DC Sıradaki Batman’in Kim Olduğunu Açıkladı!

   DC Comics’in yeni eventi Future State, DC evrenini oldukça büyük bir şekilde etkileyip alışık olduğumuz süper kahramanlarda yeni bir döneme kapı açacak. Batman, Superman, Wonder Woman gibi ikonik isimler yeni karakterler ile yazılacak. Clark Kent’in yerine oğlu Jon, Diana’nın yerine ise Yara Flor geçecek.

   En merak edilen sorulardan biri ise yeni Batman’in kim olduğuydu. Future State: The Next Batman #2 sayısı için yayınlanan, Doug Braithwaite’in çizdiği varyant kapak ile bu sorunun da cevabını almış olduk. Yeni Batman Lucius Fox’un oğlu Tim Fox olacak!

   Tim Fox’un Batman: The Joker War Zone ve Batman #101 gibi sayılarda gösterilmesinden Future State’de yer alacağını tahmin edebiliyorduk fakat yeni Batman olup olmayacağı belirsizdi. Çoğu kişi Tim’in kardeşi Luke Fox’un yeni Batman olabileceğini düşünüyordu. Luke Fox’u tanımıyorsanız kendisi Batwing ve bu zamana kadar Batman hikayelerinde Tim Fox’a göre daha ön planda olduğundan dolayı aslında böyle düşünmekte hata etmiyorlardı.

   Ayrıca görülen o ki Future State sadece çizgi roman evrenini etkilemekle kalmayacak. The CW’nin üzerinde çalıştığı Wonder Girl serisinde Yara Flor’u göreceğiz. Luke Fox’un Batwoman’da önemli bir rol oynadığını varsayarsak yakında kardeşini de görebiliriz diye düşünüyorum. 2021 yılının ilk aylarında yayınlanacak olan Future State serilerini sabırsızlıkla bekliyorum. Bakalım Tim Fox doğru bir seçim mi olmuş. Yeni Batman hakkında sizler ne düşünüyorsunuz?

Demir Döküm Kadife Eldiven: Garip bir yolculuk

Daniel Clowes‘un eşsiz çizim stili ile harmanlanan, David Lynch diyarlarından kopup gelmişe benzeyen eşsiz hikayesiyle Demir Döküm Kadife Eldiven (Like a Velvet Glove Cast in Iron), okuduğum en garip çizgi romanlardan bir tanesiydi.  Çizgi romanın sayfalarına eşlik eden siyah beyaz, rahatsız edici çizimler bütün bu tüyler ürperten gariplikleri destekliyordu.

Her şey Clay isimli ana karakterimizin sinemada ”Demir Döküm Kadife Eldiven” isimli snuff bir filmi izlemesi ile başlıyor. Filmi karakterimizle birlikte izlediğiniz kareler, bu çizgi romanın ne kadar garip noktalara gidebileceğinin sinyallerini veriyor zaten. Clay, izlediği bu filmde karısını görüyor ve onu bulmaya niyetleniyor. Karakterimizin sinemadan dışarı adımını atmasıyla da bir kabusu andıran maceramız hemen başlıyor. Her bir kare, her bir yeni olay örgüsü yepyeni bir cehennemi andırıyor.

Clay’in macerası yolundan sapıp pek çok olayla ve kişiyle kesişiyor. Nemfomanyak bir kadın ve Cthulhu mitosundan çıkıp gelmiş gibi görünen deforme bir kızı, garip bir sembolün peşinden koşan çok garip bir tarikat, sadist polisler, ağzı burnu ve gözleri olmayan bir köpek, Clay’in karşılaştığı tuhaflıklardan sadece birkaçı. Demir Döküm Kadife Eldiven’in her bir sayfasını çevirişinizde tamamen beklenmedik, yepyeni, şok edici bir sapkınlıkla karşılaşıyorsunuz.

Eşsiz ve akıcı bir anlamsızlık bütünü

Hikaye sürekli yeni şeylere kapı açtığı ve durmadan direksiyonu sağa sola kırdığı için bazı okuyuculara anlamak çok daha zor gelebilir. Ki zaten anlanması gereken bir şey var mı çok da emin değilim. Ama kendinizi zorlamadan panelleri takip ettiğinizde, çizgi roman sizi kolunuzdan tutup ana karakterimiz Clay ile birlikte oradan oraya sürüklüyor zaten. Anlam veremediğiniz bu hikaye son sayfaya kadar büyük bir akıcılıkla ilerliyor. Anlamaya çalışırken bir anda bitirdiğinizi fark ediyorsunuz.

Son sayfayı da okuyup kapattığınızda en başından beri içinizi kemiren ”Ben ne okudum?” sorusu ile büyük bir sessizlik içinde baş başa kalıyorsunuz. Ama kesinlikle pişman hissetmiyorsunuz. Çünkü Demir Döküm Kadife Eldiven’de karşılaşacağınız, şahit olacağınız şeyleri çok az yerde görebilirsiniz.

Benim bitirdikten sonra yaptığım ilk şey Daniel Clowes’un diğer çizgi romanlarını sipariş etmek oldu.

Hepsine Hükmedecek Tek Dizi: Daredevil

Süper kahraman türünün, filmlerden sonra dizi sektörüne de atlayışı fazlasıyla ses getirdi. Netflix gibi büyük video servisi sağlayıcıları da bu atlayışı fırsat bilip süper kahraman sektörünü bünyesinde barındırmaya başladı.

Özellikle Daredevil ile unutulmaz bir giriş yapan Netflix, aldığı olumlu geri bildirimler sayesinde pek çok diziyi de beraberinde yayınlamaya karar verdi. The Punisher, Jessica Jones, Luke Cage, Iron Fist ve en son The Defenders’ın da gelmesiyle Marvel evrenine farklı bir bakış açısı katan Netflix, bu mutluluğun çok uzun sürmeyeceğinin de habercisi oldu.

Marvel’ın içeriklerinin toparlanıp sunulduğu video servisi sağlayıcısı Disney+’ın da gelmesiyle, fanlar tekrar bir ümit içerisine girse de dizinin başrol oyuncusu Charlie Cox’un Comicbook.com’a yaptığı röportajda 4. Sezonun yapılmasını pek olası göremediğini söyledi. Netflix, fanların ısrarcı tavrı üzerine: “Fanlar tarafından ne kadar üzücü olduğunu bilsek de, dizinin son ve final sezonuyla gurur duyuyoruz. Bu nedenle diziyi bu kadar iyi bir yerdeyken bırakmanın en iyisi olduğunu düşünüyoruz.” açıklamasını yaptı.

Fanlardan En İyi Çizgi Roman Dizisi Övgüsü Yağdı

Var olan bir hikayeyi hayata geçirirken dikkat edilmesi gereken pek çok konu vardır. İçeriğin orijinalliğine kendi fikirlerini katmak isteyen senarist, çoğu zaman fanların suyuna gidecek yollar bulmaya çalışır. Bu açıdan bir fanı mutlu etmek ne yazık ki çok kolay sayılmaz. Fakat Daredevil’ın çok iyi yaptığı bir şey varsa o da bir fanı nasıl mutlu edeceğini çok iyi bilmesidir.

Pek çok ucuz çizgi roman dizisi farklı yayıncılar tarafından önümüze sunulduktan sonra Netflix’in başlatacağı bu cümbüşten de pek umudumuz yoktu. Fakat Daredevil ile gelen birkaç dizinin bu umutsuzluğu nasıl yıkabileceklerini görmüş olduk.

Fanlar tarafından en iyi çizgi roman dizisi olarak görülmeye devam eden Daredevil, 3.sezonun ardından ne yazık ki Netflix tarafından sonlandırıldı. Peki bu diziyi diğer dizilerden ayıran özellikler nelerdi?

Bazı diziler vardır ki insanı hikayesiyle çeker, bazıları çekimleriyle, bazıları ise oyunculuklarıyla. Çoğu süper kahraman dizisinde ise insanı çeken en klasik şeyler kostüm ve de orijinal hikayeye sadık bir senaryodur. Fakat Daredevil kendini sadece bir süper kahraman dizisi gibi göstermenin dışında bu türe ilgisi olmayan birinin de bu diziden ne kadar etkilenebileceğinin bir göstergesidir. Gelin bunun nedenlerini inceleyelim.

Adeta Çizgi Romandan Fırlamış Gibi…

Marvel’ın kötü karakterleri hakkında az çok bilgisi olan birisi Wilson Fisk karakterini tanır ve bu karakterin çizgi romanlardaki rolünü fazlasıyla bilir. Wilson Fisk -nam-ı diğer Kingpin- bana kalırsa Marvel kötülerinin en derin işlenen karakterlerindendir. Ağırlığı ve gücünü özel aletlerden ve inanılmaz teknolojiden alan biri olmadığı gibi, olağanüstü bir güce de sahip değildir. Toplulukta sözü geçen bir adam olması ve pek çok dövüş sanatına sahip olmasının yanı sıra, normal bir insandan kat kat daha güçlü ve dayanıklı olması ile ön plana çıkar. Histerik bir kötüden çok sevdiklerini korumaya adadığı bir kalbi olması, motivasyonunu savunmasak da anlamamıza ve kahramanımızla olan husumetinden etkilenmemize yol açar.

Bugüne kadar onlarca Marvel filmi ve çokça Spider-Man serisi çıkmış olmasına rağmen live-action bir Kingpin görememek can sıkıcıydı. Taa ki Netflix bize Daredevil’da Vincent D’Onofrio ile tanıştırana dek. İnanılmaz benzerliğinin dışında harika bir oyunculuk sergileyen D’Onofrio, dizinin izleyenlerinin kalplerinde fazlasıyla yer edinmiş olacak ki, kendisi için MCU (Marvel Cinematic Universe) filmlerinde de çıkması adına Marvel’a isteklerde bulunulmuştu. Bu isteklerin artması sonrasında Vincent D’Onofrio Twitter hesabından her an her şeyin olabileceğine dair mesajlar verdi. Fakat bizce bu mesaj sadece başarılı oyuncunun kendi dileklerini yansıtan ve Marvel tarafından dikkate alınmadığını düşündüğümüz bir mesajdır.

Dizinin ana kötüsünden bahsedip de başrolünden bahsetmemek olmaz. Charlie Cox bizlere sunduğu Matt Murdock rolü ile kalplerimize taht kurmakla kalmayıp, talihsizlik sonucu kör kalan avukat rolüyle  ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu da kanıtlamış oldu.

Hepimizin Beklediği O Sahneler…

Teknolojinin oldukça gelişmesi üzerine dizi ve filmlerin çekilmesine katkı sağlayan pek çok etken oldu. Çoğu zaman bu etkenlerle ulaşamadığımız evrenlere ve süper güçlere sahip oluyor hissine kapılsak da geri kalan zamanlarda oyuncunun ve sahnenin doğallığının hasretini çeker olduk.

Daredevil yapımcıları, yönetmenleri, dublör koordinatörleri ve koreografları dizinin bir süper kahraman dizisinden çok gerçek hayata yakın olmasını isteyerek hareket etmişler. Kanun kaçağımızın attığı her adımın, vurduğu her yumruğun hikayeyle bağlantılı olmasını ve bizlere geçmesini umarak tasarlamışlar.

İlk sezondaki koridor sahnesini (Hallway scene) tek çekimmiş gibi gösteren inanılmaz kurgusunun harika bir koreografiyle süslenmesi, dizinin henüz 2. Bölümden ne kadar iddialı bir çıkış yaptığının göstergesidir. Bu sahnenin bu kadar beğenilmesi üzerine dizinin yapımcıları buna benzer ikinci bir sahneyle 3. Sezonda karşımıza çıktılar. Bu sefer gerçekten de tek çekim olan 11 dakikalık bu şaheser, dizinin izleyicilerine keyifli anlar yaşattı.

Dizinin showrunner’ı Erik Oleson, ilk dövüş sahnesinin kamera geçişlerinin kesintisiz çekilmiş gibi durmasının ve karakter etrafındaki döngüsünün çok beğenilmesi üzerine; 3. Sezonda gerçekten tek çekim bir sahne yapmak istediklerini ve bu nedenle herhangi bir kamera hilesinin olmadığını anlatmak için sahnenin fazladan ışıklandırıldığını anlattı.

İlk dövüş sahnesinin sonuncuya kıyasla daha karanlık olma sebebinin ise kamera geçişlerinin kurguda kusursuz gözükmesi ve sanki hiç kesintisiz çekilmiş gibi durmasını istediklerini söyledi. 

Daredevil' Season 3: How the 11-Minute One Take Fight Scene Got Made | IndieWire

Tek Çekimlik Kusursuz Koreografi

Bu iki efsane sahnenin kamera hareketlerini saatlerce övmemiz gerektiğini düşünsem de değinilmesi gereken bir başka konunun da koreografi olduğunu düşünüyorum. Tek çekim uzun sahneler günümüzde de pek çok örneğinin bulunmasıyla beraber artık izleyiciyi etkilemenin yollarından biri haline geldi. Yönetmenler ve ekip tarafından zorluktan başka bir şey olmayan bu sahnelerin, finalde izleyici için vazgeçilmez bir keyfe yol açtığı aşikar.

Daredevil’ın ekibi için bu zorluk koreografi içerisinden geçmekte. Dar alanda oyuncunun hareketinin kısıtlanması bir yana, aynı zamanda dublörün esnek bir dövüş sergileyebilmesi için de pek ferah bir ortam olduğundan bahsedemeyiz.

Asıl zor olan kısmının ise bu denli uzun bir tek çekim sahnenin yapaylıktan çok doğal durması. Sahne gelmeden önce verilen gerilimin hikayeyle inanılmaz uyumu sonrasında karakterimizin yüzündeki bakış ve sahnenin başlaması ardından geçen muazzam 11 dakika… Bütün bu zorluklar üzerine şunu da hatırlatmam gerekir ki karakterimiz bir kör rolünü oynamakta. Bu nedenle yapılan her hareketin duyularıyla hareket eden bir körü yansıtmak zorunda olduğunu da unutmamalıyız.

O Sahne Emmy Ödülünü Böyle Kaçırdı

Dizinin 11 dakikalık uzun sekansından sonra fanlar meşhur sahnenin Emmy ödüllerinde Outstanding Stunt Coordination for a Drama Series ödülüne aday olup olamayacağını merak edip dizinin showrunner’ı Erik Oleson’a sormuşlar. Bu konunun üzerine Oleson, TV Academy’nin yalnızca 3 dakikalık bir klibe izin vermelerinden ötürü o sahnenin Emmy almaya uygun olmadığını söylemiş. 

Maalesef Emmy alamamış olsa da, biz Geeklik ve Ötesine ekibi olarak en iyi çizgi roman dizisi sahnesi Oscar’ını  verdik gitti.

Gözden Kaçırdıklarımız

Dizinin gün yüzünde olan hikayesi dışında bir de sembollerle bizlere ifade etmek istediği duygular var. Çizgi roman dizisi olması nedeniyle pek çok alıntı ve easter egg yakalamamız tabii ki mümkün. Dizinin showrunner’ı Erik Oleson dizide hala fanların da keşfetmediği easter eggler olduğunu belirtti. 

Bunlardan bir tanesi de 3. sezon fragmanında Kingpin’in bembeyaz bir odada her zamanki beyaz takımının içine giydiği siyah gömleğinin, onun şövalye tavırları altında sakladığı gerçek niyetini belli eden kişiliğinin temsili olarak gösterilirken; Daredevil’ın ise karanlık bir yerde beyaz gömleği ve gözlüğünü yakarak Matt Murdock kişiliğindeki iyiliğinden sıyrılıp karanlığa adım attığının temsili olması. Fakat fragmanın en güzel kısmı, Daredevil’ın simsiyah maskesinin altındaki ufacık beyazlığın, hala içinde bir iyilik olduğunu temsil etmesidir.

Özlüyoruz…

İnsanları hukuk yönüyle korumanın yetmediğini düşündüğü zaman, kanun kaçağı kostümünü giyip hukuka karşı çıkan Daredevil’ın hikayesi, bizlere Matt Murdock’un nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu az çok gösterdi. Beraberinde kurduğu arkadaşlıklar ve sayısız yan rolün bu diziye kattığı duygu ise anlatmakla anlaşılmıyor.

Başarılı oyunculukların yansıtıldığı, unutulmaz diyalogların yaşandığı, harika çekimler ve dövüş sahneleriyle bu dizinin tüm çizgi roman severlerde ayrı bir yeri vardır eminim. Karakterin karanlığının izleyiciye işlediği yerde, umutsuzluğunu da beraberinde getirdiği bu duyguyu veren sınırlı sayıda içerikten biri oldu Daredevil.

Hell’s Kitchen’a adaleti getirme üzerine çıktığı bu yolculuğu izlemediyseniz mutlaka şans verin. Çizgi roman sevin veya sevmeyin izlerken ağzınız açık kalacaktır. Yer yer etkileyici oyunculuklar karşısında şok olacak, yer yer ise inanılmaz sinematografi ve koreografi karşısında sahneleri tekrar tekrar geriye sarıp izlemek isteyeceksiniz.

Biz üzülerek yeni sezonun gelmeyeceğini düşünüyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlar kısmında belirtebilirsiniz.

Özlüyoruz…

#SaveDaredevil

Batman Bitmeyen Cadılar Bayramı: Bir Delirme Hikayesi

Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı’nı ilk elime alıp kapağına göz gezdirdiğimde hikayesinin ağırlığını parmaklarımın arasında hissediyordum. Okumaya başladığımda ise sadece haklı olmakla kalmayıp beklediğimden çok daha ağır, ürpertici, merak uyandıran bir hikayenin kolları arasındaydım…

Gotham’a inanıyorum!

”Aileme, canlarını alan kötülüğü bu şehirden temizleyeceğime dair söz verdim.”

Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı bir cinayetler serisinin izinden aslında bir şehrin hikayesini yansıtıyor. Gotham şehri, suç baronları ve aileleri; kirli ellerini bu şehrin üzerinden çekmeyen insanlar… Ve en önemlisi bu şehre yürekten bağlı insanlar ve üç adam; Komiser Gordon, Harvey Dent ve Batman. Bu şehirde hepsi var ancak hepsine yer yok.

Takvimin işaret ettiği özel günlerde Gotham şehrinde kanlı cinayetler işleniyor. Kılına bile zarar verilemeyen suç baronlarının en yakınları bir bir ortadan kaldırılıyor. Kendine Holiday ismini takan bu seri katil durdurulamadıkça, Gotham şehrinde kan akmaya devam ediyor. Kurbanlar, Gotham’ın kanını emmeye çalışan suç baronları da olsa, bir katil daima durdurulmak zorundadır.

Bitmeyen Cadılar Bayramı

Cadılar Bayramı’nda başlayan bu cinayetler tam bir yıl boyunca, bir sonraki Cadılar Bayramı’na kadar devam ediyor. Bu oldukça kanlı bir süreç, bir yıllık bir kabus, bitmeyen bir Cadılar Bayramı. Bizler ise gizem dozu oldukça yüksek, sayfalar arasında rahatlıkla kaybolacağımız bu süreci okuyoruz.

Bu çizgi romanı iyi yapan şeylerden en önemlisi de sadece hikayenin değil, bu hikayenin etrafında döndüğü tüm karakterlerin de katmanları olması. Üstelik karakter açısından oldukça zengin bir kataloğa sahip olmasına rağmen, hepsini tanıyor ve anlıyorsunuz. Tüm karakterleri, bu olay çevresinde ve kendi günlük yaşantılarındaki sıkıntılarıyla tanıyoruz. Nasıl düşünüyorlar, olaylara nasıl yaklaşıyorlar. Gotham’ın kirli suları onları ne kadar nefessiz bırakıyor… Bir şehrin ve bu şehrin insanlarının karanlıkta kör yumruklarla ettikleri mücadele. Suç, hepsini aynı şekilde karanlığa gömüyor. Onlar Batman’e inanıyor, Gotham’a inanıyor.

Çizgi roman hikayeyi de harika işliyor. Holiday cinayetleri devam ettikçe, suç durdurulamadıkça iplerin gerildiğini çok kolay hissediyorsunuz. Her sayfayı çevirdiğinizde bu gerilimin dozu tırmanmaya devam ediyor. Karakterler arasında da ipler iyice geriliyor. Bir kopma noktasına ulaşıyor. Belki de hep öyleydi. Bu bir delirme hikayesi.

Sadece Batman değil, okuduğum tüm hikayeler arasında beni şaşırtacak denli güçlü ve kaliteli bir çizgi romandı Bitmeyen Cadılar Bayramı. Etrafımı sarmalayan, nefesimi kesen atmosferini asla unutamayacağım. Sizler de suça ve gangsterlere, delilere ve kahramanlara, kendini kahraman sananlara ve ucubelere ev sahipliği yapan bu hikayeyi henüz okumadıysanız, mutlaka okumalısınız.

Wonder Woman: Düşmanları

Wonder Woman’ı her bir detayı ile ele aldığımız serinin 3. kısmında başlıca düşmanlarını tanıtacağım. DC Comics’in geniş bir tarihi olduğu için kısaca origin hallerinden bahsedeceğim. Önceki Wonder Woman yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Cheetah

DC Comics evreninde 5 tane Cheetah vardır;

1. Priscilla Rich : 1943 yılında yaratıldı. Cheetah kostümü sayesinde soygunlara karıştı.

2. Deborah Domaine : 1980 yılında yaratıldı. İlk Cheetah gibi o da kostüm giydi. Fakat kostümden saçları gözüktüğü için kimliği öğrenildi. Çevre dostu olarak biliniyor.

3. Barbara Ann Minerva : 1987 yılında yaratıldı. Hepimizin aşina olduğu Cheetah budur. Aşağıda biraz daha detaylı olarak anlatacağım.

4. Sebastian Ballestreros : 2001 yılında diğerlerinden farklı olarak erkek Cheetah yaratıldı. Bitki Tanrısı Urzkartaga, Sebastian’ın yeni Cheetah olmasını ister. Urzkartaga’nın egosunu beslemek isteyen Sebastian, bir erkek olarak daha iyi Cheetah olabilirim diye boş laflarını öne sürdü. Egosu tatmin olan Urzkartaga, Barbara’nın güçlerini Sebastian’a aktarmıştır. Barbara normal olarak öfkelenmiştir. Fırsatını bulduğu anda Sebastian’ı insan formundayken öldürmüştür. Ardından Barbara eski haline geri dönmüştür.

5. Bellona tarafından diriltilen Amazondur. Wonder Woman’a sadık olan Amazonları öldürülmesi emredilmiştir.

Wonder Woman 1984de de göreceğimiz Barbara’ya dönecek olursak kendisi arkeologdur. Afrika’da Urzkartagan kabilesinin efsanevi kayıp şehrini aramak için bir gün yola koyuldu. Ormanın derinliklerinde ekibi, rehberleri tarafından ihanete uğratıldı ve Urzkartaganlar tarafından pusuya düşürüldü. Barbara nehre atlayarak kaçmayı başardı. Kendisini kayıp şehrin ortasında ritüel yapılırken buldu. Ekibinin diğer üyelerinden biri, baş rahip Chuma tarafından kurban edildi. Ritüel, hasta kadının sağlığına kavuşması için düzenlenmişti. Ritüel tamamlanamadan dışarıdan gelenler köye saldırdı. Minerva tarafından kurtarılan Chuma dışında herkes katledildi. İkisi, Urzkartaga’nın tapınağı olan mağaranın içine el bombasının patlamasıyla mahsur kaldı. Chuma, ritüelin yaşlı kadını bir çita tanrısına çevireceğini açıkladı.

Ritüel sırasından bir kesit

Bu ritüel sadece dolunayda yapılabiliyor ve bir insanın kurban edilmesini gerektiriyor. Minerva, iktidar ve ölümsüzlük şansını elde edebilmesi için ritüelin kendisine yapılmasını istedi. Chuma bir fedakarlık olması gerektiğini açıkladığında Minerva, kendilerini mağaradan kurtaracağını söyledi. Önce Dr. Leavens’i öldürüp kanını içti. Kanı içtikten sonra Minerva Cheetah’a dönüştürüldü. Ve böylece Wonder Woman’ın en büyük azılı düşmanlarından biri yaratılmış oldu.

Circe

Wonder Woman’ın en underrated düşmanlarından biridir. Kendisini maalesef yeterince göremiyoruz. Odysseus’un Homeros’u Odyssey’ine hapseden Yunan mitolojik figürden yararlanarak yaratılan bir büyücüdür. Golden Age döneminde ilk defa gördük. Başlıca özellikleri ölümsüzlük, fiziksel güzellik, büyücülüğe karşı güçlü bir yetkisidir. İnsanları hayvana dönüştürmeyi çok sever.

Ares

Herkesin bildiği gibi Zeus ve Hera’nın oğludur. 12 Olimposlu Tanrıdan biridir. Savaş Tanrısı diye geçer. Diğer adı Mars’dır. Çizgi romanlardaki ilk görünümünde lejyoner tipliydi. Daha sonra zırhının altında sarışın bir tip gördük. Manipüle etme gücü vardır. Kendi görüşüm olarak belirtmeliyim ki Wonder Woman filminde Ares’i tam olarak yansıtamadılar, alt metni yanlıştı. Çizgi romanlarda Herkül’ü kışkırtıp Amazonlar’ın üstüne salmıştı. Hippolyta esir düşmüştü, Flashpoint sonrasında Ares ve Diana arasında baba-kız iletişimi olacak şekilde yazıldı. Diana gençken Ares birden önünde belirdi ve onu eğitme önerisinde bulundu. Ares, Diana’ın asıl kimliğini bilmiyordu ve o yüzden onu varisi olarak görüyordu. Bundan 1 yıl sonra Diana’dan acımasız olmasını istedi. Haliyle Diana kabul etmedi. Böylelikle ilk fikir ayrılıklarına Diana gençken düşmüş oldular.

Dr.Psycho

Doctor Psycho, Wonder Woman’ın yaratıcısı ve psikolog olan William Moulton Marston tarafından yaratıldı. Dr.Psycho kadınlara karşı güçlü bir nefret besler. Asıl adı Dr. Edgar Cizko olan Dr. Psycho telepatik bir suçlu ve Wonder Woman’ın azılı düşmanlarından biridir. Bir zamanlar, psiyonik çalışmaları ve zihnin gücü konusundaki çalışmaları nedeniyle çevresi tarafından sık sık alay edilen bir psikologdu. Bu yüzden kendine “Dr. Psycho” lakabını vermiştir. Ardından kendiyle dalga geçen herkese intikam yemini etmiştir. İnsanların hayallerine girebilir ve bazen hayalleri şekillendirebilir. Zihinlerini kontrol etmesine ve yanılsamalar yansıtmasına izin veren psişik güçler geliştirmiştir. Harley Quinn animasyon dizisinde Dr. Psycho’a da yer verilmiştir.

Giganta

Başlangıçta Giganta, Profesör Zool tarafından yapay olarak bir kadına evrimleşmiş bir maymundur. Kısa bir süre sonra Wonder Woman ile atışmaya başlamıştır. Durdurulduktan sonra Dönüşüm Adasına hapsedilmiştir. En bilinen özelliği devasa boyutlara ulaşmasıdır.

Silver Swan

Helen Alexandros, çirkin ördek lakaplı bir balerindir. Eski Yunan Tapınağındaki gösterisinden sonra Tanrılara haykırmıştır. Sesini duyan Ares olmuştur. Ares ona, Zeus ve Leda’nın kızı Spartalı Helen soyundan geldiğini söyler. Ardından mirasını isteyip istemediğini sorar. Helen tabii ki kabul etti. Uçabilen, süper güçlü ve korkunç bir yıkıma neden olabilecek kuğu şarkısı olan Silver Swan’a dönüştürüldü. Helena, bir saatliğine ve yalnızca Ares’e hizmet ettiği sürece dönüşümünü yapabilirdi. Ares, Helen’e eğer Wonder Woman’ı yok ederse sonsuza kadar Silver Swan olarak kalabileceğini söylemiştir. Helen, bunu kabul eder ve Wonder Woman’ın hayatına arkadaş olarak girer. Silver Swan birçok kez Wonder Woman’ı yenmiştir ama öldürme fırsatını bulamamıştır. Başarısız olunca Ares güçlerini ondan alır. Böylece tekrar Helen haline tekrar geri dönmüştür.

Maxwell Lord

Maxwell Lord IV, Maxwell Lord III’ün oğludur. Babası kalbi temiz ve yardımsever iş adamıydı. Oğluna örnek olmak için çok uğraşmıştır. Maxwell Lord IV, oğlu 16 yaşındayken intihar ederek ölmüştür. Kocasının vefatından sonra Maxwell’in annesi oğlunun aklına bazı fikirler sokmuştur. Güçlü insanlar kötüdür. Hepsini kontrol etmelisin. Güçlü erkeklerle veya kadınlarla tanışırsan atacağın her adımı önceden hesaplamalısın gibisinden fikirler empoze edilmiştir. Daha sonra Maxwell Lord, iyi kalpli insanları kandıran bir fırsatçı olarak tanıtıldı. International Justice League için liderlik ederken zihin kontrolü gücüne sahip olmuştur. Gücünün dezavantajı ise kullandığında burnunun kanamasıdır. Dünyadaki en büyük beyinlerden biridir.

Wonder Woman serüvenimiz burada bitiyor. En çok sevdiğim kadın süper kahramanı kendi gözümden anlatmış oldum. Umarım okuyan herkes bilgi sahibi olmuştur.

Swamp Thing Efsanesi 1.Cilt: Okudukça Yıprattı

1984 yılında Alan Moore’un kaleme aldığı; Stephen Bissette, John Totleben, Dan Day ve Rick Veitch gibi isimlerin görselleştirdiği Swamp Thing’e bir göz atacağız. Çizgi-romanların gerçek klasiklerinden biri olarak kabul edilen Swamp Thing’i, İthaki Yayınevleri’nin yeni baskısıyla birlikte okuma fırsatı yakaladık. 1. Cilt sadece 8 sayıdan oluşuyor. Diğer ciltler çıktıkça onları da yorumlamaya devam edeceğiz.

Dünya senin eşini yiyor, dostlarını yiyor… Her şeyi yiyor… Seni insan yapan her şeyi. Ve sen de bir canavara dönüşüyorsun!

Kuşe kağıdının kalitesinden tutun da renklerin canlılığı ve çizgi romanın kokusuna kadar her şey olması gerektiği gibi, hatta daha da iyisi. Yankı Enki Türkçe’ye çevirmiş ve gayet de güzel çevirmiş. Spoilersız bir şekilde yazımıza devam ediyoruz…

Kalbimde derin bir iz bıraktı

Swamp Thing hiç beklediğim gibi bir başlangıç hikayesine sahip değilmiş. Beklediğimden daha karanlık, daha acımasız, daha kalp sızlatan çok üzücü bir hikayeymiş. Swamp Thing’i okudukça üzülüp kahroluyorum. Öğrendiğim şeyler omuzlarımda taşımam gereken inanılmaz ağır bir yük gibi geliyor. Buna benzer bir deneyim de Nier Automata’da yaşamıştım. Androidler üzerinden varoluşsal krizi işlemeleri beni bir hayli yıpratmıştı. Swamp Thing’de o konuyu uzun uzun işlemese de işlediği zaman çok çarpıcı oluyor.

Swamp Thing nedir?

Alec Holland isimli bir bilim insanı bitkiler üzerinde deney yaparken patlama sonucu her şey berbat olur. Biyo-güçlendirici formül Holland’ı bir bitkiye dönüştürür. Bir bataklık insanına… Bütün gizemlerini size anlatmıyorum ki okurken asıl etkilendiğim kısımlar sizin için berbat olmasın. Holland bitkiye dönüşmüş halde askerlerden kaçıp durur. İnatçı bir generale karşı savaş verirken bir yandan da insan arkadaşlarını korumaya çalışır; kendi varlığını sorgulayıp kendinden sürekli kaçan yeşil bir canavara dönüşür. Size tanıdık geldi mi? Bana geldi. 1996 yapımı Fox Kids çizgi filmi The Incredible Hulk’u hatırlattı!

The Incredible Hulk’ı hatırlatmasını bir kenara bırakıp artık Swamp Thing’in maceralarına geri dönebiliriz. Origin hikayesi bittikten sonra kendini yaratık olarak gören Holland’ın başına türlü türlü olaylar gelmeye devam ediyor. Her sayıda gotik korku türünde hikayelerin ortasında buluyorsunuz kendinizi. Cadılar Bayramı yaklaşırken tam okunacak türden bir eser olmuş. Bazı zamanlar işler o kadar korkunç bir hal alıyor ki Justice League ekibimiz minik bir göz kırpıyor.

Swamp Thing’in bitki olmasından ötürü sanatsal çizimler ile gözlerimize bayram ettirmekle kalmıyor, o an yaşadıkları ve hissettiklerini daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. 1. cildin 8 sayı barındırdığını söylemiştim. Son 3 sayı biraz daha alışık olduğumuz şekilde ilerliyor, ancak ilk 5 sayıya bayıldım. Çarpıcı, şok edici ve duygusal olarak etkileyici olduğundan kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. 1953 doğumlu Alan Moore 1984’te tam 31 yaşında iken kalemiyle harikalar yaratmış. Umarım sizler de bir gün okuma fırsatı yakalarsınız.

İlknokta’da güzel indirimler bekleyerek çok ucuza sahip olabilirsiniz. Hatta şuan %35 indirimde, buradan ulaşabilirsiniz.

Gelecek ciltlerde görüşmek üzere…

Wonder Woman: Güçleri ve Ekipmanları

Önceki yazımızda origin hikayesini anlatmıştım, ona buradan ulaşabilirsiniz. Şimdi ise güçlerinden ve ekipmanlarından bahsedeceğim.

İnsanüstü Güç

Superman ve Shazam dahil olmak üzere diğer DC’nin barındırdığı en güçlü karakterleriyle aynı güç seviyesindedir. Böylelikle minimum çabayla binlerce ton kaldırabilir ya da taşıyabilir. Güç olarak Superman’in bir kademe altında olduğu kabul edilir. Power Girl, Supergil ve Shazam ile başa baş dövüşmüştür.

İnsanüstü Hız

Normal bir insandan hızlı düşünebilir, tepki verebilir, koşabilir ve hareket edebilir. Wonder Woman’ın Flash’a ayak uydurabilecek bir hızı vardır. Hatta bir keresinde Flash, Hypersonic hızdan daha hızlı koştuğunu söylemiştir.

Jesse Quick gibi en hızlı karakterlerden bazılarıyla hızı aynı seviyededir. Rakiplerinin silahlarını anında etkisiz hale getirebilir hatta rakiplerini bile saniyesinde etkisiz bırakabilir. Wonder Woman’ın refleksleri Superman’i bile şaşırtmıştır.

 Jesse Quick ve Wonder Woman

Dayanıklılık

Dayanıklılığı en başta Themyscira’da aldığı eğitimden kaynaklanıyor. Radyasyona ve uzayın soğuğuna karşı bağışıklığı vardır. Aynı zamanda ateşe ve yüksek sıcaklıklara karşı yüksek düzeyde bir dirence sahiptir. Ateş, lav, termonükleer patlamalar, cehennem ateşi ve hatta Superman’in ısı görüşüne bile dayanabilir. Cildinin kurşun geçirip geçirmediği yazan kişiye bağlıdır. Vücuduna kurşun girse bile ölümcül bir etkisi yoktur. Çünkü bir Tanrıyı, Tanrı yapımı silahla öldürebilirsin. Sadece Darkseid’in Omega Işınlarına karşı direnci yoktur.

Omega Işınına Maruz kaldığında böyle gözükür.

Wonder Woman, Superman ve Tanrısal rakipleriyle göğüs göğüse dövüştüğünde hasar verebilir. Aldığı hasarlara dayanabilir. Wonder Woman büyülü saldırılara karşı da yüksek bir dirence sahiptir. Ayrıca yemek yemek ya da uyuma ihtiyacı yoktur. Nefesini de su altında saatlerce tutabilir.

Ölümsüzlük

İlk yazıldığında Wonder Woman, Themyscira’da kaldığı sürece ölümsüzdü. Adayı terk ettiğinde ölümsüzlüğünü kaybetmiştir. New52de Tanrı olduğu için ölümsüzdür.

Uçma

Uçamadığı için Hermes sandaletlerini Diana’a vermiştir. Bunu giyerek Themyscira ve dünya arasında uçarak seyahat edebiliyordu. Genel olarak uçma yeteneği olmadığı için Görünmez Jet kullanıyordu. Daha sonralarda Görünmez Jeti hikayelerden çıkartılıp uçma gücünü verdiler. Superman ile aynı hızda uçabilir.

Hermes’in sandaletleri

İyileşme

Herhangi aldığı bir yaralanmadan anında iyileşebilir.

Bilgelik

Çoğu ölümlünün ötesinde bir bilgelik anlayışı vardır. Bunun doğrultusunda ahlaki hissi oluşmuştur. Golden Age döneminde, bilgeliği öncelikle insan duygularının hakkındaki derin bilgiler ve insanların arasında gezinme yeteneğinden oluşuyordu. İnsanların dünyasında ilk geldiğinde birkaç saat içinde sohbet edecek kadar İngilizce öğrenmiştir. Bu yeteneğinden dolayı Justice League arasında en zeki ve en bilgi üyelerden biridir.

Gelişmiş Duyular

Görme, duyma, tat alma, dokunma ve koku hislerinin hepsi normal insanın üstü seviyesindedir. Olağanüstü işitme ve gece görüşüne sahip, hatta bazı durumlarda (özellikle doğal ortamlarda) düşmanlarını koku yoluyla izleme yeteneği sahiptir. Wonder Woman’ın her zaman hedefine ulaşmasını ve uzak mesafeleri görmesini sağlayan Hunters Eyes’a sahiptir. Hayvanlarla da konuşabilir.

Savaş Tanrısı Özellikleri

Askerlerin en büyük lideri olduğu için gezegendeki tüm askerlerle telepatik olarak iletişim kurabilir ve kontrol edebilir. Ölü askerleri, kendinin yanında savaşması için canlandırabilir. Tabii ki bu yeteneklerini çizgi romanlarda göremedik.

  God Of War Görünümü

Dövüş Sanatları

Wonder Woman, çeşitli dövüş sanatlarında eğitilmiştir. Silahsız ve silahlı dövüş ustasıdır. (Tabancalarda ustalaştığını kanıtlamıştır) Flashpoint’ten önce Batman, Diana’yı gezegendeki en iyi yakın dövüşçü olarak görmüştür. Hatta gücü ve eğitiminin derinliği nedeniyle onu Superman’den daha üstün görüyordur.

Silahları ve Ekipmanları

Doğruluk Kementi

Doğruluk Kementi, insanları gerçeği söylemeye zorlar. Antiope’nin bir zamanlar giydiği Gaea’nın altın kuşağını Hephaestus kement haline getirmiştir. İnsanların kayıp anılarını geri getirebilir veya tuttuğu yanılsamalara neden olabilir. Sahibinin vücudunu iyileştirebilir, deliliği iyileştirebilir . Kemente yakın olan insanları büyülü saldırılardan korur. Kement asla yok edilemez.

Bileklikleri

Zeus’un Aegis kalkanının kalıntılarından yaratıldığı için yok edilemez. Wonder Woman; mermileri, bıçakları, yumrukları veya kendisine karşı kullanılan herhangi bir saldırıyı (Darkseid’in Omega Işınları dahil) engeller. Ayrıca bir nesneyi düşmanlarına geri döndürmek için de kullanabilir. Bileklerini birbirine vurarak enerji kalkanı oluşturabilir. Büyülü yıldırım saldırısı da yayabilir. Bu saldırı Tanrıları ve Tanrıçaları bile etkileyebilir. Bilekliği yaptığı saldırılar su altında bile işe yarayabilir. Wonder Woman bilekliklerini çıkarttığı zaman gücün “vahşi öfkesine” kapılır.

 

Vahşi Öfkeli Hali

Kalkan

Themyscira’da yapılan kalkanını kullanır.

Taç

Tacı jilet keskinliğindedir ve büyülüdür. Fırlatıldığında bumerang gibi geri döner. Diana savaşta düşmanlarının kafasını kesmek için tacını kullanır.

Savaş Zırhı

Diana, daha büyük bir tehditle karşılaştığında kendini koruması için Amazon savaş zırhını giyer. Filmde de göreceğimiz zırh budur.

Dövüş Silahları

Diana, bir dizi dövüş silahında oldukça yeteneklidir. Kılıçlar, savaş baltaları ve mızraklar konusunda oldukça ustadır. Özellikle zorlu dövüşlerde kılıçları tercih eder. Dövüş silahları hakkındaki bilgisi, kırık şişeler de dahil olmak üzere daha az geleneksel olan diğer silahlara kadar uzanır.

Sihirli Kılıç

New52 döneminde Hephaestus bilekliklerini yeniden düzenlemiştir. İstediği zaman bilekliklerinden 2 tane sihirli kılıç çıkar. Zorlu dövüşlerinde bu kılıcı kullanır.

Devam edecek…

Wonder Woman: Origin

Wonder Woman 1984 yaklaşırken savaşçı prensesimizi birkaç bölümde detaylı bir şekilde tanıtacağım. Henüz gerçek gücünü sinematik evrende göremedik ama umuyorum bir gün görürüz.

Yaratılışı

Psikolog William Moulton Marston; Wonder Woman’ı o dönem popüler olan Superman, Batman ve Kaptan Amerika’ya karşı bir tepki olarak yarattı. Karakterin küçük çocuklar için bir ilham kaynağı olabileceğini umut ediyordu. Marston, aynı zamanda kendi karısının başarıları nedeniyle karakteri yaratmak için kendinde güç buldu. 1941 yılında All-Star Comics #8 sayısında karakteri ilk defa tanıttı ve Wonder Woman günümüze kadar gelmiş oldu. Bu konu hakkında Professor Marston and the Wonder Women adlı bir film çekildi. Eğer boş zamanınızda izleyecek film bulamadıysanız bu filme göz atmanızı şiddetle öneririm.

Origin

İlk yaratıldığından beri çok fazla hikayesi olsa da kalıcılığını sürdüren birkaç hikayesi var. Paradise Island’da hayata gözlerini açar. (Daha sonra adanın adı Themyscira olarak değişti.) Öncelikle Amazonların kısa tarihinden bahsedeceğim. Themyscira, erkeklerden bağımsız olarak yaşayan Amazonların yurdudur. Diana’nın annesi olan Hippolyta tarafından yönetilir. Tarih öncesi çağlarda; Afrodit, Artemis, Hestia, Athena ve Demeter haksız yere öldürülen veya asil bir amaç için ölen kadınların ruhlarını Ruhlar Mağarası adlı bir gemide topladılar. Yüzyıllar sonra Tanrılar, dünyanın durumundan endişe duymaya başlar. Erkeklerin kalpleri Ares’in kaprislerine çok kolay inanır. Bu durumda da 5 Tanrı, dengeyi eşitlemek için ve erkeklere Tanrıların değerlerini öğretecek bir kadın ırkı yaratmak için dilekçe verirler ancak reddedildiler. Bu 5 Tanrı, pes etmedi ve Yunanistan’da bir gölde toplandılar. Uzun zaman önce topladıkları ruhlara hayat vererek kilden bedenler yarattılar. İlk yükselen Hippolyta’ydı. İkincisi, Hippolyta’nın kız kardeşi Antiope idi. Amazonlar, kendilerine hayat veren ve barış içinde yaşayan gölün kıyısında Themyscira’yı kurdular. Diana’a dönecek olursak kendisi de kilden yapıldı.

Peki ya sonra?

Hippolyta, uzun zamandır çocuk hasreti çekiyordu. Bir gün buna dayanamayıp kilden çocuk bedeni yaptı ve Tanrılara dua etti. Tanrılar duasını duydu ve yerine getirdi. Demeter güç bahşetti. Afrodit büyük güzelliğini ve sevgi dolu bir kalbi bahşetti. Athena bilgeliğini bahşetti. Artemis bir avcının gözlerini ve hayvanlarla konuşma bahşetti. Hestia, erkeklerin kalbini ona açabilecek büyük bir ateşle kız kardeşliğini bahşetti. Hermes hız ve uçuş gücünü bahşetti. Ve Hippolyta’nın şekillendirdiği kilden bebek gözlerini açtı. Afrodit’ten daha güzel, Athena’dan daha bilge, Hermes’ten daha hızlı ve Herkül’den daha güçlü oldu. (New52 serisiyle bu yalanladı ve Zeus’un kızı olarak tanıtıldı.) Yıllar boyunca en zor engellere sahip eğitimler almıştır. Sınırsız testten geçti ve onun için sıradan bir günde hayatının aşkı adaya düştü. Amazonlar adaya bir erkeğin geldiğini görünce öldürmek istediler. Çok fazla tartışmalar oldu ve en sonunda Hippolyta dünyaya bir Amazon tarafından geri götürülmesini istedi. Bunun için bir turnuva düzenlendi. Hippolyta, Diana’ın katılmasını yasakladı. Çünkü kazandığı zaman adadan gidecekti ve gittiği an bir daha geri dönmeyeceğini biliyordu. Tabii yasaklar Diana’ı durdurmadı. Tanınmamak için miğfer taktı. Turnuvaya öyle katıldı. Olması gerektiği gibi turnuvadan birinci geldi ve en büyük macerası başlamış oldu.

Golden Age

Çizgi romandaki ilk görünümünde okurlar için bir simge rolünü çoktan yerine getirdi. Gizli kimlik olarak Diana Prince adını kullanmaya karar verdi. Diana aslen bir ordu hemşiresiydi, ancak kısa sürede Ordu İstihbaratında teğmen rütbesine yükseldi. Hem Steve Trevor’a yakın olacaktı hem de süper kahramanlıklarını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu bilgileri yakından alabilecekti. Etta Candy, Doctor Psycho bu dönemde yaratılmıştır. Golden Age döneminden beri Amerika Adalet Ligi’nin kurucu üyelerinden biridir.

Silver Age

Yazarlar Silver Age döneminde Goldan Age dönemine göre Wonder Woman’ın hikâyelerini ve özellikle Steve Trevor’a olan bağlılığını değiştirmişlerdir. Dövüş sanatlarına yatkın bir hikaye yazılımına gittiler. Daha çağdaş ve popüler olmasına rağmen arka plan hikayesini korudular. Golden Age döneminden kalma sivil kıyafetlerini ve kostümünü, zamanın çağdaş modasıyla harmanlayıp daha güçlü bir vurgu yaptılar. Ayrıca Diana, Greenwhich Village’da bir butik açtı. Bazıları karakterin bu dönemini “Mod Girl Wonder Woman” olarak tanımlamasına neden oldu.

Modern Age

Modern Age, birçok harika hikayeyi barındırıyor. Crisis on Infinite Earths hikayesinin ardından Wonder Woman reboot edildi. Eski Tanrıların hikayelerine daha fazla yer verdiler. Hikaye başlangıcında Diana ilk kez ingilizceyi bilmeden insanların dünyasına ayak basar. Dili kendi başına öğrenmek zorunda kalmıştır. Hikaye içinde o dönemin kadın sorunlarıyla çok daha yakından ilgilenildi. Kadınların kültürel ihtiyaçları, çekiciliği, zayıf olmaları, intihar vakaları ve medyanın kadınları sansasyonelleştirilmesi gibi konular ele alındı. Bu dönemde Steve, Diana’ın aşkı olarak değil bir baba figürü şeklinde yazıldı. Hikayeler ilerledikçe Diana, insanlığın farklı yönlerini keşfetmeye devam etti. Uzun bir uzay yolculuğunun ardından eve döndüğünde faturalarını ödemek için bir fast-food restoranında çalışmak zorunda kaldı. DC fanlarının okumasını düşündüğüm Eyes Of Gorgon hikayesi de bu döneme ait. Medusa ile karşılaşmasını anlatıyor. Son çıkan Wonder Woman: Bloodlines animasyonunda da bu konuya yer vermişlerdir.
              Medusa ile savaşmasının ardından kör olmuştur.

Ayrıca Wonder Woman/Superman ilişkisi ilk defa bu dönemde görüldü. Wonder Woman 1984de göreceğimiz Maxwell Lord, Superman’i zihin kontrolü ile etkisi altına aldı. Superman’i durdurmak Wonder Woman’ın göreviydi. Superman ile uzun dövüşünün ardından zihnini yerine getirdi. Dövüşü bitirmek için Maxwell Lord’un boynunu kırdı. Detaylı olarak buradan okuyabilirsiniz. Maxwell Lord’un ölümünün ardından Superman ve Batman ile arası açıldı. Bu olaylardan ötürü 1 yıl boyunca ortadan kayboldu. Daha sonra Batman ve Superman tarafından affedildi. Batman, Diana’ya Metahuman İşleri Departmanında bir iş bulmasına yardım etti. Bu hikaye için yazılan Tom Tresser ile önce arkadaş oldu, daha sonra romantik bir ilişkileri başladı.

New 52

Flashpoint’in ardından New52 başladı. Diana’nın evi diğer kahramanların aksine Londra’dadır. Benim okurken gözlerimin kanadığı Superman/Wonder Woman ilişkisi mevcuttur. Kendi hikayelerine dönersek Diana’nın insanlığına, çoklu ilişkileriyle ve sorumluluklarıyla nasıl başa çıktığını göstermişlerdir. Amazonların Kraliçesi, God of War ve Goddess of Peace gibi yeni ünvanları olmuştur. Bu ünvanları nasıl aldığını kısaca anlatacağım. Yazımın başında söylediğim gibi bu dönemde Diana, Hippolyta ve Zeus’un kızıdır. Kıskançlığı ile bilinen Hera bunu duyunca sinirlenir ve Hippolyta’ı taşa çevirir.


En sonunda parçalanarak kil kalıntılarına dönüşür. God of War hikayesine gelecek olursak, daha önce hiç bahsedilmeyen Zeus’un ilk çocuğu ortaya çıkar. Hepsinden kat kat sinirli olan ve intikam ruhuyla hareket eden biri. Yenmesi oldukça zordur. Yok edilecekler listesinde Ares de vardır ve ölüm günü geldiğinde Diana da oradaydı. Ares ve Firstborn’u tek mızrakla ikisinin de karnını deşti.


Ares ölürken güçlerini Diana’a aktardı. Tabi bir yandan hikaye ilerledikçe Themyscira’da anlaşmazlıklar çıkmaya başladı. Amazonlar Diana’nın yerine başka kraliçe seçmek istediler. Hippolyta’nın kil kalıntılarından  büyü ile Donna Troy’u yarattılar. Tek arzusu Diana’ı yok etmekti. Tabi başarılı olamadı. New52’nin bitiminde Jason adında ikiz erkek kardeşi olduğunu öğrenmiştir.

  Goddess of Peace görünümü

Devam edecek…

Swamp Thing Efsanesi (ön okuma): Alan Moore’un Kaleminden

Swamp Thing Efsanesi çok yakında dumanları tüterek İthaki Yayınları‘nın ellerinden çıkarak okuyucuları ile buluşacak. Swamp Thing Efsanesi Watchmen, Killing Joke, For A Man Who Has Everything, From Hell, League of Extraordinary Gentleman gibi serilerden ismine sıkça rastladığımız, aşina olduğumuz efsanelerden biri olan Alan Moore‘un kaleminde hayat buluyor.

Çizgi roman dünyasının eşsiz eserlerinden biri olan Swamp Thing, Alan Moore’un eşsiz yazarlığının yanında Stephen Bissette, John Totleben, Dan Day ve Rick Veitch gibi isimlerin harika çizimleriyle de okuması kaçınılmaz bir eser haline geliyor. İthaki’den çıkacak pek çok eser arasında yerini alan çizgi romanın ön okumasına sizler için sitemizde yer verdik:

Batman Hush: Bu Sefer Hazırlıklı Olan Batman Değil!

Batman’in en çok sevilen çizgi romanlarından olan Batman Hush’ı sonunda okuma fırsatı bulabildim. Hush’ı okurken, Batman’in en doyurucu ve lezzetli akşam yemeklerinden birini yediğimi fark etmem fazla uzun sürmedi. Başım ağrıyor olsa bile okumaya devam etmekten kendimi alıkoyamadım.

Bu Sefer Hazırlıklı Olan Batman Değil!

Hikayemize Killer Croc ile dövüşerek başlıyoruz, düşük zekalı ve vahşi olmasına rağmen zekice kurgulanmış bir plana sahip olması Batman’imizi şaşırtıyor. Karşılaştığı bütün zorlukların büyük bir resmin bir parçası olduğunu yavaş yavaş anlıyor olsa da yeterli ipucuna asla ulaşamıyor. Dünyanın en büyük dedektifinin, bu zor bulmacayı çözmeye çalışmasını izlerken gitgide daha çok heyecanlanıyorsunuz. Batman ne kadar düşünürse düşünsün asla zamanında yetişemiyor çünkü ilk defa rakibi ondan bir adım önde! Gizemli düşmanımız Batman’i çok iyi tanıyıp, yapabileceği her hareketi önceden tahmin ederek kusursuz bir plan yapıyor.

Planın kusursuz olmasının yanında Batman’in en zayıf yönlerinden saldırmaya çalışması daha da sinir bozucu oluyor. Spider-man’in May halasına nasıl saldırıyorlar ise Batman’in de bütün sevdikleri tehlikede ve herkesi tek başına korumak zorunda. Her zaman her yere yetişmesi de imkansız olduğu için omuzlarındaki yükün altında ezilirken, suçluluk duygusuyla kendini paramparça ediyor. Batman’i ilk defa bu kadar sinirli görüp aynı öfkeyi de onunla paylaştığıma tanık oldum. Kolay sinirlenen biri değilim ama öfkeden kudurarak kendimi kaybettim.

Gotham’ı çok özlemişim.

Baştan çıkarıcı Catwoman ile birlikte kafa karıştırıcı planların içinde kaybolurken Gotham’ın kirli ve karanlık sokaklarında gezmeye doyamayacaksınız. Neredeyse tüm Gotham’ı dolu dolu gezip tanıyabileceğiniz bir macera olduğunu söyleyebilirim. Daha önce hiç çizgi roman okumadıysanız veya Batman’e hangi çizgi romandan başlayalım diye düşünüyorsanız Batman Hush tam size göre. Batman’in tüm düşmanlarını ve dostlarını bu çizgi romanla tanıyabilirsiniz; çünkü Hush, karşılaştığınız her karakteri güzelce size tanıtıyor.

“Catwoman’ın bu kadar baştan çıkarıcı göründüğü nadir yer var. Batman’in kahramanımsı ama korkulan imajının bu kadar iyi kullanıldığı da çok az.” – Publishers Weekly

Batman Hush’ı bitirdiğimde üst düzey kaliteye sahip 1.5 saatlik bir film izlemişim gibi hissettim. Bu konsantre deneyim ekstra çok hoşuma gitti. Tek şanssızlığım ise Arkham Knight’ı oynamış olmamdı. Batman Hush’ı Arkham Knight oynamadan önce okusaydım daha çok etkilenirdim. Bunun nedeni de benzer hikayelere sahip olmaları. Arkham Knight, senaryosunu ve hikayesini Batman Hush’tan esinlenerek kurgulamış. Farklı nüansları olsa da aynı olan noktaları bir hayli fazla. Yine de Batman Hush okuduğuma asla pişman değilim. Bu sürükleyici ve özenle hazırlanmış hikayeyi, bir de güzel bir şekilde işlenerek verilmesini deneyimlemek iyice tatmin ediciydi. İnanılmaz lezzetli ve doyurucu bir akşam yemeği gibiydi.