Dune Günlükleri- 1. Kısım- Neden Dune Okumalıyız?

Yazıma başlamadan önce, Dune serisi ile geçirdiğim yolculuğun henüz Dune’dan Dune Çocukları’na kadar 3 kitaplık bir süreci kapsadığını ve yazımın da bu sınırları içereceğini belirtmek istiyorum. Henüz Dune Çocukları’nı elimden bırakmış, her şey hafızamda tazeliğini korurken ve kitabın bende yarattığı sarsıntıyı üzerimden atamamışken yazmak istedim.

Dune serisini okumaya aklımda içeriğine dair en ufak bir fikir olmaksızın başladım. İnsanların bu seriyi ne kadar sevip bağlılık gösterdiğinden daha öncesinde haberdardım ancak Dune’un önümde uzanan uçsuz bucaksızlığı gözümü korkutuyor, bir türlü okumaya yeltenmeye cesaret edemiyordum. Villeneuve’ün Dune filmiyle çıkagelmesi Dune’a karşı çekingen yaklaşımımı kıran son darbe oldu ve kitabı elime alıp beni nereye sürükleyeceğini bilmediğim bir yolculuğa ilk adımımı atmış oldum.

Size en başta büyülendiğimi, kitabı bir türlü elimden bırakamadığımı ve kelimelerin avucumdan akan kumlar gibi kayıp gittiğini söylemeyi çok isterdim. Ancak ilk baştaki izlenimim kitabı okurken ne kadar zorlandığıma, odağımın sık sık kitaptan kaydığına yönelikti. Elbette, Frank Herbert’ın karşımda elleriyle ördüğü bu evrenin boyutları ve akıl almazlığı karşısında şaşkınlık yaşıyordum. Belki de sorunumun temeli işte burada yatıyordu. Herbert’ın evreni önümde öylesine büyük ve görkemli bir şekilde uzanıyordu ki, kendimi boyutlarını kavrayamayacak kadar küçücük hissetmiştim. Kitabımı okuduğum güvenli evimden kalkıp, bir çöl gezegeni olan Dune’a adım atmaktan korkuyordum. Orada tanımadığım çokca karakter vardı, hırs ve amaçlarını, nelerden bahsettiklerini yakalamakta, onları anlamakta epey güçlük çekiyor, yanlarına yanaşamıyordum.

Şimdiki duygularımı sorarsanız, size Dune’u anlatmak için kurabileceğim en güzel, en nitelikli cümleler bile Herbert’ın çölündeki bir toz zerresi gibi kalır.

Dune’a başlarken tek bir karakterin, Paul Atreides’in hikayesini okuyacağımı düşünmüştüm. Oysa ki Dune için Paul Atreides sadece her şeyi başlatan ufak bir kıvılcm gibiydi. Kitapta Dune gezegeninin hikayesini okuyorsunuz, onun ekolojik, siyasal, dinsel ve her türlü yönden değişimlerine şahit oluyorsunuz. Bunu anlamam en az iki kitap sürdü, Dune ve Dune Mesihi’nde Paul’ün hikayesini kendimi kaptırmış bir şekilde okurken bir anda Paul sadece bu gezegenin hikayesinde minik bir araca dönüşüverdi. Frank Herbert beni Paul aracılığıyla neredeyse hiç hissettirmeden bu gezegenin bir parçası haline getirmişti.

Bir evren yaratmak sanıldığı kadar zor bir iş değildir, asıl zorluk o evrenin üzerinden yapaylığını silkelemek, kurgu hissini atmaktır. Şunu tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki, Dune her açıdan en az içinde yaşadığım gezegen kadar gerçek hissettirdi.

Dune okumak, onun kendi ritmine alışmak, Dune’da yaşamaya alışmaya benziyor. Dune, içinde dev solucanların yaşadığı bir gezegen, bu yüzden solucanlara yem olmak istemiyorsanız, onlara varlığınızı hissettirmeden kumda yürümeyi, adımlarınızı nasıl atmanız gerektiğini bilmelisiniz. İşte Dune okurken de git gide çölde nasıl yürüyeceğimi öğrendim sanki ve gittikçe bir çöl sakinine dönüşüverdim. Başta güçlük çeksem de, Frank Herbert’ın ilk adımımda karşıdan bakıp gözümü korkutan evreninin beni içine aldığını ve artık bu evrenin bir parçası olduğumu hissediyorum okudukça. Yabancılık çektiğim tüm o karakterlerin amaçları ve hırslarını anlıyor, onların gelişimlerini, değişimlerini izlerken hayretler içerisinde kalıyorum. Dune’un anlamakta güçlük çektiğim ekolojisi, ekonomisi, siyasi mücadelesi, dini değişimi artık bir Dune sakinini ilgilendirdiği kadar beni de ilgilendirir oldu.

”Neden Dune okumalıyız?” sorusuna dönecek olursak. Dune’un eğer şans verirseniz sizi eşsiz bir bilim-kurgu yolculuğuna çıkartacağına inanıyorum. Bunun yanında Dune bir bilim-kurgudan çok daha ötesi. Hiç kimsenin Dune’un yaşayan ekosistemine dahil olmadan yaşayıp geçmesini istemem. Şimdi Dune Çocukları’nı okumamın ardından ilk kitaba dönüp baktığımda bir uçurumdan aşağı bakıyor gibi hissediyorum ve seriyi okumaya devam ettikçe Dune’un katmanlı yapısına daha hangi katmanları katıp da bu uçurumu daha da yükselteceğini merak ediyorum. Umarım Dune evrenine bu davetim, okumak için biraz cesaretlenmenize yardımcı olmuştur. Son kitaptan sonra görüşmek üzere!

Bir Cevap Yazın