Lego Star Wars: The Skywalker Saga – Ön İnceleme

Onlarca versiyonuna bir yenisinin eklendiği, Star Wars evreninin yeniden Lego ile buluştuğu Lego Star Wars: The Skywalker Saga 5 Nisan’da oyuncularla buluşuyor! Ben de “Lego’nun diğer oyunlarından farkı ne ki?” diyenler adına oyunu oynadım ve oyundan neler beklemelisiniz temalı bir inceleme yazmak istedim. Oyunu almak veya almamak arasında kaldıysanız bu yazının size yardımcı olacağını düşünüyorum. Spoiler olmayacak merak etmeyin.

Daha önceden bir Lego oyunu oynadıysanız az çok neler beklemeniz gerektiğini biliyorsunuzdur. Ben de oynanış videosu yayınlanana kadar en son PSP’de oynadığım Lego Star Wars II oyununa benzeyeceğini, ekstra olarak görsellik ve diyalog ekleneceğini düşünüyordum fakat oyun beklediğimden çok daha fazlası çıktı.

Yepyeni Bir Oynanış, Açık Dünya ve Karakter Gelişimi

Lego’nun en keyifli yanlarından birisi bir şeyler kurma ve puan toplama hissiyatıydı benim için. Bu oyunda işler tamamen değişti. Savaşlardaki üçüncü şahıs (Third Person) kamera açısı, yeni ve gelişmiş hedef alma sistemi, combo’lar, her karaktere ait farklı özellikler gibi eklentileriyle oyun inanılmaz keyifli hale gelmiş. Hedefleri vurmak eski oyunda ne kadar kanser ediyorsa, bu versiyonda bir o kadar eğlenceli. Üstüne bir de artık karakterinizi geliştirebiliyor, sayısız gezegene özgürce gidebiliyor ve evrenin meşhur gemileriyle uzay savaşlarında derin bir yolculuğa çıkabiliyorsunuz.

Ayrıca artık hikayeye takılı kalmak zorunda da değilsiniz. 300+ karakter seçeneğiyle ister direkt hikayeye dalın, isterseniz de Tatooine’ın kumlu sokaklarında halktan birine yardım ederek Womp Rat avlayın. Tamamıyla size kalmış. Yan görevlerin genişliği, diyaloglar (Clone Wars ekibi seslendirmesiyle) ve pek çok açık dünya etkeniyle Star Wars evrenine kelimenin tam anlamıyla giriş yapmışlar.

Doyurucu İçerik

Yaklaşık 5 gündür oynuyorum ve hikaye bazında yalnızca A New Hope’u bitirebilme imkanım oldu. Yapılacak o kadar çok şey var ki gezmekten ve gizli parçaları toplamaktan hikayeye ağırlık veremedim. Bu da beni çok mutlu ediyor. Şunu diyebilirim ki, oyunun bir an önce herkes tarafından oynanması için çok heyecanlıyım. İnternete düşecek görselleri şimdiden tahmin edebiliyorum.

Merak edenler için oyunu Xbox Series S’te 60FPS ayarıyla oynuyorum. Performans açısından herhangi bir sıkıntı çekmedim. İlk cutscene’de çok ufak bir kasma olmuştu onun haricinde tekrar bir sorun yaşamadım optimizasyon açısından. PS5 sürümünde de performans sıkıntısı görmedim. Merak edenler için DualSense’e göre özel bir ayarlama yapmamışlar.

Almaya Değer Mi?

Açıkçası fiyatları epey pahalı. Eğer Star Wars’u çok seviyorsanız ve Lego oyunlarına da benim gibi geçmişten gelen bir bağlılığınız varsa, alınabilir derim. Fakat sevip sevmeyeceğinizden emin değilseniz deneme yapmak için oldukça uçuk fiyatlara sahip. Bu nedenle oyunun yayınlanan oynanış videosunu izlemenizi önererek kararı size bırakıyorum. Ayrıca asıl incelememiz daha detaylı olacağı için karar vermenize de daha yardımcı olabilir.

Oynarsanız düşüncelerinizi bizle paylaşmaktan çekinmeyin. Asıl incelemede görüşmek üzere. Güç Sizinle Olsun. 🙂

Yazar: Pelin Yiğit

The Book Of Boba Fett: Bölüm 6 İnceleme

The Book of Boba Fett, Disney’in diğer dizilerine göre hayranları daha az heyecanlandırırken, geçtiğimiz hafta ile beraber gündeme oturdu. Oldukça tartışmalı sohbetler dönse de pek çok fan halinden memnun. Buna ben de dahilim. Öte yandan ilginç ve eksik bulduğum kısımlar da var. Bu kısımları yazının spoilerlı alanında paylaşacağım.

İzlemeyenler ve The Mandalorian etkisini alamayacaklarını düşündükleri için izlemeye üşenenler adına diziden biraz bahsetmek gerekirse, dizi Boba Fett adında Star Wars’un en meşhur karakterlerinden birinin geri dönüş hikayesini anlatır. Boba Fett’in Star Wars’un 6. filminde (Return of the Jedi) Sarlacc Pit adlı bir çukura düşerek hayatını kaybettiği düşünülür, taa ki Mandalorian’da karakterimizi tekrar görene kadar. (Her ne kadar karakter Legends tarafında çoktan kurtulmuş olsa da Canon’da bugüne kadar ölü olarak kabul ediliyordu.)

Pas Geçilirken Vazgeçilmez Oldu

Mandalorian 2. Sezondan sonra dizi çok sıkı hayranı olmayan kişiler için pas geçilecek bir içerik olarak görülüyordu. Eminim 5. Bölüm ile bu pek çok kişi için hızla değişti. Nedenini az çok tahmin edebiliyorsunuzdur fakat ben yine de spoilerlı kısımda konuşmak için söylemeyeyim.

Bana kalırsa ilk 4 bölüm de Boba Fett’in hikayesi adına oldukça güzeldi. Kimisi yeteri kadar aksiyonlu ve havalı Boba Fett’i göremediğimiz için üzülse de bence ölümden kurtulduktan sonra ve özellikle de tüm evrenin ön yargılı olduğu bir ırk tarafından kurtarıldıktan sonra, hayata bakışının ve olaylara verdiği tepkilerin değişmesini çok iyi vermişler. İçinde hala o asabi ve herkesin dışarı çıkmasını beklediği Boba Fett de mevcut bence. Bunu da Tusken’ların başına gelenlerden sonraki yolculuğunda yaptıklarıyla detaylıca görebiliyoruz. Ayrıca dizinin finalinde de iyice göreceğimizi hissediyorum. Yani herkesin dediği gibi ortada karakteri bozma gibi bir şeyin olduğunu asla düşünmüyorum. Dizinin büyük eksikleri olsa da bu onlardan birisi değil.

Nedir Bu Yaygaranın Sebebi? (Spoilersız)

Boba Fett’in kurtulduğunu dizi çıkmadan önce de biliyorduk zaten Mandalorian’dan. Bu nedenle çıkalı haftalar olmuş dizinin final bile olmayan bir bölümü neden bu kadar gündeme bomba gibi oturmuş olabilir? Star Wars hayranı olan pek çok kişinin diziyi izlemese de bu yaygaranın nedenini tahmin edebileceğini düşünüyorum. Ama seriye çok ısınamayıp Mandalorian ile bu sıcaklığı kapanlardansanız bu bölümü kesinlikle spoiler yemeden izlemenizi tavsiye ederim. Tabii ki aynı tavsiyem serinin büyük hayranı olup henüz izlememiş kimseler için de geçerli.

Ne olduğundan bahsetmeden bu bölümü konuşmak çok zor fakat bölüm hakkında bir yorum yapmam gerekseydi bu bölüm Star Wars hayranlarının No Way Home’u olmuş diyebilirdim. Çok fazla şey oluyor ve henüz birini sindirememişken bir başkasına maruz kalıyorsunuz… gerçekten diyebileceğim en fazla şey bu sanırım. İşin garibi ise tüm bu olanların dizinin ana hikayesinden çok uzak oluşu. Fakat tabii ki olan şeyler sizi bir hayran olarak çok mutlu ettiği için pek çok kişi bunu sorgulamıyor.

Kısaca küçüklüğünden beri Star Wars ile büyümüş ve bu bölümü 4 kere izlemiş biri olarak seriyi bilen, seven, Mandalorian ile tanıyan herkesin dizinin 5 ve 6. bölümlerini izlemesini şiddetle tavsiye ederim. Ha bu arada dizinin bölüm isimlerine de bakmamanız 5. bölümü izleyecekler için daha iyi olabilir uyarmış olayım.

(NOT: Bu kısımdan sonrası geri dönüşü olmayan bir SPOILER bataklığıdır.)

Ee Boba Fett Nerede? (SPOILER)

Bir Star Wars içeriğinde bölümün Dave Filoni tarafından yönetildiğini bölüme başlamadan önce gördüyseniz, o bölümden ağlamadan veya aşırı bir reaksiyon vermeden çıkmayacağınızı biliyorsunuzdur. Dave Filoni, Clone Wars’tan bu yana Star Wars severleri bana kalırsa en iyi anlayan ve evreni ayakta tutan nadir insanlardandır. Jon Favreau ile giriştikleri bu Disney yolculuğu son üçleme filmlerinden sonra bana ve pek çok insana Star Wars’u neden sevdiğini tekrar hatırlattı.

Öncelikle şurada anlaşmamız gerek, bu tür bölümlere hayranların heyecanlanmasını inanılmaz normal buluyorum. Bana kalırsa Star Wars, Skywalker Saga’dan çok çok daha fazlası ve bu yüzden The Mandalorian dizisini ilk izlediğimde derin bir oh çekmiştim. Sonunda farklı bir şeyi, evrenin kalanını ve bir Mandalorian’ı görmüştük. “Star Wars işte böyle bir şeydi.” dedim. Luke Skywalker’ı da dizinin 2. Sezon finalinde gördüğümde ne kadar heyecanlansam da “Acaba görmese miydik?” diye de sorguladım. Ama sonra Dave Filoni’nin Mandalorian kamera arkasında dediği “Galakside bu çocuğu (Grogu) Mandalorian’dan almasının sorun olmayacağını düşünebileceğiniz bir kişi varsa, o kişi Luke’tur.” sözüyle beni ikna etmişti. Ayrıca Jedi Knight Luke Skywalker’ı 39 yıl sonra ilk kez görmüş olmak da fazlasıyla ikna ediciydi…

Bu bölümde ise bu kadar karakteri göstermelerindeki tek sorun tüm bunların Boba Fett’in hikayesinin ortasında olmasıydı. Kelimenin tam anlamıyla bir fan servis, fakat yaşanmasından asla rahatsız olmadığım bir servis olduğunu söylemem gerek. Çünkü bu dört kişiyi aynı sahnede görmek inanın bana nerede olursa olsun aynı etkiyi yaşatırdı. Boba Fett’de değil daha alakasız bir yerde görsek dahi bir gram üzülmezdim.

Bu bölümde yaşananların büyük çoğunluğunu Mandalorian 3. sezonun konusunu belirlemek için yapıldığını düşünüyorum. 5. Bölümde Din’in The Armorer tarafından Mandalorian olmaktan menedilmesiyle, affedilmesinin tek yolunun Mandalore’a gitmesiyle olduğunu öğrendik. Belli ki Grogu’suz günlerinde 3. sezonun ana teması bu olacak. Bu nedenle 3. sezonda Grogu’yu (belki) görsek de Luke’u göremeyeceğiz gibi hissediyorum. Ahsoka’nın dizisinde ikili ile tekrar karşılaşabiliriz. Bu yüzden Grogu ve Luke’u bir arada görmek için tek şansımız bu dizide olmasıydı. Bana kalırsa iyi de bağladılar. Evet bölümde Boba Fett’in çok az görünmesini ilginç bulsam da nedenlerinin akla yattığını düşünüyorum.

Başka bir yöntem olarak da Book of Boba Fett dizisini tamamen yapmayıp Mandalorian’ın 2 veya 3. Sezonuna bağlayabilirlerdi diyenleri gördüm. Bu sefer de Mandalorian izlerken kimsenin 4 bölüm Boba Fett görmeye ikna olabileceğini düşünmüyorum. Bana kalırsa olabilecek en mantıklı tercih Mandalorian’ın 3.sezonuna bu 5 ve 6. bölümü koymaktı ama biraz da Boba Fett’e kurtuluşu haricinde “takım toplama” gibi bir konu vererek heyecan katmak istemişler sanırım. Bu esnada da “Mandalorian bir anda buraya nasıl geldi o gemiden?” denmemesi için Din’in macerasıyla izlenmeleri arttırmışlar gibi geldi. Uzun lafın kısası neden yaptılar bilmiyorum ama bir yerde bir şekilde bunların yaşanması beni mutlu etmeye yetti de arttı bile.

Motion Capture’daki İnanılmaz Gelişmenin Asıl Nedeni

Bölümü ilk izlediğim an verdiğim tepkiyi unutamıyorum. Cobb Vanth’in sahnelerinden sonra Mando’yu Naboo N-1 Starfighter ile görmek, üzerine R2 ile yaptığı konuşma ve üzerine Grogu’yu aylar sonra tekrar görmek… Hepsi inanılmaz heyecanlandırsa da Mando’yu gördüğüm an bir önceki bölümün bitişi nedeniyle Luke’u da göreceğimizi anladım ve kendimi buna hazırlamıştım ama bu görsele asla hazır değildim. Resmen Mark Hamill, Benjamin Button’lanarak Jedi Knight hallerine dönmüş ve karşımızda oturuyordu. İlk sahnede izlerken ne olduğunu algılayamadım. O kadar gerçekçi duruyordu ki kendimi o ana ne kadar hazırlamış olursam olayım bir süre ağzım açık kaldı ve hayranlık içerisinde izledim.

CGI’daki bu muhteşem değişimin Lucasfilm’de yaşanan bir işe alım ile ilgisi var. Mandalorian 2. Sezon sonunda Luke Skywalker göründü ve herkesi mutlu etti, evet. Fakat tüm bu heyecan durulduktan sonra insanlar Luke’un yüzündeki gariplikler hakkında bahsetmeye başladı. Haklılardı da. Bir şeyler tam oturmamış gibiydi yüzünde ve bu da duygusallığı azaltıyordu. Bu nedenle bölüm boyunca kapüşonu kapalı bir şekilde görmüştük çoğunlukla. Fakat ne olduysa Boba Fett’in bu bölümünde inanılmaz bir değişime şahit olduk. Karakteri gün ışığında, kapüşonu takılı olmadan, korkusuz yakın çekim ve uzun diyaloglarla izledik. Bu cesur sahnelere neyin neden olduğunu öğrendiğimde de oldukça sevindim.

2. sezon finalinde gördüğümüz Luke Skywalker’dan sonra Shamook adlı bir Youtuber, Luke’u Deep Fake teknolojisi ile geliştirdiği bir videoyu Youtube’a koydu. Pek çok hayran bu gelişime bayıldı ve video Lucasfilm’e kadar ulaşmış olacak ki Lucasfilm gururu bir kenara koyarak işi kendisinden daha iyi yapan bu kişiyi Sr. Facial Capture Artist olarak işe aldı. İnanılmaz zekice olan bu hareket için Disney’i ve Lucasfilm’i tebrik etmek lazım. Kaldı ki bu işe alımın meyvelerini bugün ki reaksiyonlarda rahatça görebilirsiniz. Luke’u gören çoğu kişi ne kadar gerçekçi olduğuna inanamıyor. Gerçekten korkutucu derecede inanılmaz bir değişim var. Shamook’u tebrik ediyor, ellerine sağlık diyor ve gelecekte Star Wars adına kimleri ekranlara yeniden getireceğini merakla bekliyoruz.

Shamook, The Mandalorian Deep Fake Videosu:

(Açıklamalara yazdıklarını da okumanızı tavsiye ederim. Elinde saf görüntü olmadan dizidekinin üzerine Deep Fake yaparak özellikle ağız kısmını en fazla bu kadar değiştirebildiğini, bir de saf görüntülere erişimi olsa inanılmaz farklar yaratabileceğini açıklamış. Kaldı ki Boba Fett 6. Bölümde de bize bunu kanıtlamış oldu.)

Kimler Kimlerle Yan Yana Geliyor…

Bölüm zaten Cobb Vanth’ın havalı bir girişiyle başlamıştı. Üstüne tertemiz bir N1 starfighter’ında Din Djarin’i gördük ve nereye gittiğini çok iyi biliyorduk. Vardığı yerde R2 kahramanımızı karşıladı. İşte bu sahnede droidlerle arası hiç iyi olmayan Din’in “Hello friend.” demesine mi şaşırmalıydım yoksa yıllar sonra R2’yu bir N1 Starfighter’ı ile yan yana gördüğüme mi bilemedim. Hala da bilemiyorum…

Bunlar yetmezmiş gibi Luke’un Dagobah eğitiminden alınmış sekanslara ve Yoda ile yaptığı öğretileri Grogu’da denemesine şahit olduk. Tüm bu sahneler sırasında buraya sığdıramayacağım kadar diyalog ve gönderme mevcuttu. Ama bunların arasından beni en çok mutlu eden buluşmanın Ahsoka ile Luke arasında olmasıydı. Gerçekten bu ikilinin iletişim kurduğunu ekranlarda görebildiğimize inanamıyorum. Ahsoka dizisinde bu ikiliyi tekrar daha detaylı görebilmeyi umuyorum.

Bazı Seçimler ve Order 66… Yine

Dave Filoni bölüm yönetir de Order 66 görmez miyiz? Clone Wars 7. Sezon ve The Bad Batch çıktığından bu yana görmüyorduk. Grogu’nun geçmişine gidip 501st Legion’dan Clone’ları canlı canlı Order 66 sırasında görmek inanılmaz etkileyici bir sahneydi. Tabii Grogu bazı şeyleri hatırladı ve eminim devamı gelecektir ama hala oradan nasıl kurtulduğu meçhul. Umarım kısa sürede bunun cevabına da kavuşuruz.

Bu kadar olayın üzerine bölümün sonunda bir de seçim ile karşı karşıya kaldık. Jedi’ların bağnaz düşünceleri ve bağlılığın bir Jedi için doğru olmadığı fikri yüzünden; Din’in Grogu için yaptırdığı Beskar yeleği ile Yoda’nın ışın kılıcı bir seçenek olarak Grogu’nun önüne atıldı. Böyle bir seçim yaptırılmak zorunda olması gerçekten Jedi zihniyetinden gün geçtikçe uzaklaşmamı sağlıyor. Yahu hiç mi akıllanmadınız onca yıl yaşananlardan? Özellikle Ahsoka’nın bunu savunmuyor olması lazım. Sen bu düzenden Jedi’ların baskıcı inançları nedeniyle sana inanmayıp yüzüstü bırakmaları yüzünden kaçmadın mı? Aynı şekilde Luke’un arkadaşları zor durumdayken Yoda tarafından “Şimdi gidersen bir daha eğitimine dönemezsin.” gibi bir cümleye maruz kalmasına rağmen nasıl böyle bir şeyi sunabildi aklım almıyor. Bu jedi’lar iflah olmaz gerçekten…

From The Desert Comes A Stranger…

Tüm bunların üzerine ekip birleşecek ve finale gideceğiz sanıyorduk ki yetmemiş bir cameo daha eklemiş Dave Filoni… Star Wars’u Star Wars yapan Space Western temasıyla tekrar karşı karşıya olmak, Mandalorian’ı sevdiren ana nedenlerden birisiydi benim adıma. Bunu Clone Wars’ta fazlasıyla görsek de live-action serilerde görmeyi özlemiştik. Mando bu özlemimizi alsa da asıl bu açlığı giderecek bir başka isim çıkageldi. Rüzgar çanlarının çalışı, Cobb Vanth’ın tehlikeyi uzaktan sezişi ve yüzlerce metre öteden bile kim olduğunu saniyesinde anladığımız isim Cad Bane’di. Hala bunu buraya yazıyor olmak bile inanılmaz hissettiriyor. Kendisi tek kelimeyle mü-kem-mel görünüyor. Tabii ki mükemmel de duyuluyor çünkü seslendiren kişi, karakteri Clone Wars’ta da seslendiren Corey Burton’ın ta kendisi.

Yeni yeni Cad Bane’in görünümünü beğenemeyen hayranlar olduğunu okudum ve inanılmaz şaşırdım. Bana kalırsa animasyondan alınmış bir karakter live-action bir diziye ancak bu kadar iyi yedirilebilirdi. Hiçbir sahte ve plastik görünümü olmadan Cad Bane tüm korkutuculuğuyla karşımızdaydı resmen.

Cad Bane’in görünüşü beklemediğim kadar ürkütücüydü bu arada. Sesi zaten oldukça derin bir tona sahip karakterimizin muhteşem bir ünü var. Karakteri gördüğüm an aklıma gelen ilk şey tabii ki Fennec ile The Bad Batch adlı animasyon dizisinde yaşadıkları karşılaşmadan sonra Boba Fett’te tekrar karşılaştıklarında ne tepki verecekleriydi… Bunu görmek için sabırsızlanıyorum. Bunun yanında Cobb Vanth kendisine ismini sorduğunda asla cevap vermemesi de aklıma Count Dooku’nun Cad Bane için “Who needs no introduction.” (Tanıtılmaya ihtiyacı olmayan kişi) dediği Clone Wars sahnesi geldi.

“Cad bane, who needs no introduction.”

Teşekkürler Dave Filoni…

Gerçekten inanılmaz bir bölüm izledik. Bir Boba Fett bölümü müydü emin değilim ama çok iyi bir Star Wars bölümüydü. Bu evreni neden nasıl sevdiğimizin göstergesi olan ve sadece bir cameo’dan ibaret olmayan bir bölümdü benim için. Bu evrende ufak bir yan karakter bile binlerce kişiyi heyecanlandırmaya yetebiliyor ve bu olay beni çok mutlu ediyor. Yan karakterlerden bahsetmişken umarım Mos Espa’nın Cantina’sındaki Pyke’ların terör saldırısı sonrasında Max Rebo’ya bir şey olmamıştır diyerek yazıya son veriyorum. Çünkü bana bırakılırsa bu bölümün üzerine tez bile yazabilirim sanırım.

Siz Boba Fett’in yeni bölümleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bizimle yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Teşekkürler Dave Filoni…

Güç Sizinle Olsun.

Star Wars Jedi: Fallen Order | Melez Bir Oyundan Fazlası

2021’de Jedi Fallen Order yazısı görmek biraz tuhaf kaçabilir ama Jedi: Fallen Order’ı, EA Play’in basic kütüphanesine gelmesiyle birlikte daha yeni oynama fırsatı buldum. Oyunu bitirdiğimde melez bir oyundan fazlası olduğunu gördüm…

Spoilersız olarak yazımıza devam edeceğiz.

Aslında Aylar Önce Yarım Bıraktım

Star Wars Jedi Fallen Order’a aylar önce başlayıp bırakmıştım. Dark Souls serisini ne kadar çok sevsem de Jedi Fallen Order’daki save sistemi hiç hoşuma gitmemişti. Star Wars evrenine hiç yakıştıramamış ve mantıksız bulmuştum. Oynanışta genel olarak bir oturmamışlık, bir hamlık var gibi hissediyordum. Titanfall 2 aşkıyla Respawn’ı çok sevdiğimden hep olumlu bakmaya çalıştım ama ekran kartım 1050ti da zevk almamam için elinden geleni yapıyordu. Çünkü oyunun optimizasyonu ekstra sıkıntılı, zaten en düşük ayar da medium olarak geçiyor, low seçeneği yok. Düşük fps ile korkunç bir görsellikte zevk almaya çalışıyordum. Sıkılıp bunalıp bıraktıktan sonra RTX 2060 aldığım an tekrar bir bakmak istedim.

Jedi Fallen Order’ın Hikayesi

Order 66 ile birlikte ihanete uğrayan Jedi’lar, klonlara karşı savunmasız kalır ve Jedi Düzeni son bulur. Bu esnada Padawan olarak eğitim gören Cal Kestis, savaş esnasında kaçıp kurtulur ve Jedi olduğunu herkesten gizler. Hurdacı olarak yaşamına devam etmektedir. Oyunumuz tam da burada başlıyor, hurdacıların arasında hainin kim olduğunu arayan askerleri görmemizle birlikte aksiyonun ortasında kendimizi buluyoruz.

Hikayeyi ve olay örgüsünü genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. The Mandalorian kadar olmasa da son üçlemeden çok daha iyi hikayeye ve olay akışına sahip bir oyun. Zaman zaman düşüyor, zaman zaman yükseliyor. Kendini iyi dengeliyor, bulmacalar( puzzle) ile aksiyonu da iyi dengelediklerini düşünüyorum.

Neden Melez bir Oyun?

Çizgisel oynanış ve TPS kameraya sahip sinematik aksiyon oyun deyince herhalde aklımıza ilk Uncharted serisi gelir. Kılıçla gelen saldırıyı savuşturduğumuz ve öldüğümüzde düşmanların yenilenip bizi cezalandırdığı oyun denince de Sekiro: Shadows die Twice aklımıza gelir. Star Wars: Jedi Fallen Order da bu iki oyunun birleşmiş hali, ancak iyi yanlarını kullanmasıyla birlikte kendi oyunlarına yakışmayan kötü yanları da almışlar. Control’de de Star Wars Jedi Fallen Order’da da SoulsBorne oyunlarındaki save sistemini kullanmalarını  uygunsuz buluyorum. İki oyuna da hiç yakışmıyor, kendi kimliklerini yaratamıyorlar.  Jedi Fallen Order da bu kayıt sistemine bonfire(dark souls) değil de Meditasyon demiş.

Meditasyon Nedir?

Meditasyon yaptığımızda skill puanlarımızı harcayabiliyor, canımızı doldurup düşmanları yenileyebiliyoruz. Öldüğümüzde de son meditasyon yaptığımız yerde doğuyoruz ve sahip olduğumuz tecrübeyi ve canı kaybediyoruz. Bizi öldüren düşmana tekrar gidip vurduğumuzda kaybettiklerimizi geri topluyoruz. Açıkçası anlatırken bile uyduruk geldi. Ne yazık ki animasyonlar da Uncharted kadar başarılı olmayınca özellikle oyunun başlarında biraz ham durabiliyor.

Birazcık Dişinizi Sıkın

Oyunun 3. saatine doğru aldığım keyif gitgide arttı. Bu yüzden birazcık dişinizi sıkın. Oyunun kimliği kafamda oturdu ve ham duran taraflar da gözüme daha az batmaya başladı. Yeni yetenekleri de açmamla birlikte oynanış daha da eğlenceli oldu. Size tavsiyem her zaman oyunun ana görevini takip etmenizdir. Birkaç kere yan görev olarak farklı gezegenlere gidebilirsiniz diyor oyun ama zaten ana görevde ilerledikçe o gezegenlere tekrar gidiyoruz, o yüzden önceden gidip gitmememiz pek önemli değil. O yüzden önceden gitmekle uğraşmayın, ana hikayeyi takip edin. Ana hikayede aksiyon hiç durmuyor ve nefesinizi kesip heyecanla sonraki sahnede ne olacak diye oynamaya çalışıyorsunuz.

Oyunun aksiyonu beklediğimden çok daha iyiydi. Kalabalık savaşlar da boss savaşları da oyunun yapısına gayet uygun tasarlandığından kendimi Jedi gibi hissetim. Hele hele oyunun bir yerinde çok büyük bir güç zıplaması oluyor, orda oyun üzerinize yığınla düşman gönderiyor. Siz de yeni yeteneğinizi kullanarak eğlencenin doruklarına çıkıyorsunuz. İkinci oyunla birlikte bu yeteneklere de daha çok şey ekleyeceklerini düşünüyorum. Böylece oyun çok daha doyurucu bir deneyim olacak.

Oyunun bulmacaları kesinlikle özenle yapılmış. Aksiyon odaklı bir oyun olduğundan bulmacaların bu kadar güzel düşünülmüş olmasını hiç beklemiyordum. Her seferinde beni şaşırtmayı ve keyifle düşünmemi sağladı. İtiraf edeyim bazılarında zorlanıp Youtube’dan yardım aldım.

RTX 2060 Demiştik?

Evet, 1050ti’dan RTX 2060’a geçince grafiklerdeki değişiklik nasıl oldu? Öncelikle adaptive resolution’ı kapatmakla birlikte oyunu sabit 1080p oynayabilmek çok iyi geldi. Ayarların yükselmesiyle birlikte sabit 60 fps oynayarak şunu söyleyebilirim ki önceki deneyimimle alakası yok. Muazzam olmasa da oyun gerçekten etkileyici gözüküyor. EA artık bütün stüdyolarına zorunlu olarak Frostbite oyun motorunu kullandırtmayı bırakmış. Aynı oyun motoruyla hem FIFA hem Battlefield hem de Anthem yaptırıyordu. Sonunda bundan vazgeçmiş. Böylece Respawn Entertaiment daUnreal Engine 4 ile Jedi Fallen Order’ı yapmış. Peki EA neden Respawn Entertaiment’ı müdahale edip durmamış?

Bol Bol Star Wars Oyunu Yapalım

EA, Disney’e Star Wars lisansı için milyonlarca para akıttıktan sonra işler baya kötü gitti. Hem uyguladıkları politika hem de yaptıkları oyunlar gitgide kötüleşince EA yeni konsollar gelmeden hemen aynı nesle bir oyun daha çıkarmak istedi. Star Wars Jedi Fallen Order da bu acelecilikle yapıldı.  O lisans ücretinin parasını çıkarmak istiyorlardı. Jedi Fallen Order ile EA oyunculara istedikleri tek kişilik oyunu verdi. Peki bu acelecilik hissediliyor mu?

Kesinlikle evet.

Bazı animasyonlar çok sert ve yarım gibi kalıyor. Animasyonlar arası geçişler yumuşak değil ve genel olarak biraz ham kalıyor. Yetenek Ağacına da bakarsak pek çeşitli diyemeyiz. Çeşitlilik katmak için pek zamanları yokmuş, daha basit şeyler eklemişler. Dişe dokunur, farklı ve özgün bir şey yok. Genelde pasif yetenekler açıyorsunuz. Açtığınız aktif yetenekler de ufak tefek şeyler.

Oyunun ilerleyişini tasarlamak için de zaman yokmuş gibi gözüküyor. Daha önce gittiğimiz gezegene tekrar gidip en baştaki spawn noktasından aynı yeri oynamak biraz sıkıcı geldi. Her seferinde sıradaki gezegen neymiş diyerek oynamak çok daha eğlenceli oluyordu. Aynı gezegene geri döneceğimizi öğrendiğimde suratımdaki hayal kırıklığını görmenizi isterdim.

Tahmin ettiğim kadarıyla bir yerden sonra başka gezegen tasarımlarına da zaman kalmadığından aynı gezegenleri kullanarak zamandan tasarruf ettiler. Hem PS4’teki hem PC’deki ani fps düşüşlerini, optimizasyon sıkıntılarını düşünürsek oyunun aceleye geldiği konusunda iyice hemfikir olabiliriz. Zaten bu yüzden de bu oyun ekstra umut verici duruyor. Bu kadar kısa sürede Respawn böyle bir oyun çıkarabildiyse devam oyununda çok daha iyisini yapabilir.

Peki Oynayalım mı?

Aksiyon oyunu seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Müziklerinden hiç bahsetmesem de müzikleriyle birlikte verdiği atmosferin sizi etkileyeceğini düşünüyorum. Atmosferi dışında oyunun The Mandalorian 2. Sezon Finalini kıskandırtacak kadar güzel bir finali var. Bu finali spoiler yemeden oynayabilirseniz inanılmaz eğleneceksiniz. Oyunun zorluk ayarları çok dengesiz olsa da ona rağmen tavsiye ediyorum. Zorluğu sık sık değiştirmeniz gerekebilir ben genelde Zor‘da oynadım ama bazen Normal‘e almam gerekti bazen de Kolay’da oynamak zorunda kaldım ama genelde Zor’da oynadım. Size tavsiyem de aynı şekilde olacaktır. Ayrıca oyunun hiç fena olmayan bir Türkçe Yaması da var, indirip Türkçe deneyimleyebilirsiniz.

Steam’den veya Origin’den satın almanızı tavsiye etmiyorum. 15-20 saatlik tek atımlık bir deneyim olduğundan EA play ile oynayabilirsiniz. PS4 veya Xbox One yerine iyi bir PC’de oynamanızı öneririm. Minimum GTX 1070 bu oyunun hakkını anca verir.

Son olarak EA satışlardan memnun olduğunu söyledi. Online Star Wars oyunlarındansa daha çok tek kişilik Star Wars oyunlarını göreceğimize inanıyorum. Geliştirilen tek kişilik açık dünya oyunları vardı, onlar ne durumda bilmiyoruz ama yakında herhalde gösterirler. Devam oyunlarında görüşmek üzere. İyi Oyunlar!

 

Jedi Fallen Order, EA Play’e Geliyor

2019 yılının en çok göz önünde olan ve en iyi oyunlarından biri Star Wars: Jedi Fallen Order‘dı. Star Wars evreninin Dark Souls benzeri mekaniklerle harmanlanması kulağa harika bir deneyim gibi geliyor, izlemesi oldukça keyif veriyordu. Oyunun henüz çok fazla bütçe dostu, uygun bir fiyata düştüğü söylenemez ancak sevindiren haber geldi. Jedi Fallen Order, 10 Kasım tarihinden itibaren EA Play‘e dahil olacak. Oyunu henüz deneyimlememiş olanlar, oldukça uygun bir fiyata bu abonelikten faydalanarak oynayabilecekler.

Bunun yanında Microsoft, kısa bir süre önce EA Play kütüphanesini Game Pass‘e getirebilmek için EA ile partnerlik gerçekleştirdi. Aynı tarihten sonra EA Play, konsol oyuncuları için Xbox Game Pass’e de dahil oluyor. Bu tarih PC oyuncuları için ise Aralık ayını işaret ediyor. EA Play, konsol için 10 Kasım’da, PC için ise Aralık ayında Game Pass’e geliyor.

Star Wars: Jedi Fallen Order’ı çeşitli platformlarda EA Play’e abone olarak oynayabilirsiniz. EA Play;

PlayStation Store için aylık 25,00 TL yıllık 169,00 TL

Xbox Store için aylık 12,00 TL yıllık 65,00 TL

Steam için aylık 29,00 TL ve yıllık 169,00 TL

Star Wars: Squadrons Hype Treni Kalkıyor!

Son yıllarda ürettikleriyle sevenlerini hayal kırıklığına uğratan Star Wars evreni, çoğunluk tarafından beğenilen Jedi: Fallen Order gibi güçlü bir yapımla bu gidişata dur dedi ve Squadrons ile de momentumunu sürdürmek istiyor. 2 Ekim’de raflardaki yerini alacak olan oyun büyük bir merak ve heyecanla bekleniyor.

Tüm Star Wars hayranlarının her zaman hayalidir X-Wing ve TIE Fighter pilotu olmak. Star Wars: Battlefront serisinde karşımıza çıkan Squadron modu beklentileri tam olarak karşılamamıştı ama yine bir EA stüdyosu olan ve Battlefront II’nin yapımında payı olan Motive bu sefer daha iddialı geliyor. EA, Star Wars evreninde görmeye alışık olduğumuz ve bizlerin çok sevdiği uzayda büyük bir kaosta geçen savaşı bize en keyifli haliyle sunmaya hazırlanıyor. Ancak bu aksiyon ve kaosu önceki oyunlardan farklı olarak bize bir hikaye yardımıyla sunacak.

Yapımcıların oyunun sadece bir uçuş simülatörü gibi görünmemesi için elinden geleni yapmaları oldukça sevindirici bir gelişme. Ancak oyun uçuş simülatörleri veya gökyüzü savaşları dayalı türlerde tecrübesi az olan oyuncular için oldukça zor görünüyor. O yüzden oyunun ilk saatleri hikaye kapsamı içinde oldukça eğitici bir şekilde ilerliyor.

Star Wars filmleri ile de bağlantılı olmaya çalışan oyun bizlere filmdeki tecrübeleri en iyi şekilde yansıtmayı hedefliyor. Bol bol kovalamaca yaşayacağımız oyunda kokpit görünümünde kruvazör patlatmaya çalışmak çok güzel bir görsen şölen sunacak bizlere.

Kokpit içerisindeki oldukça çeşitlilik gösteren güçlü yazım ve diyaloglar hikayeyi çok güzel bir yolla destekliyor. Arada bir karşımıza çıkacak sahne arası geçişlerinin dışında oyun çoğunlukla gökyüzünde geçiyor. Motive, tam olarak açıklamasa da online odaklı bir oyun olduğundan 8-15 saat arası sürecek bir hikaye modu bekleniyor.

Birbiriniz İçin Hayatta Kalın!

Online olarak başlıca modlar: 5’e 5 karşılaşma, 1’e 1 karşılaşma ve daha büyük bir hedef olan Fleet Modu olarak karşımıza çıkıyor. Motive, aynı zamanda herhangi bir oyun içi satın alma öğesiyle karşılaşmayacağımızın da garantisini veriyor. Oyununun zorluğunun ve kontrolünün göz korkutucu olmaması için herkese gelişmeye açık bir oyun tecrübesi sunmaya çalışıyorlar bu planla.

Eskiden beri tekrar tekrar Star Wars serisi izleyenlerin her zaman büyüyünce olmak istediği şeylerden biridir bir X-Wing pilotu olup isyancılara katılmak. Bunu direkt olarak bizlere sunan bir oyun görmek tüm takipçileri heyecanlandırmaya yetiyor aslında. Uzay boşluğunda Squadron’lar olarak birbirinizi kollamayı öğrenecek, uğruna savaştığınız şeyler için ölecek ve hayatta kalacaksınız.

Oyun 2 Ekimde PS4, Xbox One ve PC’de çıkışını gerçekleştirecek. Oyun aynı zamanda VR destekli olacak.

 

Komedi Festivali: Star Wars The Rise of Skywalker

Yaklaşık 5 yıl önce herhangi bir ortamda Star Wars dediğinizde neredeyse herkes bir irkilirdi. Geekliğin kalbindeki büyük krallıklardan biriydi Star Wars. Neden “biriydi” diyorum? Çünkü hem Disney’in plansızlığı, hem de yönetmenlerin zıt zihniyetli olmaları sebebiyle Star Wars bir sirk gösterisine dönüştü. Hatta daha da kötüsüne, komedi festivaline…

Star Wars’un benim için değeri

Çocukluğumda Star Wars benim için filmleriyle değil, animasyonu ve oyunlarıyla güzeldi. The Clone Wars animasyonunu bayılarak izleyip Ps2’de The Force Unleashed oynuyordum, ama benim için Star Wars bu kadardı. Disney, yeni üçlemeyi duyurunca eski filmleri hemen izlemeliyim dedim ve 6 filmi de beğenerek tükettim. Bu sayede insanların Force Awakens heyecanına ortak olmayı başarmıştım, artık ben de yeni film için heyecandan nefes alamıyordum.

Disney, Star Wars filmi yapmaya karar verir

Force Awakens’ın başındaki Star Wars müziğiyle insanları heyecandan öldürüyordu, müzikle birlikte seyirci alkışlamaya başladı. Tam 30 yıl sonra hikayenin devamı geliyordu ve yıllardır sinemalarda Star Wars logosunu da görmüyorduk. Ben ise sinemada ilk defa Star Wars logosu görmüştüm, insanlarla benzer duyguları paylaşmıştım.

Salondan çıktığımda ise The Force Awakens benim için idare ederdi. Hiçbir risk almadan, eski filmleri taklit ederek ortalama bir iş yapmışlar, ne diyebilirim ki. Activision ve eski Ubisoft oyunları gibiydi, bir önceki oyunun neredeyse aynısı. Peki neden böyle bir şey yapıyorlar ki? Çünkü güvenli alandan çıkmak istemiyorlar da ondan. İnsanların sevdiği yapıyı bozmaktan korktukları için yeni şeyler denemeye istekli olmuyorlar, kolay yoldan müşteriyi tatmin edip para kazanmak istiyorlar. Neyse geçelim The Last Jedi filmine.

The Last Jedi’dan çıktığımda karışık duygular içinde yüzüyordum. İyi mi kötü mü karar veremiyordum, kararsızlığımı arkadaşlarım da paylaşıyordu. Daha sonra tekrar izlediğimde ise filme sinirlenmiştim ve benim için film kötünün de kötüsüydü. Bunun birçok sebebi var ancak en büyük sebep ise Rian Johnson’ın tercihleri oldu. The Force Awakens’ın inşa ettiği temelleri reddetmiş, sanki öyle bir film yokmuş gibi davranarak hareket etmişti. The Force Awakens, sağlam temelleri atamamış dahi olsa sonuçta evrene dahil bir filmdi, serinin 2. filmi için bu nasıl bir tutarsızlıktır?

The Force Awakens’ın havada bıraktığı tüm soruları ciddiyetsizce cevaplayıp üstünde pek durmamış, yücelttiği Snoke karakterinin yolculuğunu basitçe sonlandırmış, ucuz romantik sahneleriyle Rose gibi yan bir karaktere odaklanmıştı. Finn ve Rose’un arasındaki ilişki de hiç hoşuma gitmeyince film benim için iyice düşmüştü. Bunların üzerine berbat dövüş koreografileriyle birlikte hatalarla dolu aksiyon sahnelerini utanmadan filme eklediklerini görünce film benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Peki iyi mi kötü mü diye niye kararsız kalmıştım? Çünkü ben de Star Wars evreninde Skywalker ailesini görmekten yorulmuştum, büyük bir evrende küçük bir alana sıkışmış bir şekilde hareket etmek istemiyordum, ancak The Last Jedi yapmış olduğu tercihleri yanlış zamanda yapmıştı. Yedinci film The Last Jedi olsa, işte bak o zaman doğru olurdu, yeni bir üçleme ile bambaşka diyarlara yolculuk diye açılışı yapardı.

Videonun 9. dakikasına giderseniz The Last Jedi’daki berbat aksiyon sahnesini görebilirsiniz.

The Rise of Skywalker

Aman tanrım! Tekrar oluyordu, bir film daha önceki filmin yaptıklarını reddedecekti. Sadece ismini görmemle bu fikri edinmiştim de artık pek önemsemiyordum, çünkü Star Wars’un benim için bir değeri kalmamıştı. Gişe hasılatlarından gördüğüm kadarıyla seyircinin büyük bir kısmı da benimle aynı düşünüyordu. Filme geçmeden önce son üçlemenin en büyük hatasını gelin bir konuşalım. Disney, Star wars markası için tomarla para verince bu parayı hemen geri kazanmak istedi ve kolları sıvadı.

Para kazanma hırsı öyle gözlerini bürüdü ki 3 filmlik bir temel oluşturmayı unuttular. Her film yeni bir senaryo yazalım dediler. Bu acelecilik ve markaya güvensizlik ile birlikte kendi topuklarına sıkmış oldular. Her film kendi kafasına göre tercihler yapıp, karakterleri dilediğince değiştirince bütünlük konusunda kocaman bir kara delik oluştu.

Benim en çok anlam veremediğim şey yönetmen tercihleri oldu. Milyar dolarlık markayı neden Rian Johnson’a emanet ediyorsunuz ki? Rian Jonhson’ın şahsı için demiyorum, adamın söylenmeye değer tek başarısı Looper. O da idare eder bir gişe yapmış ve ortalama puanlar almıştı. Disney önüne gelen her yönetmene markayı emanet ediyor herhalde. Kariyeri yükselişte olan bir yönetmeni yüksek paralarla kendilerine çekebilirlerdi sanki.

Evren kurmalarındaki acemilik nereden geliyor? Ellerinde inanılmaz başarılı bir örnek de var. Marvel sinematik evrenini bu kadar iyi kurmuş iken Star wars’da nasıl bu kadar başarısız olurlar anlayamıyorum. Kevin Feige hemen bir adım yanında çay içiyor. Kapısını çalıp küçük bir yardım istemek bu kadar zor olmamalı.

Sizlere son üçlemenin bütünlük konusundaki sıkıntısını daha iyi anlatmak için şöyle bir görsel hazırladık:

Hazırladığımız görsel ile birlikte artık son filme odaklanabiliriz. Görselde de göreceğiniz gibi üçüncü film, The Last Jedi’daki yapılan her şeyi reddederek yapılıyor. The Rise of Skywalker’ın ilk 1 saati The Last Jedi’ın yaptığı saçmalıkları toparlamakla geçiyor. Neden saçmalık? İlk kara deliği The Last Jedi açtı da ondan. Aynı hatayı The Rise of Skywalker da yaptı. Bari o ikinci bir kara delik açmasaydı, ilk kara delikten devam etseydi…

The Rise of Skywalker, ilk 1 saat ile yaralarımızı sarıp ardından hiçbir anlamı olmayan olay örgüsüyle sizin üzerinizde tepinip duruyor. Filmin temposu da inanılmaz yüksek olunca dayak yemiş gibi hissediyorsunuz. Biz daha bir önceki olayı sindiremeden hemen başka bir olay oluyor. Üzerine bir de gereksiz ışık efektleri fazla olunca epilepsi krizlerine girmemek mümkün değil.

Filmin yüksek tempolu olması bir suç mu?

Suç değil, aksine böyle olmasını bekliyorduk. Çünkü hem The Last Jedi filminin arkasını toparlamalıydı, hem 9 filmlik Skywalker Saga’nın sonunu getirmeliydi, hem de son üçlemenin anlamlı bir final filmi olmalıydı. Üzerindeki sorumluluk bu kadar fazla olunca, filmin uzun olmasını ve yüksek tempolu olay örgüsüne sahip olmasını elbette bekliyorduk. Peki sorun nerede? Olayların hiçbir anlamı yok demiştim hatırlarsanız. Başlarına birtakım şeyler geliyor ve basit bir şekilde çözüyorlar, bunun bir sonucu da olmuyor, film bunu sık sık tekrarlıyor. Ne bir hikayeye katkısı oluyor, ne de kalıcı bir etkisi oluyor. Yazımızın bu kısmından sonrası spoiler içerir. C3PO’dan karakterlerimizin önemli bir bilgi alması lazım ancak protokolleri gereği bu bilgiyi ana karakterlerimizle paylaşamıyor. Bu yüzden de protokollerini engelleyebilecek bir mühendis bulmalılar. Bu mühendisi ararken film büyük bir zaman kaybediyor. Mühendisi bulduklarında ise C3PO’nun hafızası silinmesi gerektiğini öğreniyorlar. Sonuç olarak bilgiye ulaşıyorlar ve C3PO’nun hafızası silinmiş oluyor. Şu an olayların kalıcı bir etkisi var, buraya kadar sorun yok. Sonra ne oluyor? R2D2 sayesinde C3PO’nun hafızası geri geliyor. O zaman neden filmin 30 dakikasını bununla geçirdik ki? Hiçbir sonucu olmadı, senaryoyu değiştirip karakterlerimize bilgiyi farklı yerden verebilirlerdi. Filmin bu kadar fazla görevi varken böyle boş olaylara zamanı yok, bu ne rahatlık J.J Abrams? Sırf nostaljik etkisiyle bizi etkisi altına almaya çalışıp bir macerada kaybolmamızı istemişti, fakat yemedik Abrams, yemedik.

Yeni Star Wars evreniyle ilgili cevaplanmamış tonlarca sorumuz var iken The Rise of Skywalker bunları görmezden geliyor. Çünkü kendisi Rian Johnson’a laf atmakla meşgul. Sevgili Abrams, The Last Jedi filminin açtığı yoldan gitmek istemedin, orayı anladık. Peki Star Wars evrenine niye ihanet ettin, niye filmi mantıksızlıklar içinde boğdun? Bu kısımdan sonrası için de spoiler uyarısı yapalım.

Palpatine yüzlerce Star Destroyer’ı hangi kaynakla yaptırdı? Hadi diyelim ki yastık altında birikmiş altını vardı. O kadar Star Destroyer’ı çalıştıracak personeli Palpatine nereden buldu? Sadece 1 Star Destroyer’da 37.000 kişilik mürettabat olması gerekiyor. Bizim Palpatine ise yüzlerce Star Destroyer inşa ettirerek galaksiye istihdam sağlamak istemiş. Sadece bununla da sınırlı değil mantıksızlıklar. Bir de her Star Destroyer’a yeni bir top taktırmış, gezegen yok edebilme gücü vermişler. Death Star yapmakla niye uğraştınız ki o zaman? Her Star Destroyer’ın altına bir tane top tak, al sana yüzlerce “Death Star“. Durun durun! Hala bitmedi! The Rise of Skywalker’da Luke force ghost olarak geliyor, The Last Jedi’da söylediği cümlelerin tamamen aksini söylüyor, hata yapmışım diyor, ardından o sahnede ışın kılıcını havada yakalıyor. EVET! Force Ghost olan Luke, cisimlerle etkileşime girebiliyor. Bu nasıl bir hatadır? Adam hayalet hayalet… Bu kadar mantıksızlık arka arkaya olunca her seferinde gülmeye başladım. O kadar fazla şaşırıyordum ki gördüğüm şeye inanamayıp “yok artık” diyerek gülüyordum. Bir Star Wars filmini komedi filmiymiş gibi izleyeceğim hiç aklıma gelmemişti. Komedi festivali diye bu yazıya başlık atmamın sebebi de buydu, fakat film bu kadarla da kalmadı. Parodi filmi gibiydi, hatta sanki zekamla alay ediyordu.

Oyunculuklar konusuna gelirsek sadece bir kişiyi övebilirim. Adam Driver, kendisine kötü yazılan karaktere rağmen elinden geleni yapmış ve güzel oynamış. Diğerleri de idare ederdi de özellikle bahsedilmeye değecek tek isim Adam Driver’dı.

Sonuç olarak

J.J. Abrams, The Rise of Skywalker’ın vizyon tarihinden 2 yıl önce bu projeye başladığını, konu olarak ellerinde hiçbir şey olmadığını ve asla toparlayamayacağını en başından beri bildiğini itiraf etti. Bu itiraf ile birlikte Abrams’ın elinden geleni yapması takdirimi kazanmasına sebep oldu, ancak bu şey korkunç derecede kötü. “bu şey” dediğin ne? The Rise of Skywalker adındaki bir filme. Yani onların iddiası göre bu bir filmmiş. Hadi öyle kabul edelim!

Bu gözler, Star Wars’un bacakları kırılarak gişede dilendirilmesini de gördü ya daha ne diyim ki? Umarım benzer hataları yapmadan Mandalorian tadında işler yapmaya devam ederler, umarım Disney akıllanır. Star Wars için daha doğru isimlerle çalışır umarım. Bu arada Rian Johnson, Knives Out filmiyle kendisini affettirmeyi başardı. Onu bir ara not olarak belirteyim dedim. Son olarak güç sizinle olsun! Tabii olabilirse…