Hangisine Üye Olunmalı?: Streaming Platformlarını Konuşuyoruz!

21. yüzyılın ortalarına yaklaştığımız şu günlerde, malumunuz her geçen gün klasikleşmiş uydu televizyonu değerini kaybediyor.  Bu olay artık neredeyse herkesin haberinin olduğu Netflix sayesinde yaşanıyor. Netflix’in araladığı bu kapıyı, arkasından bir dünya dolusu streaming platformu daha da açarak artık yepyeni bir yayın çağına girdiğimizi resmen tescillemiş oldular.

Aylık abonelik sistemleri her yerden karşımıza çıkar oldular. Netflix, Prime Video derken liste uzayıp gider oldu. Hangi birine para yetiştireceğimize şaşırır olduk. Bunu düşünerek, bugün sizlerle ülkemizde yayın yapan bu platformları değerlendireceğiz. Fiyatları olsun, içerik tipleri olsun hepsinden bahsedeceğiz.

Netflix – 17,99₺

Tarihler 1997’yi gösterirken Amerika’da Reed Hastings ve Marc Randolph isimli iki girişimci internet üzerinden film kiralamayı sağlayan Netflix’i kurdu. Netflix.com’un kurulmasından sonra ise artık aylık abonelik sistemine geçerek günümüz Netflix’inin temellerini attılar. Sonrasında ise  hepimizin bildiği gibi şirket yayın platformlarında tepedeki yerini aldı. 

Netflix ülkemize 2016 yılında geldi. Ülkemiz de böylece streaming platformlarıyla tanışmış oldu. Netflix üç tip abonelik sunmakta;

ÜYELİK ÇEŞİDİ FİYATLAR AYRICALIKLAR
Temel üyelik: 17,99 TL/ay Aynı anda tek cihaz, SD çözünürlük.
Standart HD: 29,99 TL/ay Aynı anda İki cihaz, HD çözünürlük.
Özel Ultra HD: 41,99 TL/ay Aynı anda Dört cihaz, Full ve Ultra HD çözünürlük.

Gelelim Netflix’in içerik tiplerine. Netflix şirket politikası olarak miktarı kaliteden daha önemli görüyor. Kendileri üzerimize kürekle içerik atıyorlar. Maalesef hepsi de iyi olmuyor. Fakat şöyle ki herkese göre bir içerik de çıkıyor içeriden. Netflix bence biraz maden gibi. Kazmak lazım, hiç bilinmeyen ama iyi olan çok içerikleri de var. Kendi içerikleri haricinde de çok fazla başka yapım şirketlerinden içerik barındırmakta. Son iki yılda çıkardıkları yerli içerikleri de unutmamak lazım. Ama unutsak da olur gibi zira malumunuz biraz sönük kalıyorlar. 

Amazon Prime Video – 7.90₺

Canımız ciğerimiz Jeff Bezos’un adeta “Hepinize benden Prime üyeliği” diyerek ülkemize sadece ve sadece 7,90 TL fiyatla gelen Prime Videodan bahsedelim biraz da. Amazon dünyanın en büyük şirketlerinden biri ve çok fazla kolu var. Durum böyle olunca Prime üyesi olduğunuzda, sadece Prime Video platformuna üye olmuyorsunuz. Amazon’da çoğu üründe kargo ücreti ödemiyorsunuz. Prime Gaming’le bir çok ödüle ve Twitch’te sevdiğiniz  bir yayıncıya ücretsiz destek olabiliyorsunuz. İçerik olarak daha az olmasına karşın kaliteleri Netflix’e göre daha üst seviyede. Mad Men, The Office, The Man In The High Castle, Tales From The Loop gibi kaliteli dizilere sahip. Ama tabii ki gelmiş olanlar değil gelecek diziler de çok dikkat çekici. İkinci Çağı konu alacak Yüzüklerin Efendisi dizisi ve Zaman Çarkı gibi iki büyük seriyi anlatacak diziler hiç de az olmayan bütçelerle geliyorlar. Heyecanla bekliyoruz. 

Bein Connect – 14.90₺

Bein Connect doğrusunu söylemek gerekirse HBO’dan geçiniyor. HBO dizileri çıktığı günün ertesinde ve hatta aynı gün Bein Connect’te yerini alıyor. HBO’nun da günümüzdeki en iyi dizileri yapan firmalardan biri olduğunu varsayarsak bu Bein’in elinde büyük bir koz. Üyelik ücreti olarak aylık 14.90  ve eğer yıllık almak isterseniz de 99 lira olarak şu anda üye olabilirsiniz. İçeride gerçekten de kalite ve drama kokan diziler var.

BluTv – 22.90₺

BluTv bence en kaliteli yerli streaming platformumuz. İçerikleri de yeri geldiğinde farklı ve kaliteli olabiliyor.  Yerli dizileri Netflix’in yaptıklarından kat ve kat daha kaliteli oluyor. Sanat filmleri açısından da diğer platformlardan ayrılıyor. Yakın zamanda da bazı HBO dizilerini bünyelerine kattılar. Şahsen beni de orada kazandılar. Ama bazı eksikleri var. BluTv’nin site arayüzünde ve kaldığın  yerden devam etme kısmında çok sorunları var. Farklı cihazlarda senkronizasyonu arada sapıtabiliyor. Ekstradan değinmek istediğim olay ise içeride ayrıca para verip alınan filmler olması.  Aylık para verdiğim bir uygulamada ayrıca para veriyor olmak bence bu sistemle çelişen bir şey.  BluTv aylık olarak 22,90 TL ve yıllık olarak da 154,80 TL. 

Exxen – 10₺

Acun Ilıcalı’nın “Bensiz olmaz” diyerek kurduğu ve Netflix gibi  üzerimize kürekle içerik attığı Exxen, geçtiğimiz günlerde yayın hayatına başladı. İçerik olarak içerisinin ikinci bir Youtube olduğunu söyleyebiliriz. Orkun Işıtmak, Enes Batur, Konuşanlar isimli stand-up gösterisiyle tanınan Hasan Can Kaya ve bir çok Youtuber’ın içeriklerini görebilirsiniz. Tabi içeride sadece bu içerikler yok. Usta oyuncu Haluk Bilginer’in de olduğu Şeref Bey dizisi gibi  Sihirli Annem gibi içerikler de bulunmakta. Ücretine gelirsek aylık olarak 9,90 TL’ye üye olabilirsiniz ama bu üyelik reklamlı bir üyelik. Reklamsız izlemek istiyorsanız 19,90 TL ödemeniz gerekiyor. Zaten Youtube’da benzerleri yapılan bu içeriklere ayda 20 lira vermek şahsen bana mantıklı gelmiyor. Exxen’e üye olmak yerine Youtube Premium üyesi olup reklamsız o içeriklerin benzerlerini görebiliriz gibi geliyor. Tabii ki karar yine de sizlere kalıyor.

Gain ve Puhu Tv

Bunların haricinde yine bir çok servis daha bulunmakta. Gain tamamen ücretsiz olarak katılmıştı biliyorsunuz ki. Onun ile ilgili yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz. Puhu Tv vardı hatırlar mısınız? Hani Fi, Çi serisiyle, Şahsiyet ile milyonları kendilerine çekmişlerdi. Puhu Tv hala aktif bir platform ama eskisi gibi içerikler üretmeyi bıraktılar. En son platformlarına özel olarak  Jet Sosyete gelmişti. Şu anlık sessiz bir konumdalar umarız gelecekte onlar da geri dönerek bizleri Şahsiyet gibi dizilerle buluştururlar.

HBO Max ve Disney +

Disney + ve HBO Max en çok ilgimizi çeken platformlardan olsalar da henüz ülkemize gelmedikleri için onları kullanamıyoruz. Geldiklerinde kısa sürede ülkemizde popülerleşeceklerini düşünüyoruz. Hangi fiyattan ülkemizde yer alacaklarını bilmesek de Amazon Prime’ın rekabetçi fiyatının onları da etkileyebileceklerini düşünüyoruz.

Hepinize okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım. Daha ülkemize gelmemiş bir çok platform var. Hepsini bekleyen büyük bir kitle de olduğu söz konusu. Siz en çok hangi platformun gelmesini istiyorsunuz? Bizlerle paylaşın!

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!

 

Yazan: Sencer İnanç Sarı

Amazon Prime Dahilinde En Keyifli 10 Dizi

Herkese merhabalar! Bildiğiniz üzere Amazon Prime geçtiğimiz ay Türkiye’ye giriş yaptı ve kullanıcılara aylık 7.90 TL gibi bir fiyatlandırma sundu. Amazon’un yaptığı fiyatlandırmadan ve sunduğu hizmetlerden çok büyük bir kitle memnun kaldı. Amazon Prime Video platformu da sunulan hizmetlerden sadece biri. Biz de bu listemizde en iyi 10 Amazon Prime Video dizisini toplamaya karar verdik. Hazırsanız başlayalım.

The Office

1. The Office (2005)

Amerikan yapımı bir sit-com dizisidir. Dizide Dunder Mifflin Paper Company isimli kağıt şirketinde çalışan bir ofis ele alınır. Ofiste zaman zaman atışmalar olsa da ofis müdürü Michael Scott durumu hep kontrolü altında tutmaya çalışır. Samimi ve sıcak bir ofis ortamı sağlamak ilk hedefidir. Dizide ofis içi günlük koşturmaca ve personellerin birbiriyle olan ilişkisi konu alınır.

Dizi 9 sezon sürdü ve 2013 yılında da kapanışını yaptı. Ofis müdürü rolünü Steve Carell oynuyor. Dizide başroller olarak Dwight Schrute rolünde Rainn Wilson, Jim Halpert rolünde John Krasinki, Pam Beesly rolünde Jenna Fischer ve Ryan Howard rolünde B. J. Novak isimlerini görüyoruz. Saydığımız isimler sınırlı olsa da dizi aslında bundan daha geniş bir oyuncu listesine sahip. Dizinin ayrıca 5 Emmy Ödülü ve 1 Altın Küre Ödülü mevcut. The Office, oldukça güldüren ve akıp gitmesinden dolayı hızlıca ilerleyebileceğiniz bir dizi. Sit-com ve komedi severlere tavsiye ederiz.

The Boys Amazon Prime

2.The Boys (2019)

Amerikan yapımı, süper kahraman temalı bir dizidir. Garth Ennis ile Darick Robertson’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanmıştır. Dizinin konusu, kendi güçlerini kötüye kullanan başka süper kahramanlara karşı savaşan The Boys adlı ekibin mücadelesidir. The Boys’un, diğer çizgi roman dizileri ve içeriklerinin aksine epey kanlı ve gerçeğe çok yakın görüntüler içerdiğini söyleyebiliriz. Daha toz pembe kalan diğer süper kahraman içerikleriyle karşılaştırıldığında bu dizinin ne kadar farklı bir bakış açısı içerdiğini fark edebiliyorsunuz. Dizinin fragmanında da dendiği gibi “Süper kahramanlarınızla asla karşılaşmayın.” Bu süper kahramanlarla yüz yüze gelmeyi hiç istemeyeceğinizden eminiz.

Dizinin şu an 2 sezonu var ve 3. sezonun geleceği söylendi. Dizinin uyarlandığı çizgi roman 2006-2012 yılları arasında 72 sayı basılmıştır. Dizinin çizgi romanı da dizi gibi bende merak uyandırdı. Bu harika ve son derece kanlı süper kahraman dizisinin yeni bölümlerini merakla bekliyoruz.

Dr. House

3.Dr. House (2004)

Amerikan yapımı, tıp ve sağlık temalı bir dizidir. Dizinin ana karakteri olan Dr. Gregory House, çoğunluk tarafından benimsenemeyen farklı mizaca sahip bir tiptir. Kuralları umursamayan tavırları ve farklı teknikleri vardır. New Jersey’de Princeton-Plainsboro Hastahanesi’nde çalışır. Bulaşıcı hastalıklar ve nefroloji konusunda çok iyidir. Dizide genel olarak hastanede geçen olaylar ve Dr. House konu alınır.

Dizi 8 sezon sürdü ve 2012’de sonlandı. Dr. Gregory House rolünde Hugh Laurie’yi görüyoruz. Bunun dışında Omar Epps, Jesse Spencer ve Jennifer Morrison oyuncu kadrosunda önemli yer tutan isimlerdendir. Dizinin 2 Altın Küre Ödülü vardır. Medikal konulara ilgisi olan dizi severlerin kaçırmak istemeyeceği türden bir dizi, kesinlikle tavsiye ederiz.

Fleabag

4.Fleabag (2016)

İngiliz yapımı, trajikomik bir dizidir. Başrolde, dizinin yaratıcısı ve yazarı olan Phoebe Waller-Bridge’i görürüz. Dizi, Londra’da hayat şartlarına uyum sağlamaya çalışan özgür ruhlu ve kafası karışık bir kadının yaşantısını konu alır. Başrolümüz yakın zamanda bir trajedi yaşamıştır ve bir yandan da bununla hesaplaşıyordur. Başrol dışında Sian Clifford, Olivia Colman ve Andrew Scott dizide gördüğümüz diğer isimlerdir.

Dizi 2 sezon sürdü ve 2019’da sonlandı. Phoebe Waller-Bridge dizideki rolüyle British Academy Televizyon Ödülleri kapsamında En İyi Kadın Komedyen ödülünü aldı. Dizi ayrıca bir Altın Küre ödülüne sahiptir. Başrol oyuncusu Waller’ın insana o duyguyu yaşatan mimikleri, hareketleri ve konuşması bu diziyi belki de bu kadar çekici kılan en iyi şeydir.

Mr. Robot Amazon Prime

5.Mr. Robot (2015)

Amerikan yapımı psikoloji, gerilim ve dram öğelerini içeren bir dizidir. Dizi, siber güvenlik uzmanı ve hacker olan, aynı zamanda da psikolojik sorunlar yaşayan Elliot Alderson isimli başrolümüzün etrafında geçer. Elliot’un çalıştığı şirkette bir gece siber saldırı olur. Elliot, saldırıya müdahale ederken saldırıyı yapan grubun lideriyle karşılaşır ve tanışır. Grup lideri Mr. Robot lakaplı bir anarşist, hacktivist’tir. Elliot, grup lideri tarafından fsociety isimli ve hacker üyelerden oluşan gruba davet edilir ve ardından olaylar gelişir.

Dizi 4 sezon sürdü ve 2019’da yayın hayatı sonlandı. Dizi, En İyi Drama dalında Altın Küre aldı. Oyun, dizi film gibi pek çok alanda oyunculuğunu gördüğümüz Rami Malek bu dizide de oyunculuğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Teknolojiden, hack olaylarından ve internetin karanlık yüzünden hoşlananlar, bu dizi tam size göre.

Tales from the Loop

6.Tales from the Loop (2020)

Amerikan yapımı bilimkurgu ve drama dizisidir. Dizi, Ohio eyaletinin hayali bir kenti olan Mercer’da geçer. Dizide, bu kentte yaşayan insanların birbirleriyle olan bağlantıları üzerinden ilerleyen bir hikaye örgüsü vardır. Mercer kenti, Loop isimli bir deneysel yeraltı fizik laboratuvarına ev sahipliği yapar. Bu deney merkezinde araştırmacılar “Mümkün olmayanı mümkün kılmak” amacı üzerine çalışırlar. Dizinin başrollerinde Rebecca Hall ve Jonathan Pryce yer alır. Dizinin çekim teknikleri ve görüntülerin kalitesi sayesinde izleyiciler tarafından beğenildiğini pek çok yerde gördüm.

Dizi geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanmaya başladı. İkinci sezonunun 2021-2022 yıllarında geleceği söyleniyor. Dizi, İsveçli sanatçı Simon Stålenhag tarafından yapılan çizimlere dayanıyor. Bu resimlerin toplandığı ve basıldığı bir kitap var. Eğer merak ettiyseniz bu videodan kitabın içeriğine ulaşabilirsiniz. Tales from the Loop konseptinin ayrıca bir kutu oyunu da var, bunu da söylemeden geçmeyelim.

The X-Files

7.The X-Files (1993)

Amerikan yapımı bir bilimkurgu dizisidir. Chris Carter tarafından yaratılmıştır. Dizide başroller olarak David Duchovny ve Gillian Anderson oynar. Dizi, FBI ajanları olan Fox Mulder ve Dana Scully’nin X-Files isimli paranormal ve çözülemeyen dosyaları araştırması üzerine kuruludur. Scully, aynı zamanda bir doktordur ve Mulder’ın bulduğu şeylere bilimsel şüpheyle yaklaşır. Mulder ise paranormal olaylara ve dünya dışı varlıklara inanma eğiliminde bir karakterdir. Carter, böyle yaparak cinsiyet kimliklerine yüklenen önyargıları tersine çevirmek istemiştir.

The X-Files’ın Ödüllere Doyamaması..

Dizi 11 sezon sürdü ve 2019’de sonlandı. Dizinin ayrıca iki filmi var. Seriyle bağlantılı olan film olan The X-Files 1998’de, ikinci film olan The X-Files: I Want to Believe ise 2008’de beyaz perdede yer almış. Ayrıca The X-Files’ın üçüncü ve dördüncü sezonları Topps Comics tarafından çizgi romana uyarlanmış. 1995-1998 yılları arasında toplam 41 sayı basılmış. 10 ve 11. sezonları da yine çizgi roman yayıncısı olan IDW tarafından toplam 33 sayı basılmış. Dizinin 5 Altın Küre Ödülü, farklı dallarda toplam 16 tane Emmy Ödülü var. Ödül sayısına ve oyuncuların kalitesine baktığımız zaman izlenmesi gereken bir dizi olduğu aşikar öyle değil mi?

Mad Men

8.Mad Men (2007)

Amerikan yapımı drama dizisidir. Zaman aralığı olarak 1960-1970 yılları arasında geçer ve nostalji kokulu bir yapısı vardır. Dizi New York, Manhattan’da bulunan Madison Avenue’daki Sterling Cooper isimli reklam şirketinde geçer. Şirketin üst düzey yöneticisi ve başrol olan Don Draper’a Jon Hamm hayat verir. Dizinin konusu çoğunlukla bu şirkette yaşananlar ve Don Draper’ın hayatındaki insanlardır. Dizi ayrıca 1960’lı yıllardaki Amerikan kültürünü ve sigara, içki, feminizm, homofobi, ırkçılık, cinsel hayat gibi dönemin sosyal ögelerini içerir.

Bir Ödül Rekortmeni Daha: Mad Men

Dizi 7 sezon sürdü ve 2015’te son buldu. Mad Men, yazımıyla, yönetimiyle ve oyuncularıyla büyük beğeni topladı. Dizi 5 Altın Küre ve 16 Emmy Ödülü sahibi. Dizinin içinde geçtiği dönem dizide o kadar iyi yansıtılmış ki dizinin teması giyim markalarına bile ilham vermiş. Brooks Brothers ve Banana Republic gibi giyim markaları Mad Men koleksiyonu çıkarmış. Barbie, dizide geçen Don ve Betty Draper karakterlerinin bebeklerini yapmış. Büyük firmalara bile ilham veren bu dram dizisi bence Amazon Prime Video dizi listenizde mutlaka olmalı.

Good Omens

9.Good Omens (2019)

Amazon Studios ve BBC Studios ile ortak olarak yapılan mini-dizidir. Fantastik ve mizah öğeleri içerir. Dizinin temeli 1990’da Neil Gaiman ve Terry Pratchett tarafından yazılan aynı isimli romana dayanır. Oyuncu kadrosunda başrollerde şeytan Crowley rolünde David Tennant ve melek Aziraphale rolünde Michael Sheen rol alır. Dizide, cennet ve cehennemin temsilcisi olan Crowley ve Aziraphale Dünya’da yaşam sürüyordur. Dünyanın sonu yaklaşıyordur ve Cennet ile Cehennem arasında olacak son savaş olan Armageddon Savaşı’na çok az kalmıştır. Deccal ortadan kaybolmuştur. Deccal eğer bulunamazsa, her şeyi ortadan kaldıracak olan Armageddon Savaşı yaşanacaktır. Bu yüzden Crowley ve Aziraphale beraber çalışıp Deccal’i bulmak zorundadır.

Bir Terslik Var…

Dizi 1 sezon sürdü ve 6 bölümden oluşuyor. İkinci sezonunun gelip gelmeyeceği belli değil. Bu dizi için ayrıca şöyle garip bir şey yaşanmış: Dizi, bir Amerikan Hristiyan dini örgütü tarafından başlatılan kampanya sonucu okların hedefi olmuş. Örgüt, dizinin Deccal, satanizm, Tanrı’nın sesinin kadın olması gibi saygısız öğeler içerdiğini öne sürerek Netfix’ten diziyi kaldırmasını istemiş. Dizi Amazon’da yayımlanmasına ve 6 bölümünün de o sırada yayında olmasına rağmen örgüt kampanyayı Netflix’e yöneltmiş. Kampanya sonra düzeltilip tekrar yayınlansa da neyse ki amacına ulaşamamış. İyi ki amacına ulaşamamış diyoruz çünkü bu mizahi yönü yüksek ve son derece kaliteli diziyi başka türlü izleme şansımız olmazdı.

Hunters Amazon Prime

10.Hunters (2020)

Amerikan yapımı bir drama dizisidir. Yıl 1977’dir ve Amerika, New York City’de hala yaşayan Nazi üyeleri vardır. Babaannesinin şüpheli ölümüyle beraber babaannesinin Hunters ekibiyle tanışan Jonah Heidelbaum ekibe katılır. Ekipte herkesin farklı yeteneği vardır. Ekip, birlikte Nazi Almanyası’nı canlandırmaya çalışan ve “Dördüncü Reich” anlayışını taşıyan üyeleri ortadan kaldırmaya çalışır.

Dizinin 1 sezonu mevcuttur. İkinci sezonu için Ağustos’ta onaylanmıştır. Dizide Jonah Heidelbaum rolünde Logan Lerman, Hunters ekibini Heidelbaum’un babaannesiyle kuran Meyer Offerman rolünde ise Al Pacino oynuyor. Al Pacino gibi son derece kaliteli ve değerli bir oyuncuyu bu dizide görmek beni epey heyecanlandırdı. İkinci sezonunu merakla bekliyoruz.

Biz Amazon Prime Video platformunu çok sevdik ve bu listeyi hazırlamaya karar verdik. Bizim Amazon Prime listemiz bu şekildeydi. Umarım listemiz sizlere dizi seçmede yardımcı olur. Bizlere sosyal medyadan ulaşabilirsiniz. Ayrıca sitede bulunan diğer haberlerimize buradan ulaşabilirsiniz. Sağlıcakla kalın!

Wonder Woman: Güçleri ve Ekipmanları

Önceki yazımızda origin hikayesini anlatmıştım, ona buradan ulaşabilirsiniz. Şimdi ise güçlerinden ve ekipmanlarından bahsedeceğim.

İnsanüstü Güç

Superman ve Shazam dahil olmak üzere diğer DC’nin barındırdığı en güçlü karakterleriyle aynı güç seviyesindedir. Böylelikle minimum çabayla binlerce ton kaldırabilir ya da taşıyabilir. Güç olarak Superman’in bir kademe altında olduğu kabul edilir. Power Girl, Supergil ve Shazam ile başa baş dövüşmüştür.

İnsanüstü Hız

Normal bir insandan hızlı düşünebilir, tepki verebilir, koşabilir ve hareket edebilir. Wonder Woman’ın Flash’a ayak uydurabilecek bir hızı vardır. Hatta bir keresinde Flash, Hypersonic hızdan daha hızlı koştuğunu söylemiştir.

Jesse Quick gibi en hızlı karakterlerden bazılarıyla hızı aynı seviyededir. Rakiplerinin silahlarını anında etkisiz hale getirebilir hatta rakiplerini bile saniyesinde etkisiz bırakabilir. Wonder Woman’ın refleksleri Superman’i bile şaşırtmıştır.

 Jesse Quick ve Wonder Woman

Dayanıklılık

Dayanıklılığı en başta Themyscira’da aldığı eğitimden kaynaklanıyor. Radyasyona ve uzayın soğuğuna karşı bağışıklığı vardır. Aynı zamanda ateşe ve yüksek sıcaklıklara karşı yüksek düzeyde bir dirence sahiptir. Ateş, lav, termonükleer patlamalar, cehennem ateşi ve hatta Superman’in ısı görüşüne bile dayanabilir. Cildinin kurşun geçirip geçirmediği yazan kişiye bağlıdır. Vücuduna kurşun girse bile ölümcül bir etkisi yoktur. Çünkü bir Tanrıyı, Tanrı yapımı silahla öldürebilirsin. Sadece Darkseid’in Omega Işınlarına karşı direnci yoktur.

Omega Işınına Maruz kaldığında böyle gözükür.

Wonder Woman, Superman ve Tanrısal rakipleriyle göğüs göğüse dövüştüğünde hasar verebilir. Aldığı hasarlara dayanabilir. Wonder Woman büyülü saldırılara karşı da yüksek bir dirence sahiptir. Ayrıca yemek yemek ya da uyuma ihtiyacı yoktur. Nefesini de su altında saatlerce tutabilir.

Ölümsüzlük

İlk yazıldığında Wonder Woman, Themyscira’da kaldığı sürece ölümsüzdü. Adayı terk ettiğinde ölümsüzlüğünü kaybetmiştir. New52de Tanrı olduğu için ölümsüzdür.

Uçma

Uçamadığı için Hermes sandaletlerini Diana’a vermiştir. Bunu giyerek Themyscira ve dünya arasında uçarak seyahat edebiliyordu. Genel olarak uçma yeteneği olmadığı için Görünmez Jet kullanıyordu. Daha sonralarda Görünmez Jeti hikayelerden çıkartılıp uçma gücünü verdiler. Superman ile aynı hızda uçabilir.

Hermes’in sandaletleri

İyileşme

Herhangi aldığı bir yaralanmadan anında iyileşebilir.

Bilgelik

Çoğu ölümlünün ötesinde bir bilgelik anlayışı vardır. Bunun doğrultusunda ahlaki hissi oluşmuştur. Golden Age döneminde, bilgeliği öncelikle insan duygularının hakkındaki derin bilgiler ve insanların arasında gezinme yeteneğinden oluşuyordu. İnsanların dünyasında ilk geldiğinde birkaç saat içinde sohbet edecek kadar İngilizce öğrenmiştir. Bu yeteneğinden dolayı Justice League arasında en zeki ve en bilgi üyelerden biridir.

Gelişmiş Duyular

Görme, duyma, tat alma, dokunma ve koku hislerinin hepsi normal insanın üstü seviyesindedir. Olağanüstü işitme ve gece görüşüne sahip, hatta bazı durumlarda (özellikle doğal ortamlarda) düşmanlarını koku yoluyla izleme yeteneği sahiptir. Wonder Woman’ın her zaman hedefine ulaşmasını ve uzak mesafeleri görmesini sağlayan Hunters Eyes’a sahiptir. Hayvanlarla da konuşabilir.

Savaş Tanrısı Özellikleri

Askerlerin en büyük lideri olduğu için gezegendeki tüm askerlerle telepatik olarak iletişim kurabilir ve kontrol edebilir. Ölü askerleri, kendinin yanında savaşması için canlandırabilir. Tabii ki bu yeteneklerini çizgi romanlarda göremedik.

  God Of War Görünümü

Dövüş Sanatları

Wonder Woman, çeşitli dövüş sanatlarında eğitilmiştir. Silahsız ve silahlı dövüş ustasıdır. (Tabancalarda ustalaştığını kanıtlamıştır) Flashpoint’ten önce Batman, Diana’yı gezegendeki en iyi yakın dövüşçü olarak görmüştür. Hatta gücü ve eğitiminin derinliği nedeniyle onu Superman’den daha üstün görüyordur.

Silahları ve Ekipmanları

Doğruluk Kementi

Doğruluk Kementi, insanları gerçeği söylemeye zorlar. Antiope’nin bir zamanlar giydiği Gaea’nın altın kuşağını Hephaestus kement haline getirmiştir. İnsanların kayıp anılarını geri getirebilir veya tuttuğu yanılsamalara neden olabilir. Sahibinin vücudunu iyileştirebilir, deliliği iyileştirebilir . Kemente yakın olan insanları büyülü saldırılardan korur. Kement asla yok edilemez.

Bileklikleri

Zeus’un Aegis kalkanının kalıntılarından yaratıldığı için yok edilemez. Wonder Woman; mermileri, bıçakları, yumrukları veya kendisine karşı kullanılan herhangi bir saldırıyı (Darkseid’in Omega Işınları dahil) engeller. Ayrıca bir nesneyi düşmanlarına geri döndürmek için de kullanabilir. Bileklerini birbirine vurarak enerji kalkanı oluşturabilir. Büyülü yıldırım saldırısı da yayabilir. Bu saldırı Tanrıları ve Tanrıçaları bile etkileyebilir. Bilekliği yaptığı saldırılar su altında bile işe yarayabilir. Wonder Woman bilekliklerini çıkarttığı zaman gücün “vahşi öfkesine” kapılır.

 

Vahşi Öfkeli Hali

Kalkan

Themyscira’da yapılan kalkanını kullanır.

Taç

Tacı jilet keskinliğindedir ve büyülüdür. Fırlatıldığında bumerang gibi geri döner. Diana savaşta düşmanlarının kafasını kesmek için tacını kullanır.

Savaş Zırhı

Diana, daha büyük bir tehditle karşılaştığında kendini koruması için Amazon savaş zırhını giyer. Filmde de göreceğimiz zırh budur.

Dövüş Silahları

Diana, bir dizi dövüş silahında oldukça yeteneklidir. Kılıçlar, savaş baltaları ve mızraklar konusunda oldukça ustadır. Özellikle zorlu dövüşlerde kılıçları tercih eder. Dövüş silahları hakkındaki bilgisi, kırık şişeler de dahil olmak üzere daha az geleneksel olan diğer silahlara kadar uzanır.

Sihirli Kılıç

New52 döneminde Hephaestus bilekliklerini yeniden düzenlemiştir. İstediği zaman bilekliklerinden 2 tane sihirli kılıç çıkar. Zorlu dövüşlerinde bu kılıcı kullanır.

Devam edecek…

Wonder Woman: Origin

Wonder Woman 1984 yaklaşırken savaşçı prensesimizi birkaç bölümde detaylı bir şekilde tanıtacağım. Henüz gerçek gücünü sinematik evrende göremedik ama umuyorum bir gün görürüz.

Yaratılışı

Psikolog William Moulton Marston; Wonder Woman’ı o dönem popüler olan Superman, Batman ve Kaptan Amerika’ya karşı bir tepki olarak yarattı. Karakterin küçük çocuklar için bir ilham kaynağı olabileceğini umut ediyordu. Marston, aynı zamanda kendi karısının başarıları nedeniyle karakteri yaratmak için kendinde güç buldu. 1941 yılında All-Star Comics #8 sayısında karakteri ilk defa tanıttı ve Wonder Woman günümüze kadar gelmiş oldu. Bu konu hakkında Professor Marston and the Wonder Women adlı bir film çekildi. Eğer boş zamanınızda izleyecek film bulamadıysanız bu filme göz atmanızı şiddetle öneririm.

Origin

İlk yaratıldığından beri çok fazla hikayesi olsa da kalıcılığını sürdüren birkaç hikayesi var. Paradise Island’da hayata gözlerini açar. (Daha sonra adanın adı Themyscira olarak değişti.) Öncelikle Amazonların kısa tarihinden bahsedeceğim. Themyscira, erkeklerden bağımsız olarak yaşayan Amazonların yurdudur. Diana’nın annesi olan Hippolyta tarafından yönetilir. Tarih öncesi çağlarda; Afrodit, Artemis, Hestia, Athena ve Demeter haksız yere öldürülen veya asil bir amaç için ölen kadınların ruhlarını Ruhlar Mağarası adlı bir gemide topladılar. Yüzyıllar sonra Tanrılar, dünyanın durumundan endişe duymaya başlar. Erkeklerin kalpleri Ares’in kaprislerine çok kolay inanır. Bu durumda da 5 Tanrı, dengeyi eşitlemek için ve erkeklere Tanrıların değerlerini öğretecek bir kadın ırkı yaratmak için dilekçe verirler ancak reddedildiler. Bu 5 Tanrı, pes etmedi ve Yunanistan’da bir gölde toplandılar. Uzun zaman önce topladıkları ruhlara hayat vererek kilden bedenler yarattılar. İlk yükselen Hippolyta’ydı. İkincisi, Hippolyta’nın kız kardeşi Antiope idi. Amazonlar, kendilerine hayat veren ve barış içinde yaşayan gölün kıyısında Themyscira’yı kurdular. Diana’a dönecek olursak kendisi de kilden yapıldı.

Peki ya sonra?

Hippolyta, uzun zamandır çocuk hasreti çekiyordu. Bir gün buna dayanamayıp kilden çocuk bedeni yaptı ve Tanrılara dua etti. Tanrılar duasını duydu ve yerine getirdi. Demeter güç bahşetti. Afrodit büyük güzelliğini ve sevgi dolu bir kalbi bahşetti. Athena bilgeliğini bahşetti. Artemis bir avcının gözlerini ve hayvanlarla konuşma bahşetti. Hestia, erkeklerin kalbini ona açabilecek büyük bir ateşle kız kardeşliğini bahşetti. Hermes hız ve uçuş gücünü bahşetti. Ve Hippolyta’nın şekillendirdiği kilden bebek gözlerini açtı. Afrodit’ten daha güzel, Athena’dan daha bilge, Hermes’ten daha hızlı ve Herkül’den daha güçlü oldu. (New52 serisiyle bu yalanladı ve Zeus’un kızı olarak tanıtıldı.) Yıllar boyunca en zor engellere sahip eğitimler almıştır. Sınırsız testten geçti ve onun için sıradan bir günde hayatının aşkı adaya düştü. Amazonlar adaya bir erkeğin geldiğini görünce öldürmek istediler. Çok fazla tartışmalar oldu ve en sonunda Hippolyta dünyaya bir Amazon tarafından geri götürülmesini istedi. Bunun için bir turnuva düzenlendi. Hippolyta, Diana’ın katılmasını yasakladı. Çünkü kazandığı zaman adadan gidecekti ve gittiği an bir daha geri dönmeyeceğini biliyordu. Tabii yasaklar Diana’ı durdurmadı. Tanınmamak için miğfer taktı. Turnuvaya öyle katıldı. Olması gerektiği gibi turnuvadan birinci geldi ve en büyük macerası başlamış oldu.

Golden Age

Çizgi romandaki ilk görünümünde okurlar için bir simge rolünü çoktan yerine getirdi. Gizli kimlik olarak Diana Prince adını kullanmaya karar verdi. Diana aslen bir ordu hemşiresiydi, ancak kısa sürede Ordu İstihbaratında teğmen rütbesine yükseldi. Hem Steve Trevor’a yakın olacaktı hem de süper kahramanlıklarını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu bilgileri yakından alabilecekti. Etta Candy, Doctor Psycho bu dönemde yaratılmıştır. Golden Age döneminden beri Amerika Adalet Ligi’nin kurucu üyelerinden biridir.

Silver Age

Yazarlar Silver Age döneminde Goldan Age dönemine göre Wonder Woman’ın hikâyelerini ve özellikle Steve Trevor’a olan bağlılığını değiştirmişlerdir. Dövüş sanatlarına yatkın bir hikaye yazılımına gittiler. Daha çağdaş ve popüler olmasına rağmen arka plan hikayesini korudular. Golden Age döneminden kalma sivil kıyafetlerini ve kostümünü, zamanın çağdaş modasıyla harmanlayıp daha güçlü bir vurgu yaptılar. Ayrıca Diana, Greenwhich Village’da bir butik açtı. Bazıları karakterin bu dönemini “Mod Girl Wonder Woman” olarak tanımlamasına neden oldu.

Modern Age

Modern Age, birçok harika hikayeyi barındırıyor. Crisis on Infinite Earths hikayesinin ardından Wonder Woman reboot edildi. Eski Tanrıların hikayelerine daha fazla yer verdiler. Hikaye başlangıcında Diana ilk kez ingilizceyi bilmeden insanların dünyasına ayak basar. Dili kendi başına öğrenmek zorunda kalmıştır. Hikaye içinde o dönemin kadın sorunlarıyla çok daha yakından ilgilenildi. Kadınların kültürel ihtiyaçları, çekiciliği, zayıf olmaları, intihar vakaları ve medyanın kadınları sansasyonelleştirilmesi gibi konular ele alındı. Bu dönemde Steve, Diana’ın aşkı olarak değil bir baba figürü şeklinde yazıldı. Hikayeler ilerledikçe Diana, insanlığın farklı yönlerini keşfetmeye devam etti. Uzun bir uzay yolculuğunun ardından eve döndüğünde faturalarını ödemek için bir fast-food restoranında çalışmak zorunda kaldı. DC fanlarının okumasını düşündüğüm Eyes Of Gorgon hikayesi de bu döneme ait. Medusa ile karşılaşmasını anlatıyor. Son çıkan Wonder Woman: Bloodlines animasyonunda da bu konuya yer vermişlerdir.
              Medusa ile savaşmasının ardından kör olmuştur.

Ayrıca Wonder Woman/Superman ilişkisi ilk defa bu dönemde görüldü. Wonder Woman 1984de göreceğimiz Maxwell Lord, Superman’i zihin kontrolü ile etkisi altına aldı. Superman’i durdurmak Wonder Woman’ın göreviydi. Superman ile uzun dövüşünün ardından zihnini yerine getirdi. Dövüşü bitirmek için Maxwell Lord’un boynunu kırdı. Detaylı olarak buradan okuyabilirsiniz. Maxwell Lord’un ölümünün ardından Superman ve Batman ile arası açıldı. Bu olaylardan ötürü 1 yıl boyunca ortadan kayboldu. Daha sonra Batman ve Superman tarafından affedildi. Batman, Diana’ya Metahuman İşleri Departmanında bir iş bulmasına yardım etti. Bu hikaye için yazılan Tom Tresser ile önce arkadaş oldu, daha sonra romantik bir ilişkileri başladı.

New 52

Flashpoint’in ardından New52 başladı. Diana’nın evi diğer kahramanların aksine Londra’dadır. Benim okurken gözlerimin kanadığı Superman/Wonder Woman ilişkisi mevcuttur. Kendi hikayelerine dönersek Diana’nın insanlığına, çoklu ilişkileriyle ve sorumluluklarıyla nasıl başa çıktığını göstermişlerdir. Amazonların Kraliçesi, God of War ve Goddess of Peace gibi yeni ünvanları olmuştur. Bu ünvanları nasıl aldığını kısaca anlatacağım. Yazımın başında söylediğim gibi bu dönemde Diana, Hippolyta ve Zeus’un kızıdır. Kıskançlığı ile bilinen Hera bunu duyunca sinirlenir ve Hippolyta’ı taşa çevirir.


En sonunda parçalanarak kil kalıntılarına dönüşür. God of War hikayesine gelecek olursak, daha önce hiç bahsedilmeyen Zeus’un ilk çocuğu ortaya çıkar. Hepsinden kat kat sinirli olan ve intikam ruhuyla hareket eden biri. Yenmesi oldukça zordur. Yok edilecekler listesinde Ares de vardır ve ölüm günü geldiğinde Diana da oradaydı. Ares ve Firstborn’u tek mızrakla ikisinin de karnını deşti.


Ares ölürken güçlerini Diana’a aktardı. Tabi bir yandan hikaye ilerledikçe Themyscira’da anlaşmazlıklar çıkmaya başladı. Amazonlar Diana’nın yerine başka kraliçe seçmek istediler. Hippolyta’nın kil kalıntılarından  büyü ile Donna Troy’u yarattılar. Tek arzusu Diana’ı yok etmekti. Tabi başarılı olamadı. New52’nin bitiminde Jason adında ikiz erkek kardeşi olduğunu öğrenmiştir.

  Goddess of Peace görünümü

Devam edecek…

The Boys: Alışılagelmişin Dışında Bir Dizi

Öncelikle herkese selamlar!

İkinci sezon bitmeye yakınken The Boys’un başarısını anlatmak istiyorum. Amazon Prime, sektöre biraz geç girse de rakiplerini şimdiden geride bırakmaya başladı. Her kitleyi kendine çekmek için Netflix’in uyguladığı bazı politikaları Amazon Prime uygulamıyor. Buna rağmen bu başarıyı yakalaması gerçekten çok mutluluk verici. 8 bölümden oluşan ve bölüm sayısı izleyiciye asla yetmeyen bu diziye hazırsanız  başlıyorum. 

Dönemimizin popüler akımı süper kahramanlar olduğu için sürekli aynı tatta diziler ve filmler izlemek zorunda kalıyoruz. Tam da bu bunalımı yaşarken The Boys çıkageldi. Çizgi romandan uyarlanan bir başka süper kahraman dizisi diyerekten önyargılarımız varken The Boys tokat gibi çarptı. Bu kahramanlar, bildiğimiz ahlaklı ve adalet anlayışını ön plana çıkartan kahramanlardan değiller. The Boys, DC Comics‘e bağlı olan WildStorm etiketiyle çıktı. Tabii DC kendi kahramanlarını bu halde görünce seri ile yollarını ayırdı.

Sert Bir Süper Kahraman Yapımı

Çizgi roman, +18 konularını, sınırlarını zorlayarak işliyor. Dizide elbette bu biraz yumuşatılmak zorunda kalınmış. Yozlaşan ve toplumun güvenliğini pek sağlayamayan bu süper kahramanlarımız gücün etkisine kapılmış durumda. Öldürmekten asla çekinmeyen kahramanlarla birlikte vahşetin tavan olduğunu daha ilk dakikalardan gösteren bu diziye ne desek az kalır. İzleyicilere gerçekten istediğini veriyor. Superman‘in kötü ikizi olan Homelander bize bunu çok güzel gösteriyor. Homelander, vicdanı olmayan, egoist ve süper gücünün altında asıl kişiliğini kaybeden biri olarak sürekli gerilim yaratıyor. Dizide kendini kaybetmeyen kahramanlarımız da var. Genel olarak düşünürsek, günümüzde kahramanlar olsa dizidekiler gibi olurdu. Gerçekçiliğinden ötürü haneye artı puan ekliyor. Sonuçta kimse kendinden ödün vermez.

2. Sezonda Bol Mizah ve Gönderme

Kara mizah ögelerinin de bolca mevcut olduğu bu dizi insanı bir hayli güldürüyor. Yeni sezon da bu konuda başarısını devam ettiriyor. Josstice League filmi ve Seven adlı bir film çekimini dizide barındırarak çok iyi dalga geçiyor. Psikiyatri merkezinde geçen sahnede de şok edici mizahını beklenmedik bir şekilde gösterdi. Stormfront‘un Homelander hakkında yaptırdığı memelerden bahsetmeden geçmek olmaz. Stormfront, Twitter’daki trollerden esinlenerek yazılmış. Senaristlerimiz Twitter mizahını oldukça yakından takip ediyor. Black Noir hakkında bu sezonda da henüz bir şey göremedik. Eğer çizgi romandaki gibi olursa izleyicileri bir kalp krizi bekliyor demektir.

Oyuncu seçimleri açısından da dizi gayet başarılı. Karl Urban ve Toni Starr tam nokta atışı seçimler olmuş. Çizgi romanda Hughie karakteri Simon Pegg‘in görünüşünden esinlenerek çizilmiş Dizide ise Simon Pegg’i Hughie‘nin babası olarak görüyoruz. Çizgi romanlara tatlı bir gönderme olmuş diyebiliriz.

Daha 2. sezon başlamadan gelecek sezon için yeni oyuncuları açıklamaya başladılar. Jeffrey Dean Morgan’ın olacağı daha önceden de bahsedilmişti. Jensen Ackles ise Soldier Boy olarak diziye katıldı. Aile yavaş yavaş toplanmaya başladı. Şimdiden 3.sezonu iple çekiyorum.

The Boys 2. Sezon- Nasıl Geri Döndüler?

Çizgi roman ve süper kahraman evrenlerine ilgisi sınırlı bir tüketici olarak, çoğu süper kahraman hikayesinden hemen hemen benzer tatlar alıyordum. Süper kahraman film ve dizileri öylesine arkama yaslanıp izlediğim eserlerdi. The Boys’u izlemeye de aynı rutini gerçekleştireceğimi düşünerek başlamıştım. Dizi ise beni tamamen ters köşeye yatırıp, oturduğum yerde heyecandan kıpır kıpır olmama sebep olarak şaşırttı.

The Boys, kahramanların sadece hayranlık uyandırıcı taraflarına değil, buz dağının görünmeyen kısmına da ışık tutmasıyla kendine özgü bir farklılık yakalıyor. Göz kamaştıran madalyonun tersini çevirip bizlere pas tutmuş tarafını gösteriyor. Süper kahramanlık müessesesi ticari kaygıları, toplum nüfuzunu kötüye yönlendirme, suçları örtbas etme ve daha pek çok kirli çamaşırıyla karşınızda. İlk sezonda bu olaylarla burun buruna gelmiş ve heyecanla izlemiştik.

Suya atılan bir taşın dalgaları

Dizi ilk sezonunda, Hughie isimli karakterimizin kız arkadaşının tamamen kötü bir şans eseri, çok hızlı koşan A-Train isimli süper kahraman tarafından çarpılarak öldürülmesiyle başlamıştı. Olay yerinden hızla kaçan A-Train’in peşinden intikam ateşiyle kovalayan ve adalet arayan Hughie, çok tehlikeli kahramanlardan oluşan bir takım olan Vought‘a ilk taşı atmıştı. Bu taşın arkasını hızla dağılan ve genişleyen dalgalar takip etti. Böylece olaylar tamamen başka bir boyut kazanıp başka kişileri de olaya dahil etmeye başladı.

İkinci sezon nasıl gidiyor?

İkinci sezonun ilk üç bölümü tek seferde yayınlanarak bizi ekrana kilitlemeyi başardı. Üç bölüm boyunca oldukça heyecanlı ilerleyip bizi ekrana kilitledi ve aklımızdan çıkaramayacağımız bazı görüntülere ev sahipliği yaptı. İlerleyen bölümlerde ise karakterlerin artık yorgun ve korkmuş hallerinden dolayı tempoyu biraz düşürdüklerini düşünüyoruz. Karakterlerin bu yeni kıvamları ve biraz da hikayeye katkı sağlayan her şeyin şekillendiği sekanslar sebebiyle yer yer beklediğinizin altında kalabiliyor. Buradan, neredeyse geçen sezon bıraktığımız yerden devam eden dizideki karakter dinamiklerinin farklılığını rahatlıkla çıkartabiliriz. Sekiz bölümden oluşacak sezonun henüz yayınlanmış beş bölümü olduğundan ve sezon hızla devam ettiğinden dolayı bunun muhteşem bir dönüşü olcağını düşünüyoruz.

**Buradan sonrası spoiler içerir**

Stormfront kim, neyin nesi?

2. sezonun heyecan ve ilginçliğini arttıran ögelerden biri şüphesiz The Seven‘ın yeni üyesi, Aya Cash tarafından canlandırılan Stormfront. Homelander‘ın karşısında bile alaycı ve korkusuz tavrını koruyan Stormfront’un yerinin hikayenin ilerleyen kısımlarında nasıl bir biçim alacağını merakla bekliyoruz. Homelander’ın kendi kurduğu parçalanmaz küçük dünyasını alaşağı edebilecekmiş gibi görünüyor. Çizgi romanda aslında erkek bir karakter olan Stormfront dizide karşı cins olarak yansıtılmış. Homelander ile oluşturdukları gergin, pasif agresif dinamik gerçekten izlemeye değer.

Yeni tehditler

The Boys’da tehdit asla ardı arkası kesilmeyen bir şey. İlk sezondan sonra ”kahramanlarımız” hem polisten, hem Vought’tan saklanmak zorundalar. Buna rağmen arı kovanını deşelemekten de geri durmuyorlar. Gözlerden uzak durmaları gerektiği yerde, Vought’un, kendi süper kahramanlarını yarattığını, süper güçlerin doğal olarak ortaya çıkmadığını kamuyla paylaşarak tüm dikkatleri üzerine çekiyorlar. Bunun yanında Kimiko ve bir ”süper terörist” olan kardeşi de fazladan bir fitili daha The Boys ekibi için ateşliyor. Butcher ise kendine eşi ve Homelander’dan doğan çocuğuna doğru giden oldukça tehlikeli başka bir patika bulmuş durumda. Kahramanlarımız pek çok yönden kendilerini hedef alan bir çapraz ateşler yağmurunun ortasında kalmış durumda.

Bütün bunlar üst üste patlayan mayınlar gibi patlak verirken Queen Meave ve The Deep gibi yan karakterlerimiz de kendi ilginç yolculuklarını gerçekleştiriyor. The Deep, The Seven’daki yerini geri kazanabilmek için kiliseye katılmak da dahil her şeyi yapmaya niyetli. Onun bu absürd ve çaresiz yolculuğunu izlerken oldukça eğlendiğimi söylemeliyim. Keza Queen Meave’i de daha yakından tanıma fırsatı kazanıyoruz ve karakter hoş bir derinliğe sahip oluyor.

İlk sezondaki ilgi çekiciliğini, orijinalliğini koruyan dizinin sonraki bölümlerde daha da iyiye gidip, üzerine ekleyerek ilerleyeceğine inanıyoruz.