oldukça başarılı olmuş.

Robert Kirkman’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan animasyon serisi, yine Kirkman’ın yazarlığı ve önderliğinde izleyicilerin karşısında yerini aldı. Bu sayede çizgi romanıyla dilediği üne kavuşamayan Invincible, animasyon dizisiyle dünyanın dört bir yanında seyirci kitlesine ulaşmış oldu.

Küçük Detaylarıyla Seyircinin Kalbini Kazandı

Sıradan bir süper kahraman içeriği gibi duran ama kolaylıkla kendine bağlamayı başaran Invincible, izleyicisi için her bölüm çeşitli sürprizler de bırakmaktan kaçınmıyor. Bu tür içeriklerde devamlılığı artırmak nedeniyle yapılan bu minik sürprizler, izleyicinin de dikkatini çekmiş olacak ki, dizinin Twitter sayfası bu detayları her bölüm paylaşmadan duramıyor.

Bölümlerin fazlasıyla kan ve vahşet içerdiği aşikar. Fakat her bölüm geçtikçe bu vahşetin arttığını biliyor muydunuz? Invincible ekibi bunu bildiğimizden emin olmak için twitter hesaplarından her bölümün isim kartlarını paylaştıkları bir dizi tweet atmış. Ayrıca bölüm başlığı bir karakter “Invincible” diyene kadar gösterilmiyor, deseler de siz izleyici olarak duyamıyorsunuz. Bunun yerine, cümlenin söylenmesi gereken kısımda dizinin isim kartı ekrana yansıyor ve giriş böylelikle verilmiş oluyor.

Elini Korkak Alıştırma

Çoğunlukla süper kahraman denildiğinde kafamızda canlanan klasik Marvel ve DC içerikleri bizleri ne kadar heyecanlandırsa da gerçeklikten bir o kadar uzak olmaları da zaman zaman canımızı sıkabiliyor. “Tabii ki süper kahraman içeriği gerçeklikten uzak olacak, ne demek istiyorsun?” Dediğinizi duyar gibiyim. Aslında demek istediğim şeyi size şöyle açıklamama izin verin:

Bildiğiniz üzere bir süper kahraman içeriğinde genellikle kötü bir adamla karşılaşılır ve kahramanımız günü kurtarır. Biz de izleyici olarak bundan tatmin olmuş bir şekilde ayrılırız. Fakat çoğu zaman aklımıza takılması gereken ama takılmayan minik sorunlar yaşanır. Mesela bir şehirde savaşan iki karakterin o anda sokakta, yol kenarında veya evlerinde olan insanlara ne gibi zararları olduğunu çoğunlukla görmememiz.

Ya da ellerine birtakım güçler geçen herkesin genellikle bu gücü iyiye kullanmaları. Gerçekçiliği bu konuda en iyi kullanan dizilerden biri de adını sıkça duyuran The Boys dizisi oldu. Homelander karakterinin son zamanlarda en çok konuşulan ve ilgi çeken karakter olmasının sebebi de güçlerini acımasızca kullanmasına rağmen halk tarafından fark edilmeden yüksek mevkilerde yer edinebilmesidir.  

Toparlamak gerekirse Invincible tüm bu gerçekçiliği yüzümüze hiç acımadan atmaktan çekinmeyen bir yapım olmuş. İyi ki de olmuş.

İki karakteri dövüşürken izlediğimiz bir sahnede, herhangi bir karakterin kullandığı kontrolsüz güç, sokakta yürüyen bir aileyi paramparça edebilir. Binalardan düşen taşlarla ölen insanlar, uzuvları ekrana sıçrayan aileler ve daha fazlası animasyon ekibinin başarılı elleriyle önümüze atılıverir.

Aynı zamanda kahramanlarımızın savaş sırasında kurtarmaya çalıştığı masum insanların da her zaman kurtulamadıkları ve ellerinde acımasızca can verdikleri sahneler de dizide çok normal bir şeymiş gibi karşımıza çıkabiliyor. Spider-Verse’ün -hatta genel olarak Spider-Man’in- bizlere öğrettiği bir şey varsa o da “Her zaman herkesi kurtaramazsın.” Sözünün ne kadar doğru olduğudur.

Bu tür detaylarla karşılaştığımızda içeriğe bakış açımızın bambaşka bir yol izlediğini görebiliyoruz. Pek çok fan bu gerçekçiliği özlemiş olacak ki, seriyi ilk bölümden yüksek puanlarla ve güzel yorumlarla karşıladılar.

Spoilersız Genel Bakış

Dizi ana kahramanımız Mark Grayson’ın güçlerini kazanmadan hemen öncesiyle başlar. Bu küçük detay, hepimize çizgi roman okuyarak büyüyen ve bir şekilde süper kahraman olabileceğini düşünen hallerimizi hatırlatmış olabilir. Sırf bu nedenden dolayı bile diziye ısınarak başlayan hayranlar, büyük ihtimalle olacakların farkına varmadan masum bir süper kahraman animasyonunun içinde olduğunu sanarak kendini diziye kaptırır.

Mark’ın güçlerini kısa sürede kazanması, sürpriz bozan bir bilgi olmamakla beraber, dizinin ismi olan Invincible karakterini de bizlere sunar. Dizi buraya kadar gayet tatlı bir şekilde ilerler. Babası Omni-Man en önemli süper kahramanlardan biri olan Mark Grayson, aile evlerindeki yemek masalarında bir süper kahraman ailesi nasıl bir gün geçirir sorusunu bizlere gösterir.

Invincible’ın Justice League’i diyebileceğimiz Guardians of the Globe ile tanışırız ve dizi buradan sonra beklenmedik yerlere sürüklenir. Eğer şaşırmayı, vahşeti ve acımasızca öldürülen karakterleri izlemeyi seviyorsanız bu animasyon tam size göre.

Dizinin animasyon tekniklerinin detaycılığı nedeniyle gözünüzü ayıramadığınız uzun süreli yakın çekimlerde yaşanan kanlı olaylar, seyirciyi şoklar içerisinde ekrana kilitlemekten de çekinmez. Bu nedenle merakta bırakılmayı seven ve yeni sezonu sabırla bekleyebilirim diyen herkesi Invincible izlemeye davet ediyorum.

Yazının bu kısmından sonrası final dahil her bölümden SPOILER içerir!!!

Invincible… Biraz İddialı Bir İsim Değil Mi?

Süper kahramanlar kötü oluyor temalı her içerik çoğu zaman tutar diye düşünmüşümdür. Bu nedenle Invincible’ı da ilk bölümdeki beklenmedik aksiyonundan sonra büyük bir hevesle takip edeceğimi anlamış odum. Superman deliye döner ve Injustice olur, Homelander güçlerini kötüye kullanır ve devleti elinde kukla eder… Bu tür temalar genellikle temel hikayelerden çok daha fazla ilgi çeker. Çünkü normalin dışına çıkmak her zaman seyircide merak uyandırır.

Invincible da ilk bölümün sonunda Guardians of the Globe’un Omni-Man tarafından vahşice parçalanmasıyla üzerindeki temel hikaye etiketini yırtıp atmış oldu. Omni-Man’in motivasyonunun ne olduğunu bilmediğimiz ve kahramanlarımızı henüz yeni yeni tanıdığımız için de biz izleyiciyi ilk bölümden kendine çekmeyi başardı.

Guardians of the Globe’un katledilmesinden sonra Dünya, kahramanımız Mark Grayson ve yeni kurulan ekibe kaldı. Bu süreçte çok yaratıcı kahramanlarla tanışsak da en çok merak ettiğimiz şey Omni-Man ve Invincible’ın ilişkilerinin nasıl ilerleyeceği yönünde oldu.

Invincible’ın en etkileyici yanlarından biri ise aynı anda bir kaç farklı olay örgüsünü takip ediyor olmamız. Robot’un origin hikayesini keşfetmemizin yanında, Mauler ikizlerinin ilginç klonlanma halleriyle karşılaştık. Aynı zamanda Cecil’ın planlarını takip etmeye çalışırken, uzayda karşılaştığımız Allen the Alien adlı eğlenceli karakterle tanıştık. Damien Darkblood’u cehenneme uğurladık. Marsa yollanan Invincible’ımızın Mars’da karşılaştığı sorunların giderek büyüyeceğini anladık. Bu yüzden genel olarak bakıldığında gelecek sezonda az çok nelere rastlayabileceğimizi biliyor gibiyiz.

Fakat eminim ki hepimizin merak ettiği ana sorular aynıdır. Omni-Man ile Invincible insanı paramparça eden (kelimenin tam anlamıyla) kavgalarından sonra tekrar ne zaman yüzleşecekler? Omni-Man nereye gitti? Allen the Alien’ın da bahsettiği üzere Viltrumite’lar asla atandıkları gezegenleri bırakmazlar. Peki o zaman Nolan Grayson neden bırakıp gitti? Gerçekten de içinde azıcık da olsa oğluna acıma duygusu kalmış mıydı?

Ne yazık ki bu soruların cevabını öğrenmek için bir süre bekleyeceğiz gibi duruyor. Ama sabırsız hayranlar için çizgi romanı okumak gibi bir imkan da mümkün. Fakat umarım bu imkan diziyi izlemeyi severler için bir zorluğa dönüşmez ve sürekli spoilerlardan kaçmaya çalıştığımız bir ortam yaratmaz.

Babasıyla dövüşünde söylediği her kelime, attığı her adımı takdir ettiğimiz Invincible, bize göre adının hakkını fazlasıyla veriyor. Bu kadar iddialı bir ismi seyirciye hissettirerek taşıyan Mark Grayson’ı sevdiğimiz süper kahramanlar listesine keyifle ekliyor ve bir an önce ikinci sezondan yeni haberler almayı ümit ediyoruz.

Siz Invincible’ı nasıl buldunuz? Bizimle düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın.

Invincible: İlk Sezon İnceleme” üzerine bir yorum

  1. Seyir zevki bir hayli yüksek ve temposu en başından beri düşmeyen bir dizi. Çizgi romanı 144 issue sürmüş, dizi buna birebir sadık ilerlemese de temelde aynı doğrultuda ilerliyor. Ayrıca çizimler dizide çok daha iyi bence çizgi romana oranla. Sabırsız olan ve ne olacağını merak edenlere çizgi romanı okumalarını tavsiye edebilirim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.