Invincible: İlk Sezon İnceleme

Kan, vahşet, süper kahramanlar… Çoğunlukla bu üçlü yan yana geldiğinde ortaya fena bir iş çıkmıyor. Bu etkenler bir de animasyonlarla birleştiğinde, izleyicide yeni bölüme geç butonuna hararetle basma etkisi uyandırıyor. Amazon Prime Video’nun Invincible’ı da hayranlarından aldığı olumlu tepkilere bakılırsa bu etkiyi bizlere geçirmekte oldukça başarılı olmuş.

Robert Kirkman’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan animasyon serisi, yine Kirkman’ın yazarlığı ve önderliğinde izleyicilerin karşısında yerini aldı. Bu sayede çizgi romanıyla dilediği üne kavuşamayan Invincible, animasyon dizisiyle dünyanın dört bir yanında seyirci kitlesine ulaşmış oldu.

Küçük Detaylarıyla Seyircinin Kalbini Kazandı

Sıradan bir süper kahraman içeriği gibi duran ama kolaylıkla kendine bağlamayı başaran Invincible, izleyicisi için her bölüm çeşitli sürprizler de bırakmaktan kaçınmıyor. Bu tür içeriklerde devamlılığı artırmak nedeniyle yapılan bu minik sürprizler, izleyicinin de dikkatini çekmiş olacak ki, dizinin Twitter sayfası bu detayları her bölüm paylaşmadan duramıyor.

Bölümlerin fazlasıyla kan ve vahşet içerdiği aşikar. Fakat her bölüm geçtikçe bu vahşetin arttığını biliyor muydunuz? Invincible ekibi bunu bildiğimizden emin olmak için twitter hesaplarından her bölümün isim kartlarını paylaştıkları bir dizi tweet atmış. Ayrıca bölüm başlığı bir karakter “Invincible” diyene kadar gösterilmiyor, deseler de siz izleyici olarak duyamıyorsunuz. Bunun yerine, cümlenin söylenmesi gereken kısımda dizinin isim kartı ekrana yansıyor ve giriş böylelikle verilmiş oluyor.

Elini Korkak Alıştırma

Çoğunlukla süper kahraman denildiğinde kafamızda canlanan klasik Marvel ve DC içerikleri bizleri ne kadar heyecanlandırsa da gerçeklikten bir o kadar uzak olmaları da zaman zaman canımızı sıkabiliyor. “Tabii ki süper kahraman içeriği gerçeklikten uzak olacak, ne demek istiyorsun?” Dediğinizi duyar gibiyim. Aslında demek istediğim şeyi size şöyle açıklamama izin verin:

Bildiğiniz üzere bir süper kahraman içeriğinde genellikle kötü bir adamla karşılaşılır ve kahramanımız günü kurtarır. Biz de izleyici olarak bundan tatmin olmuş bir şekilde ayrılırız. Fakat çoğu zaman aklımıza takılması gereken ama takılmayan minik sorunlar yaşanır. Mesela bir şehirde savaşan iki karakterin o anda sokakta, yol kenarında veya evlerinde olan insanlara ne gibi zararları olduğunu çoğunlukla görmememiz.

Ya da ellerine birtakım güçler geçen herkesin genellikle bu gücü iyiye kullanmaları. Gerçekçiliği bu konuda en iyi kullanan dizilerden biri de adını sıkça duyuran The Boys dizisi oldu. Homelander karakterinin son zamanlarda en çok konuşulan ve ilgi çeken karakter olmasının sebebi de güçlerini acımasızca kullanmasına rağmen halk tarafından fark edilmeden yüksek mevkilerde yer edinebilmesidir.  

Toparlamak gerekirse Invincible tüm bu gerçekçiliği yüzümüze hiç acımadan atmaktan çekinmeyen bir yapım olmuş. İyi ki de olmuş.

İki karakteri dövüşürken izlediğimiz bir sahnede, herhangi bir karakterin kullandığı kontrolsüz güç, sokakta yürüyen bir aileyi paramparça edebilir. Binalardan düşen taşlarla ölen insanlar, uzuvları ekrana sıçrayan aileler ve daha fazlası animasyon ekibinin başarılı elleriyle önümüze atılıverir.

Aynı zamanda kahramanlarımızın savaş sırasında kurtarmaya çalıştığı masum insanların da her zaman kurtulamadıkları ve ellerinde acımasızca can verdikleri sahneler de dizide çok normal bir şeymiş gibi karşımıza çıkabiliyor. Spider-Verse’ün -hatta genel olarak Spider-Man’in- bizlere öğrettiği bir şey varsa o da “Her zaman herkesi kurtaramazsın.” Sözünün ne kadar doğru olduğudur.

Bu tür detaylarla karşılaştığımızda içeriğe bakış açımızın bambaşka bir yol izlediğini görebiliyoruz. Pek çok fan bu gerçekçiliği özlemiş olacak ki, seriyi ilk bölümden yüksek puanlarla ve güzel yorumlarla karşıladılar.

Spoilersız Genel Bakış

Dizi ana kahramanımız Mark Grayson’ın güçlerini kazanmadan hemen öncesiyle başlar. Bu küçük detay, hepimize çizgi roman okuyarak büyüyen ve bir şekilde süper kahraman olabileceğini düşünen hallerimizi hatırlatmış olabilir. Sırf bu nedenden dolayı bile diziye ısınarak başlayan hayranlar, büyük ihtimalle olacakların farkına varmadan masum bir süper kahraman animasyonunun içinde olduğunu sanarak kendini diziye kaptırır.

Mark’ın güçlerini kısa sürede kazanması, sürpriz bozan bir bilgi olmamakla beraber, dizinin ismi olan Invincible karakterini de bizlere sunar. Dizi buraya kadar gayet tatlı bir şekilde ilerler. Babası Omni-Man en önemli süper kahramanlardan biri olan Mark Grayson, aile evlerindeki yemek masalarında bir süper kahraman ailesi nasıl bir gün geçirir sorusunu bizlere gösterir.

Invincible’ın Justice League’i diyebileceğimiz Guardians of the Globe ile tanışırız ve dizi buradan sonra beklenmedik yerlere sürüklenir. Eğer şaşırmayı, vahşeti ve acımasızca öldürülen karakterleri izlemeyi seviyorsanız bu animasyon tam size göre.

Dizinin animasyon tekniklerinin detaycılığı nedeniyle gözünüzü ayıramadığınız uzun süreli yakın çekimlerde yaşanan kanlı olaylar, seyirciyi şoklar içerisinde ekrana kilitlemekten de çekinmez. Bu nedenle merakta bırakılmayı seven ve yeni sezonu sabırla bekleyebilirim diyen herkesi Invincible izlemeye davet ediyorum.

Yazının bu kısmından sonrası final dahil her bölümden SPOILER içerir!!!

Invincible… Biraz İddialı Bir İsim Değil Mi?

Süper kahramanlar kötü oluyor temalı her içerik çoğu zaman tutar diye düşünmüşümdür. Bu nedenle Invincible’ı da ilk bölümdeki beklenmedik aksiyonundan sonra büyük bir hevesle takip edeceğimi anlamış odum. Superman deliye döner ve Injustice olur, Homelander güçlerini kötüye kullanır ve devleti elinde kukla eder… Bu tür temalar genellikle temel hikayelerden çok daha fazla ilgi çeker. Çünkü normalin dışına çıkmak her zaman seyircide merak uyandırır.

Invincible da ilk bölümün sonunda Guardians of the Globe’un Omni-Man tarafından vahşice parçalanmasıyla üzerindeki temel hikaye etiketini yırtıp atmış oldu. Omni-Man’in motivasyonunun ne olduğunu bilmediğimiz ve kahramanlarımızı henüz yeni yeni tanıdığımız için de biz izleyiciyi ilk bölümden kendine çekmeyi başardı.

Guardians of the Globe’un katledilmesinden sonra Dünya, kahramanımız Mark Grayson ve yeni kurulan ekibe kaldı. Bu süreçte çok yaratıcı kahramanlarla tanışsak da en çok merak ettiğimiz şey Omni-Man ve Invincible’ın ilişkilerinin nasıl ilerleyeceği yönünde oldu.

Invincible’ın en etkileyici yanlarından biri ise aynı anda bir kaç farklı olay örgüsünü takip ediyor olmamız. Robot’un origin hikayesini keşfetmemizin yanında, Mauler ikizlerinin ilginç klonlanma halleriyle karşılaştık. Aynı zamanda Cecil’ın planlarını takip etmeye çalışırken, uzayda karşılaştığımız Allen the Alien adlı eğlenceli karakterle tanıştık. Damien Darkblood’u cehenneme uğurladık. Marsa yollanan Invincible’ımızın Mars’da karşılaştığı sorunların giderek büyüyeceğini anladık. Bu yüzden genel olarak bakıldığında gelecek sezonda az çok nelere rastlayabileceğimizi biliyor gibiyiz.

Fakat eminim ki hepimizin merak ettiği ana sorular aynıdır. Omni-Man ile Invincible insanı paramparça eden (kelimenin tam anlamıyla) kavgalarından sonra tekrar ne zaman yüzleşecekler? Omni-Man nereye gitti? Allen the Alien’ın da bahsettiği üzere Viltrumite’lar asla atandıkları gezegenleri bırakmazlar. Peki o zaman Nolan Grayson neden bırakıp gitti? Gerçekten de içinde azıcık da olsa oğluna acıma duygusu kalmış mıydı?

Ne yazık ki bu soruların cevabını öğrenmek için bir süre bekleyeceğiz gibi duruyor. Ama sabırsız hayranlar için çizgi romanı okumak gibi bir imkan da mümkün. Fakat umarım bu imkan diziyi izlemeyi severler için bir zorluğa dönüşmez ve sürekli spoilerlardan kaçmaya çalıştığımız bir ortam yaratmaz.

Babasıyla dövüşünde söylediği her kelime, attığı her adımı takdir ettiğimiz Invincible, bize göre adının hakkını fazlasıyla veriyor. Bu kadar iddialı bir ismi seyirciye hissettirerek taşıyan Mark Grayson’ı sevdiğimiz süper kahramanlar listesine keyifle ekliyor ve bir an önce ikinci sezondan yeni haberler almayı ümit ediyoruz.

Siz Invincible’ı nasıl buldunuz? Bizimle düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın.

10 Bin Adım: Kısa Seyirler ve Gain Medya

10 Bin Adım, son zamanlarda piyasada yerini alan mobil platform Gain‘de karşıma çıkan, kaçırsam çok pişman olacağım işlerden bir tanesi. Şimdilik Gain’de sadece iki bölümü olan bu mini serinin her bölümü hemen hemen 10 dakikadan oluşuyor. Tıpkı bir hap gibi olan dizi 10 dakikalığına sizi keyiflendirmeyi başarıyor. Tam olarak Gain’in hedeflediği şekilde.

Nedir bu Gain Medya?

Gain Medya, 3 saat süren, yerli dizilerin karşısında ufacık silahıyla oldukça güçlü bir duruş sergileyen, size kısa, tek atımlık içerikler sunmayı amaçlayan bir streaming platform. Mobil uygulamasını ücretsiz bir şekilde indirip, 10 Bin Adım’a ve Gain Medya’nın kısa ve hafif içeriklerine ücretsiz bir şekilde ulaşabilirsiniz. Kim bilir, belki de uzun uzun filmlere, dizilere vakit ayıramadığımız, mental olarak uygun olmadığımız, belki yemeğimizi yerken göz atmalık bir şeyler aradığımız dönemlerde Gain tam ihtiyacımız olan şeydir.

Streaming platformlar gittikçe çoğalıyor ve neredeyse kafamızı uzattığımız her köşede yeni bir streaming platform ile burun buruna geliyoruz. Gain’in bu platformlardan ayrılan bir özelliğinin olması, daha farklı bir amaca hizmet etmeye çalışması oldukça hoş. İçerikler bizden uzun uzun saatlerimizi ayırmamızı isterken, Gain şimdiki zamanı yakalamaya çalışıyor.

Gelelim 10 Bin Adım’a

İsminden de çıkarım yapılabileceği üzere, 10 Bin Adım, sağlıklı olmak adına birlikte her gün 10 bin adım atmak üzere sözleşen eski sevgilileri anlatıyor. Bölümler öyle minimal ki, çiftimiz sadece yürüyorlar ve tatlı tatlı atışıp sohbet ediyorlar. Yürüyüşleri beklenmedik olaylara doğru kıvrılıp sizi oldukça eğlendiriyor. Piyasada gittikçe çoğalan, kaygılar güden, bizi sıkan, uzun saatler boyunca boğan yapımlar arasında 10 Bin Adım taptaze bir nefes gibi, doğal ve rahatlatıcı.

Fazladan hiçbir şey yok, büyük masraflara ve setlere, karmaşık senaryo ve hikayelere yer yok. Dizi, sadece eğlenceli diyaloglarıyla, hayatın içinden bir parçayı alıp tabağınıza koymasıyla tüm bunların eksikliğini kapatıyor, hiçbirini aramıyorsunuz. Böyle oluşu fazladan bir samimiyete yer kazandırmış bile diyebiliriz.

Engin Günaydın, kendine biçilen rolü daha da renklendirmiş. Ezgi rolündeki Devin Özgür Çınar ile de çok keyifli bir dinamik yakalamayı başarmışlar. Kamera önünde olduğu gibi, kamera arkasında da yine bu iki isim var. Engin Günaydın ve Devin Özgür Çınar, dizinin hikayesini birlikte yazmışlar. Bu iki ismin yer aldığı böyle bir dizi de, Gain’in ismini duyurmak için tam bir nokta atışı olmuş diyebiliriz. 

Gain’e bir şans vermek isterseniz, toplamda sadece 20 dakikanızı ayırıp 10 Bin Adım’a göz atabilirsiniz. İnanın tadı damağınızda kalıyor. 

Amazon Prime Dahilinde İzleyebileceğiniz 7 Film

 Amazon Prime dahilinde en keyifli 10 dizi listesinden sonra elbette film listesi de yapacaktık… Bakalım film listemizde neler varmış?

Eastern Promises

Gönüllerimize Aragorn rolüyle taht kuran Viggo Mortensen, karşımıza bu sefer Nikolay adıyla Londra’nın en güçlü Rus mafya ailelerinden birine bağlı olarak karşımıza çıkıyor. Şoförlük yapan sert ve gizemli bir adam desek yanlış olmaz. Naomi Watts ise Anna rolüyle bir hastanenin kadın doğum bölümünde ebedir. Bir gün hastaneye kanlar içinde gelen 14 yaşındaki  Tatyana, çocuğunu doğurduktan sonra vefat eder. Tatyana’nın anılarını yazdığı not defterini alan Anna, farkında olmadan Nikolay’ın yanında çalıştığı ailenin sırlarını açığa çıkartır. Film durağan ve yavaş ilerliyor. Böyle olması sizde film kesin sıkıcıdır düşüncesi oluşturmasın. Tam tersine film sizi kendine çekiyor. Rus ailesinin yanı sıra Türk karakterlere de yer verilmiştir. Filmin süresi 100 dakikadır.

A Time to Kill

İnsanları ten rengiyle değil yaptığı eylemleriyle yargılamamız gerektiğini 149 dakika ile Joel Schumacher gözler önüne seriyor. Fabrika işçisi olan Carl Lee Hailey’ın (Samuel L. Jackson) başına korkunç bir şey gelir. 10 yaşındaki kızı, iki beyaz ırkçı adam tarafından tecavüze uğrar. Carl kendince adalet uygulamak ister ve iki beyazı öldürür. Amerika’nın siyahi insanlara uyguladığı politikayı hepimiz biliyoruz. Sonrasında özgürlüğüne kavuşma şansı düşük bir şekilde tutuklanır. Carl avukat tutma hakkını kullanarak kendine avukat tutar. Avukat olarak Jake Brigance’ı (Matthew McConaughey) tutar. 

Matthew gerçekten de bir dönem hukuk fakültesine gitmeyi düşünmüştür. Oyuncu olmasa başarılı bir avukat olacağını bu filmde gösteriyor. Filme geri dönecek olursak Jake davanın zorlu olduğunu biliyordur. Kendine yardım etmesi için Ellen Roark (Sandra Bullock) adlı hukuk öğrencisiyle birlikte çalışır. Film ilerledikçe ikisi davanın kaderini değiştirecek önemli kanıtlar bulurlar. Filmin kilit noktasında Jake herkesin kalbine dokunacak bir konuşma yapar.

Beautiful Boy

Uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden Nick Steff ve babası David Steff’in bağımlılıklarıyla nasıl mücadele ettiğini konu alıyor. Çoğunlukla olayları babanın gözünden izliyoruz. Komedi oyuncusu olarak tanıdığımız Steve Carell, dram filmlerinde de başarılı olabileceğini gösteriyor. Artık kendisini daha çok dram filmlerinde izlemeliyiz. Günümüzün genç aktörlerinden ve canlandırdığı her karakteriyle adından bolca söz ettiren Timothee Chalamet, bu sefer karşımıza uyuşturucu bağımlısı genç olarak çıkıyor. Bu rolle Golden Globe ve BAFTA’a aday olmuştur. Film size hissettirmek istediği her duyguyu hissettiriyor. Kullanılan müzikler de bu duruma yardımcı olmuştur. Hatta zaman zaman gerilebiliyorsunuz. Ayrıca film David Steff’in yazdığı Beautiful Boy: A Father’s Journey Through His Son’s Addiction kitabında yer alan anılardan sinemaya uyarlanmıştır.

Man on Fire

Eski CIA ajanı olan John Creasy (Denzel Washington), geçmişinden kalan kötü anılarını unutmakta ve yeni hayatına adapte olmakta zorlanır. Bir gün Meksika sınırında, eski arkadaşı Rayburn (Christopher Walken) ile karşılaşır. Rayburn, kızı Lupita (Dakota Fanning) için John’a özel korumalık işi teklif eder. Haliyle özel koruma işini kabul eder. Günler geçtikçe John ve Lupita arasında bağ oluşur. Lupita, John’a hissetmenin ne demek olduğunu yeniden hatırlatır. Film 146 dakika ama süresi gözünüzü korkutmasın. Türü aksiyon-gerilim ve suç olduğundan süre akıp gidiyor.

Atonement

Booker Ödüllü yazar Ian McEwan’ın en popüler kitabı olan Atonement, edebiyat dünyasının alkışladığı bir başyapıttır. Çocukluk, aşk, savaş, İngiliz toplumunu ve sınıf ayrımını akıcı bir şekilde işlerken aynı zamanda etkileyici bir anlatım sunar. Aynı zamanda utanç, bağışlama, kefaret ve günahları hoş görmenin güçlüğü üzerinde de düşünmeye yöneltiyor. 1935 yazının en sıcak gününde 13 yaşındaki Briony Tallis (Saoirse Ronan), ablası Cecilia’nın (Keira Knightley) soyunup yazlık evlerinin bahçesindeki küçük havuza girdiğini görür. Cambridge’den yeni dönmüş olan çocukluk arkadaşı Robbie Turner de (James McAvoy) Cecilia’ı gözlemektedir. O gün sona ermeden bu üç gencin hayatı bir daha düzelmemek üzere değişmiş oldu. Robbie ile Cecilia başlangıçta hayal bile etmedikleri bir sınırı aşacak ve küçük kızın hayal gücünün kurbanı olacaklar. Zengin oyuncu kadrosuna Benedict Cumberbatch de eşlik ediyor.

Widows

Eşlerinin gerçekleştirdikleri soygun sırasında ölmesiyle Chicago’da yaşamak dışında görünürde hiçbir ortak noktası olmayan 4 kadını hayat bir araya getirir. Dul ve bulaştıkları yasadışı işleri nedeniyle yüklü bir borç altında kalan Veronica (Viola Davis), Alice (Elizabeth Debicki), Linda (Michelle Rodriguez) ve Belle (Cynthia Erivo), kendilerinin ve ailelerinin kaderlerini kontrol edebilmek için eşlerinin başladığı işi bitirmeye karar verirler. Liam Neeson, Jon Bernthal, Colin Farell gibi başarılı aktörler de kadroda. Filmin başları biraz ağır işlese de sonralarında heyecan artıyor.

Street Kings

Hepimizin hayran olduğu Keanu Reeves şimdi de karşımıza kıdemli polis memuru Tom Ludlow olarak çıkıyor. Karısını kaybettikten sonra hayatı keyifsiz, karanlık ve ölümcül bir hâl almıştır. Görev aldığı polis departmanında yozlaşmaları fark eden Ludlow, partnerinin ölümü ile ilgili dosyalarda araştırma yapar. Tüm hayatını adadığı ve kendisinin de içinde bulunduğu teşkilâta başkaldırmak zorunda kalır. Chris Evans ve Forest Whitaker’ı da filmde izlemek mümkün. Boş zamanlarınızda izleyebileceğiniz güzel aksiyon ve suç temalı bir film.

 

Amazon Prime Dahilinde En Keyifli 10 Dizi

Herkese merhabalar! Bildiğiniz üzere Amazon Prime geçtiğimiz ay Türkiye’ye giriş yaptı ve kullanıcılara aylık 7.90 TL gibi bir fiyatlandırma sundu. Amazon’un yaptığı fiyatlandırmadan ve sunduğu hizmetlerden çok büyük bir kitle memnun kaldı. Amazon Prime Video platformu da sunulan hizmetlerden sadece biri. Biz de bu listemizde en iyi 10 Amazon Prime Video dizisini toplamaya karar verdik. Hazırsanız başlayalım.

The Office

1. The Office (2005)

Amerikan yapımı bir sit-com dizisidir. Dizide Dunder Mifflin Paper Company isimli kağıt şirketinde çalışan bir ofis ele alınır. Ofiste zaman zaman atışmalar olsa da ofis müdürü Michael Scott durumu hep kontrolü altında tutmaya çalışır. Samimi ve sıcak bir ofis ortamı sağlamak ilk hedefidir. Dizide ofis içi günlük koşturmaca ve personellerin birbiriyle olan ilişkisi konu alınır.

Dizi 9 sezon sürdü ve 2013 yılında da kapanışını yaptı. Ofis müdürü rolünü Steve Carell oynuyor. Dizide başroller olarak Dwight Schrute rolünde Rainn Wilson, Jim Halpert rolünde John Krasinki, Pam Beesly rolünde Jenna Fischer ve Ryan Howard rolünde B. J. Novak isimlerini görüyoruz. Saydığımız isimler sınırlı olsa da dizi aslında bundan daha geniş bir oyuncu listesine sahip. Dizinin ayrıca 5 Emmy Ödülü ve 1 Altın Küre Ödülü mevcut. The Office, oldukça güldüren ve akıp gitmesinden dolayı hızlıca ilerleyebileceğiniz bir dizi. Sit-com ve komedi severlere tavsiye ederiz.

The Boys Amazon Prime

2.The Boys (2019)

Amerikan yapımı, süper kahraman temalı bir dizidir. Garth Ennis ile Darick Robertson’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanmıştır. Dizinin konusu, kendi güçlerini kötüye kullanan başka süper kahramanlara karşı savaşan The Boys adlı ekibin mücadelesidir. The Boys’un, diğer çizgi roman dizileri ve içeriklerinin aksine epey kanlı ve gerçeğe çok yakın görüntüler içerdiğini söyleyebiliriz. Daha toz pembe kalan diğer süper kahraman içerikleriyle karşılaştırıldığında bu dizinin ne kadar farklı bir bakış açısı içerdiğini fark edebiliyorsunuz. Dizinin fragmanında da dendiği gibi “Süper kahramanlarınızla asla karşılaşmayın.” Bu süper kahramanlarla yüz yüze gelmeyi hiç istemeyeceğinizden eminiz.

Dizinin şu an 2 sezonu var ve 3. sezonun geleceği söylendi. Dizinin uyarlandığı çizgi roman 2006-2012 yılları arasında 72 sayı basılmıştır. Dizinin çizgi romanı da dizi gibi bende merak uyandırdı. Bu harika ve son derece kanlı süper kahraman dizisinin yeni bölümlerini merakla bekliyoruz.

Dr. House

3.Dr. House (2004)

Amerikan yapımı, tıp ve sağlık temalı bir dizidir. Dizinin ana karakteri olan Dr. Gregory House, çoğunluk tarafından benimsenemeyen farklı mizaca sahip bir tiptir. Kuralları umursamayan tavırları ve farklı teknikleri vardır. New Jersey’de Princeton-Plainsboro Hastahanesi’nde çalışır. Bulaşıcı hastalıklar ve nefroloji konusunda çok iyidir. Dizide genel olarak hastanede geçen olaylar ve Dr. House konu alınır.

Dizi 8 sezon sürdü ve 2012’de sonlandı. Dr. Gregory House rolünde Hugh Laurie’yi görüyoruz. Bunun dışında Omar Epps, Jesse Spencer ve Jennifer Morrison oyuncu kadrosunda önemli yer tutan isimlerdendir. Dizinin 2 Altın Küre Ödülü vardır. Medikal konulara ilgisi olan dizi severlerin kaçırmak istemeyeceği türden bir dizi, kesinlikle tavsiye ederiz.

Fleabag

4.Fleabag (2016)

İngiliz yapımı, trajikomik bir dizidir. Başrolde, dizinin yaratıcısı ve yazarı olan Phoebe Waller-Bridge’i görürüz. Dizi, Londra’da hayat şartlarına uyum sağlamaya çalışan özgür ruhlu ve kafası karışık bir kadının yaşantısını konu alır. Başrolümüz yakın zamanda bir trajedi yaşamıştır ve bir yandan da bununla hesaplaşıyordur. Başrol dışında Sian Clifford, Olivia Colman ve Andrew Scott dizide gördüğümüz diğer isimlerdir.

Dizi 2 sezon sürdü ve 2019’da sonlandı. Phoebe Waller-Bridge dizideki rolüyle British Academy Televizyon Ödülleri kapsamında En İyi Kadın Komedyen ödülünü aldı. Dizi ayrıca bir Altın Küre ödülüne sahiptir. Başrol oyuncusu Waller’ın insana o duyguyu yaşatan mimikleri, hareketleri ve konuşması bu diziyi belki de bu kadar çekici kılan en iyi şeydir.

Mr. Robot Amazon Prime

5.Mr. Robot (2015)

Amerikan yapımı psikoloji, gerilim ve dram öğelerini içeren bir dizidir. Dizi, siber güvenlik uzmanı ve hacker olan, aynı zamanda da psikolojik sorunlar yaşayan Elliot Alderson isimli başrolümüzün etrafında geçer. Elliot’un çalıştığı şirkette bir gece siber saldırı olur. Elliot, saldırıya müdahale ederken saldırıyı yapan grubun lideriyle karşılaşır ve tanışır. Grup lideri Mr. Robot lakaplı bir anarşist, hacktivist’tir. Elliot, grup lideri tarafından fsociety isimli ve hacker üyelerden oluşan gruba davet edilir ve ardından olaylar gelişir.

Dizi 4 sezon sürdü ve 2019’da yayın hayatı sonlandı. Dizi, En İyi Drama dalında Altın Küre aldı. Oyun, dizi film gibi pek çok alanda oyunculuğunu gördüğümüz Rami Malek bu dizide de oyunculuğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Teknolojiden, hack olaylarından ve internetin karanlık yüzünden hoşlananlar, bu dizi tam size göre.

Tales from the Loop

6.Tales from the Loop (2020)

Amerikan yapımı bilimkurgu ve drama dizisidir. Dizi, Ohio eyaletinin hayali bir kenti olan Mercer’da geçer. Dizide, bu kentte yaşayan insanların birbirleriyle olan bağlantıları üzerinden ilerleyen bir hikaye örgüsü vardır. Mercer kenti, Loop isimli bir deneysel yeraltı fizik laboratuvarına ev sahipliği yapar. Bu deney merkezinde araştırmacılar “Mümkün olmayanı mümkün kılmak” amacı üzerine çalışırlar. Dizinin başrollerinde Rebecca Hall ve Jonathan Pryce yer alır. Dizinin çekim teknikleri ve görüntülerin kalitesi sayesinde izleyiciler tarafından beğenildiğini pek çok yerde gördüm.

Dizi geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanmaya başladı. İkinci sezonunun 2021-2022 yıllarında geleceği söyleniyor. Dizi, İsveçli sanatçı Simon Stålenhag tarafından yapılan çizimlere dayanıyor. Bu resimlerin toplandığı ve basıldığı bir kitap var. Eğer merak ettiyseniz bu videodan kitabın içeriğine ulaşabilirsiniz. Tales from the Loop konseptinin ayrıca bir kutu oyunu da var, bunu da söylemeden geçmeyelim.

The X-Files

7.The X-Files (1993)

Amerikan yapımı bir bilimkurgu dizisidir. Chris Carter tarafından yaratılmıştır. Dizide başroller olarak David Duchovny ve Gillian Anderson oynar. Dizi, FBI ajanları olan Fox Mulder ve Dana Scully’nin X-Files isimli paranormal ve çözülemeyen dosyaları araştırması üzerine kuruludur. Scully, aynı zamanda bir doktordur ve Mulder’ın bulduğu şeylere bilimsel şüpheyle yaklaşır. Mulder ise paranormal olaylara ve dünya dışı varlıklara inanma eğiliminde bir karakterdir. Carter, böyle yaparak cinsiyet kimliklerine yüklenen önyargıları tersine çevirmek istemiştir.

The X-Files’ın Ödüllere Doyamaması..

Dizi 11 sezon sürdü ve 2019’de sonlandı. Dizinin ayrıca iki filmi var. Seriyle bağlantılı olan film olan The X-Files 1998’de, ikinci film olan The X-Files: I Want to Believe ise 2008’de beyaz perdede yer almış. Ayrıca The X-Files’ın üçüncü ve dördüncü sezonları Topps Comics tarafından çizgi romana uyarlanmış. 1995-1998 yılları arasında toplam 41 sayı basılmış. 10 ve 11. sezonları da yine çizgi roman yayıncısı olan IDW tarafından toplam 33 sayı basılmış. Dizinin 5 Altın Küre Ödülü, farklı dallarda toplam 16 tane Emmy Ödülü var. Ödül sayısına ve oyuncuların kalitesine baktığımız zaman izlenmesi gereken bir dizi olduğu aşikar öyle değil mi?

Mad Men

8.Mad Men (2007)

Amerikan yapımı drama dizisidir. Zaman aralığı olarak 1960-1970 yılları arasında geçer ve nostalji kokulu bir yapısı vardır. Dizi New York, Manhattan’da bulunan Madison Avenue’daki Sterling Cooper isimli reklam şirketinde geçer. Şirketin üst düzey yöneticisi ve başrol olan Don Draper’a Jon Hamm hayat verir. Dizinin konusu çoğunlukla bu şirkette yaşananlar ve Don Draper’ın hayatındaki insanlardır. Dizi ayrıca 1960’lı yıllardaki Amerikan kültürünü ve sigara, içki, feminizm, homofobi, ırkçılık, cinsel hayat gibi dönemin sosyal ögelerini içerir.

Bir Ödül Rekortmeni Daha: Mad Men

Dizi 7 sezon sürdü ve 2015’te son buldu. Mad Men, yazımıyla, yönetimiyle ve oyuncularıyla büyük beğeni topladı. Dizi 5 Altın Küre ve 16 Emmy Ödülü sahibi. Dizinin içinde geçtiği dönem dizide o kadar iyi yansıtılmış ki dizinin teması giyim markalarına bile ilham vermiş. Brooks Brothers ve Banana Republic gibi giyim markaları Mad Men koleksiyonu çıkarmış. Barbie, dizide geçen Don ve Betty Draper karakterlerinin bebeklerini yapmış. Büyük firmalara bile ilham veren bu dram dizisi bence Amazon Prime Video dizi listenizde mutlaka olmalı.

Good Omens

9.Good Omens (2019)

Amazon Studios ve BBC Studios ile ortak olarak yapılan mini-dizidir. Fantastik ve mizah öğeleri içerir. Dizinin temeli 1990’da Neil Gaiman ve Terry Pratchett tarafından yazılan aynı isimli romana dayanır. Oyuncu kadrosunda başrollerde şeytan Crowley rolünde David Tennant ve melek Aziraphale rolünde Michael Sheen rol alır. Dizide, cennet ve cehennemin temsilcisi olan Crowley ve Aziraphale Dünya’da yaşam sürüyordur. Dünyanın sonu yaklaşıyordur ve Cennet ile Cehennem arasında olacak son savaş olan Armageddon Savaşı’na çok az kalmıştır. Deccal ortadan kaybolmuştur. Deccal eğer bulunamazsa, her şeyi ortadan kaldıracak olan Armageddon Savaşı yaşanacaktır. Bu yüzden Crowley ve Aziraphale beraber çalışıp Deccal’i bulmak zorundadır.

Bir Terslik Var…

Dizi 1 sezon sürdü ve 6 bölümden oluşuyor. İkinci sezonunun gelip gelmeyeceği belli değil. Bu dizi için ayrıca şöyle garip bir şey yaşanmış: Dizi, bir Amerikan Hristiyan dini örgütü tarafından başlatılan kampanya sonucu okların hedefi olmuş. Örgüt, dizinin Deccal, satanizm, Tanrı’nın sesinin kadın olması gibi saygısız öğeler içerdiğini öne sürerek Netfix’ten diziyi kaldırmasını istemiş. Dizi Amazon’da yayımlanmasına ve 6 bölümünün de o sırada yayında olmasına rağmen örgüt kampanyayı Netflix’e yöneltmiş. Kampanya sonra düzeltilip tekrar yayınlansa da neyse ki amacına ulaşamamış. İyi ki amacına ulaşamamış diyoruz çünkü bu mizahi yönü yüksek ve son derece kaliteli diziyi başka türlü izleme şansımız olmazdı.

Hunters Amazon Prime

10.Hunters (2020)

Amerikan yapımı bir drama dizisidir. Yıl 1977’dir ve Amerika, New York City’de hala yaşayan Nazi üyeleri vardır. Babaannesinin şüpheli ölümüyle beraber babaannesinin Hunters ekibiyle tanışan Jonah Heidelbaum ekibe katılır. Ekipte herkesin farklı yeteneği vardır. Ekip, birlikte Nazi Almanyası’nı canlandırmaya çalışan ve “Dördüncü Reich” anlayışını taşıyan üyeleri ortadan kaldırmaya çalışır.

Dizinin 1 sezonu mevcuttur. İkinci sezonu için Ağustos’ta onaylanmıştır. Dizide Jonah Heidelbaum rolünde Logan Lerman, Hunters ekibini Heidelbaum’un babaannesiyle kuran Meyer Offerman rolünde ise Al Pacino oynuyor. Al Pacino gibi son derece kaliteli ve değerli bir oyuncuyu bu dizide görmek beni epey heyecanlandırdı. İkinci sezonunu merakla bekliyoruz.

Biz Amazon Prime Video platformunu çok sevdik ve bu listeyi hazırlamaya karar verdik. Bizim Amazon Prime listemiz bu şekildeydi. Umarım listemiz sizlere dizi seçmede yardımcı olur. Bizlere sosyal medyadan ulaşabilirsiniz. Ayrıca sitede bulunan diğer haberlerimize buradan ulaşabilirsiniz. Sağlıcakla kalın!