İlginç Olan Her Şey İlgi Çekici Değildir: Servant

Yanlış hissettirecek kadar ilginç, gizemli ögelerin tükettiğim ürünlerde bulunması her zaman daha fazla ilgi göstermeme sebep olmuştur. En basit örneğiyle Death Stranding’in bu kadar ilgimin merkezine yerleşmesinin en büyük sebebinin içinde barındırdığı bu tür garip ögeler olduğunu söyleyebilirim. Death Stranding etkisi Kojima önüme istemediğim kadar anlam veremediğim şey yığmıştı ve oyun çıkana kadar Kojima’nın bunları oyunda nerelere yerleştirdiğini, bunların ne olduğunu, nereye bağlandığını merak etmek, … Okumaya devam et İlginç Olan Her Şey İlgi Çekici Değildir: Servant

Gölgelerin İçine Saklanmış Bir Cevher- What We Do in the Shadows

Vampir konsepti her zaman güzel değerlendirilebilecek potansiyellere gebe, kendine özgü bir konsept olagelmiştir. Avuçlarının arasında tutup size ikram ettiği bu çeşitliliği kabul edip güzel değerlendirebilirseniz, ortaya harika işler çıkabiliyor. Bunun yanlış ellere geçmesi, yanlış yerlerde kullanılması ve yanlış şekillerde kullanılması sebebiyle hepinizin ”vampir” denildiğinde yüzünü buruşturduğunu biliyoruz. Klişe korku veya aşk gibi belirli düzlemleri takip eden vampir filmleri elbette hepimizin canını sıkıyor. Fakat Jojo Rabbit’in … Okumaya devam et Gölgelerin İçine Saklanmış Bir Cevher- What We Do in the Shadows

Neden Güney Kore Sineması Seviyoruz?

Doğru hatırlıyorsam geçen sene bir araydı, Doğuş ile nedenini tam hatırlamadığım bir şekilde The Host(Gweomul) izlemeye karar vermiştik. O zamanlar ismini şimdiki kadar sık duymadığım veya bu ismi duyduğumda başımı çevirip de dikkat kesilmediğim Boon-Joon-Ho’nun bir filmi olan Gweomul, elbette bir yaratık filmiydi. Fakat onu diğerlerinden ayıran şey neydi? İzlerken Güney Kore sinemasının kendi kıvamını henüz tam ayrıştıramamış olsak da, karakterlerde, onların genel hal ve … Okumaya devam et Neden Güney Kore Sineması Seviyoruz?

Netflix’in Bu Serisini Kesinlikle Gözden Kaçırmamalısınız: Aggretsuko

Hepimiz bazen işler yolunda gitmiyor gibi, kendi hedeflerimizden çok uzakta, idealimiz olmayan bir yaşantıyı sürdürüyor gibi hissederiz. Çevremizdeki olaylar ve insanlar ilmek ilmek boğazımıza dolanıp bizi sıkmaya başlar. 25 yaşında, zor şartlar altında bir ofis çalışanı olan Retsuko da iş hayatının kendisini hırpalaması ile başlayan ve saymakla bitmeyen sorunlarına karşı böyle hissediyor. Tam da bu sebepten, daha en başta Retsuko’da, onun canını sıkan şeylere karşı … Okumaya devam et Netflix’in Bu Serisini Kesinlikle Gözden Kaçırmamalısınız: Aggretsuko

Dune Günlükleri- 1. Kısım- Neden Dune Okumalıyız?

Yazıma başlamadan önce, Dune serisi ile geçirdiğim yolculuğun henüz Dune’dan Dune Çocukları’na kadar 3 kitaplık bir süreci kapsadığını ve yazımın da bu sınırları içereceğini belirtmek istiyorum. Henüz Dune Çocukları’nı elimden bırakmış, her şey hafızamda tazeliğini korurken ve kitabın bende yarattığı sarsıntıyı üzerimden atamamışken yazmak istedim. Dune serisini okumaya aklımda içeriğine dair en ufak bir fikir olmaksızın başladım. İnsanların bu seriyi ne kadar sevip bağlılık gösterdiğinden … Okumaya devam et Dune Günlükleri- 1. Kısım- Neden Dune Okumalıyız?

Wes Anderson’un Parçalanmış Ailesi; The Royal Tenenbaums

The Royal Tenenbaums, tamamen sıcak renklerle örülmüş ama bünyesinde soğuk karakterleri barındıran, aile bile olamamış bir aile üzerinden bu olguyu anlatmaya çalışan, zıtlıklardan oluşan bir film. Bu durumu seyirciyle, filme yerleştirdiği minik ayrıntılar veya büyük durumlarla çok başarılı bir şekilde paylaşıyor. Seyirciyi zaman zaman ikilemde bırakıyor, parçalayıp yeniden toparlıyor. Wes Anderson’un tek ve bütün duran simetrik, pastel dünyasında bu tür duyguların ruhumuza dokunması alışılmadık hissettiriyor. … Okumaya devam et Wes Anderson’un Parçalanmış Ailesi; The Royal Tenenbaums

Saygı Duruşu; Babadook İncelemesi

Babadook, her ne kadar 2014 yapımı bir film olsa da incelenmeyi en çok hak eden filmlerden biri olduğu görüşündeyim. Katmanlı yapısını, spot ışıklarını bir anne ve çocuğunun üzerine tutarak saklayan Babadook, kendi türünün en başarılı örneklerinden biri. Peki bu tür nedir? Dışarıdan bakıldığında basit bir korku-gerilim filminin tüm ögelerini barındırıyor, korku filmi sınıfına tam anlamıyla oturuyor gibi görünse de, Babadook için korku sadece bir araç. … Okumaya devam et Saygı Duruşu; Babadook İncelemesi

The Lighthouse İnceleme

The Lighthouse’u izlememin ardından bir inceleme yazıp yazmamak konusunda düştüğüm tereddüt epey kafamı kurcaladı. Çünkü düşündüğüm ilk şey ‘’Ben bu filmi anladım mı?’’ oldu. Bu filmi beğendiğimden, filmin bana sunduklarından haz aldığımdan kesinlikle emindim. Emin olamadığım şey bu filmi anlayıp anlamadığımdı. Bu tarz filmleri izlerken hep aklımı meşgul eden bir düşüncedir bu ”Eminim ki bu film bana inanılmaz şeyler anlatmaya çalışıyor, eminim ki müthiş sembolizmler … Okumaya devam et The Lighthouse İnceleme

Arthur Morgan Neden İyi Bir Karakter?

Bir karakterin portresi; Arthur Morgan  Tamamen kurgusal, elle tutulamayan birine çok sevgi duymak ve hatta zaman zaman onu hatırlamak… Böyle söylendiğinde kulağa ne kadar inanılmaz hatta tuhaf geliyor. Ancak bu yazıyı okuyanlar ve biz hepimiz bu hissi biliyoruz.  Bir kovboyu nasıl yaratırsınız? Tabi ki kafasına kovboy şapkasını, ayaklarına havalı çizmelerini giydirir, yüzüne de daima limon yiyormuş gibi ekşi bir ifade kondurursunuz. Kelimelerini ağzının içinde yuvarlayarak … Okumaya devam et Arthur Morgan Neden İyi Bir Karakter?

Uncut Gems İnceleme

Uncut Gems, tek bir değerli taşın çevresinde genişleyen bir film, bu taşın etrafına ana karakterimiz olan Howard Ratner ve çok başlı bir ejderha gibi çevresini saran problemleri yerleşiyor. Filmin başında kafanızda oturtmaya çalıştığınız, size yabancı hissettiren olay örgüleri, yine filmin başında gördüğümüz mücevherler ve o mücevher dükkanı film ilerledikçe bir anda sizin derdinize dönüşüveriyor. Kamera tanrısal, hikaye anlatıcısı açısını terk ederek ana karakterimizin omzuna iniyor … Okumaya devam et Uncut Gems İnceleme