Steam Next Fest 2021’de Neler Var?

Steam’in yüzlerce demoya kucak açtığı, ekipleri ve oyuncuları bir araya getirdiği etkinliğinin ikincisi ”Steam Next Fest” şu an gerçekleşiyor. Etkinlik, bir hafta olmak üzere 16-22 Haziran tarihleri arasında devam edecek.

Birbirinden çeşitli, pek çok oyunun demosu oyuncularla buluşuyor, bizlere farklı farklı oyunların kapılarını aralıyor. Ne yazık ki yüzlerce demo olduğundan hepsini deneyip yer vermek mümkün değil. Ancak gözümüze çarpanlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Lake

Lake, 1986 yılında çok sakin bir kasabada posta dağıttığımız inanılmaz dinlendirici bir oyun. Harika görselliği seyrederek posta arabasına atlıyor, posta kutularına mektupları yerleştiriyor, paketleri teslim ediyoruz. Bu oyunun anahtar kelimesi kesinlikle sakinlik olurdu. Her şey bir yaprak kıpırtısı kadar sakin.

Oyundaki ana karakterimiz Meredith, bu kasabada büyümüş. Mektuplarını teslim ettiğimiz insanlarla iç ısıtan diyaloglarına şahit oluyor, oyuna yedirilen ufak hikayenin akışına kendimizi bırakıyoruz. Lake, 1 Eylül 2021‘de tamamen Türkçe dil seçeneğiyle çıkacak. Kaçırmayın derim!

Mayhem Brawler

Beat ’em up türünü ve çizgi roman benzeri tarzı birleştiren bir oyun Mayhem Brawler. Atari ruhunu, keyifli bir oynanışı, harika müzikler ve görsel stille sunuyor size. Üzerine hikaye serpiştirmeyi de ihmal etmiyor. Şehir fantezisi temalı Mayhem Brawler’da, oynanabilir karakterler kadar düşman tipleri de oldukça kendine özgü. Kurt adamlar, vampirler, sokak büyücüleri gibi düşman tipleri size oyunun bir dünyası olduğunu fazlasıyla hissettiriyor. Tüm bu düşmanlara karşı yumruk sallamak, çeşitli kombolar yapmak oldukça eğlenceli.

Sable

Sable, kesinlikle en ilginç oyun deneyimlerinden birini sunuyor. Uzun bir süredir istek listemdeki yerini koruyan Sable, ilk olarak farklı görselliği ile göze çarpıyor. Tamamen bambaşka bir evrende olduğunuz hissini çok kuvvetlendiren bir görselliğe sahip.

Demoyu denediğimde ise Sable’ın sadece göz kamaştıran görsellikten fazlası olduğunu görmek beni mutlu etti. Çok keyifli ve tatmin edici bir oynanış karşılıyor sizi. Özellikle kumların üzerinde sand cutter isimli motor benzeri aracımızla arkamızdan yükselen tozu izlemek, kumların üzerinde sörf yapmak harika hissettiriyor. Bir sand cutterı ilk defa sürmeye hak kazanan ana karakterimiz Sable da bu konuda en az bizim kadar heyecanlı. Gliding denen yetkinliğe adım atan Sable’ı uçsuz bucaksız çöller ve manzaralar bekliyor.

Road 96

Steam Next Fest’te favorilerim arasında yerini rahatlıkla alan oyunlardan biri Road 96. Her dakikasında merak duygumu tetikledi, yarım saatliğine beni oturduğum yerden alıp otostop çektiğim tehlikeli bir yolculuğa taşıdı.

1996 yazında gençler ülkeden kaçmaya, güvenli bir şekilde sınıra ulaşmaya çalışıyorlar. Polis tarafından aranan bir grup genci sırasıyla oynatıyor oyun bize. Yolculuğunuzu, yaptığınız seçimler ve söyledikleriniz şekillendiriyor. Eylemlerinize göre yolculuğunuz çok daha farklı bir yöne sapabilir, daha farklı insanlarla tanışabilirsiniz.

İlk yolculuğumda bir arabanın direksiyonundaydım, yanımda ise Alex isimli bir genç oturuyor, bana geliştirdiği oyunu gösteriyordu. Daha sonra ise kendimi iki banka soyguncusunun motorunda yolculuk ederken ve polisten kaçmalarına yardım etmeye çalışırken buldum. Birbirinden farklı noktalardaki, farklı gençler, aynı amaca doğru yolculuk etmeye çalışıyorlar, ülke sınırına.

Çoğunlukla diyaloglarla ilerleyen oyuna, ufak mini oyunlar da oturtmuşlar, tadından yenmeyecek kıvama gelmiş. Kesinlikle kaçırmayın. Çıkışını merakla bekliyorum.

Death Trash

Fallout’un izini takip eden Death Trash, piksel görselliğiyle o post-apokaliptik atmosferi çok güçlü bir şekilde hissettiriyor. Aksiyon-rol yapma türünde, uzun bir hikaye anlatmaya hazırlanan bu oyunda karakterimizi yaratıyor ve yeteneklerimizi dağıtıyoruz. Daha sonrasında gözlerimizi bir sığınakta açıyoruz.

Sığınağın kapılarını açıp dışarı adımımızı attığımızda ise terk edilmişliğin ve etin kokusunu alıyorsunuz. Evet, et! Çünkü etrafa, oraya buraya saçılmış et parçaları her yerde! Hatta bir et krakeni sizden arkadaş bulmanızı bile istiyor. Et krakeni oyunda tanıştığınız ilginç karakterlerden sadece bir tanesi. İşte bu yüzden Death Trash kesinlikle oynanmaya değer.

Defend Till Sunshine

Defend Till Sunshine, aşina olduğumuz hayatta kalma mekaniklerini, kendine özgü sevimli grafik stiliyle harmanlıyor. Bir avcıyı oynadığımız bu oyunda sadece ayaklarımızın altında ezilen kar sesini duyacak kadar yalnızız. Fakat aynı zamanda etrafımızda bize eşlik eden çok fazla şey var. Peşimiz sıra gezen küçük köpeğimiz, yolculuğumuzda tanıştığımız insanlar, macera ve keşfetme hissi bizi asla yalnız bırakmıyor. Köpeğimiz zaman geçtikçe, peşimizde bizi takip ederken büyüyor. Biz de önümüze çıkan engelleri aşıyor, istersek ev inşa ediyor, eşyalar yapıyoruz. Oldukça keyifli bir oyun, istek listenize eklemeyi unutmayın!

Toem

Toem, bir ”fotoğrafçılık” oyunu olmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. Bu oyunda fotoğraf makinemizi yanımıza alıyor ve çeşitli harika fotoğraflar çekmek için büyükannemiz ile vedalaşıp yolculuğa çıkıyoruz. Yeni insanlar ve fotoğraf çekilecek yeni yerler yolculuğun bir parçası.

Oyun bir yönüyle bana çok sevdiğim Scribblenauts‘u hatırlattı. Gittiğimiz her yerden çektiğimiz fotoğraflar sayesinde belli sayıda pul toplamamız gerekiyor. Bu pullar sayesinde otobüse atlayıp yeni haritanın yolunu tutuyoruz. Bu pullar için ise konuştuğumuz insanlardan ipucu alıyoruz.

Oyun siyah-beyaz ve çizgi film benzeri farklı bir görselliğe sahip. Ki bu da fotoğraf çekme işini sıradanlıktan uzaklaştırıyor.

Unpacking

Beklemediğim şekilde en uzun vakit harcadığım oyun sanırım Unpacking oldu. ”Beklenmedik” çünkü oyunda yapmamız gereken şey gerçek hayatta olsa burun kıvıra kıvıra yapacağımız yeni taşındığımız evde kutuları boşaltıp eşya yerleştirme işi. Oyunda piksel kutulardan piksellerle çizilmiş eşyaları boşaltırken hiçbir şey düşünmedim ve zamanın nasıl geçtiğini de fark etmedim.

Ama elbette oyunda eşyaları mantıklı yerlere yerleştirmemiz gerekiyor, kıyafetler dolaplara, çoraplar çekmecelere. Tost makinesi tezgahın üstüne ve süngerler alt dolaba… Gerçekten her bir detayı ile o eşyaları yerleştirmemiz gerekiyor ve bu oldukça keyifli. Tabi sadece oyunda…

Gerçekten demo bittiğinde üzüldüm, daha fazla eşya yerleştirmek için sabırsızlıkla bekliyorum.

They Always Run

Evrendeki en tehlikeli insanları avlayan üç kollu bir mutant olduğumuz They Always Run’ı mutlaka denemenizi tavsiye ediyoruz. Görselliğiyle büyülemeyi başarırken aksiyonuyla da heyecanlandıran bir oyun olmuş. Üçüncü kolumuzu oynanışa öyle güzel yedirmişler ki aksiyona büyük bir çeşitlilik katmış. Animasyonların güzelliğiyle birlikte tatmin edici savaşlar ve kovalamacalar daha keyifli oldu. Platform ögelerine ve bölüm tasarımına da özen göstermişler.

Steam’deki diğer 2 boyutlu aksiyon oyunlarının demolara bakarsanız They Always Run’ın kendi farkını ortaya koyduğunu görebilirsiniz. O yavanlık veya hamlık kesinlikle yok. Karakterimizin yeni güçler kazanacağını da düşünürsek sonraki bölümlerde oyunun aksiyonu daha da tatmin edici olacağını düşünüyoruz. Tek bir counter hareketiyle 3 düşmanı aynı anda öldürdüğümüz yeteneklerimiz bile var.

The Riftbreaker

Eskiden oynadığımız bağımlılık yapan Tower Defense oyunlarını özlüyor musunuz? Çünkü perde arkasında çok iyi bir Tower Defense oyunu geliştiriliyor. Üs inşa edip, kaynaklarımızı taretlerle koruyacağımız The Riftbreaker, kendi türüne bir yenilik getiriyor. Tower Defense ile Aksiyon-RPG elementlerini birleştirerek harika bir karışım ortaya çıkarıyor.

3 silah sol elimizde, 3 silah da sağ elimizde olmak üzere oyunun başında tam 6 farklı silaha sahibiz. Kaynak arayışında olduğumuz için üssümüzü bırakıp haritada keşfe çıkmak zorunda kalıyoruz. Keşiflerimizde de bu 6 silah bize yardım ediyor. Çeşitli kaynak toplama ve savunma mekaniklerinin yanına, çok tatmin edici Hack & Slash mekanikleri de eklenince muazzam bir oyuna dönüşmüş The Riftbreaker.

Satisfactory ve Astroneer‘ı beğendiyseniz bu oyunu da beğeneceğinizi düşünüyorum. İstek listeme ekledim ve heyecanla çıkışını bekliyorum.

Steam Next Fest, Indie oyunların güzelliğini bizlere hatırlatan bir etkinlik. Indie oyunların rüzgarına kapılıp her birinin kendine özgü, kendi renkleri olan oyunlar olduklarını ve o renkleri bizlere bulaştırdıklarını hissetmek paha biçilemez. Bizim bu etkinlikte deneyebildiklerimiz arasından sizler için seçtiklerimiz bunlardı. Siz de beğendiğiniz oyunları bizlerle paylaşmayı unutmayın.

Steam Next Fest 2021’de Neler Var?” üzerine bir yorum

  1. Çok akıcı bir yazı olmuş bir çırpıda bitti, kaleminize sağlık. Steam’in demo festivalleri gerçekten çok dolu dolu geçiyor. Benim de bu liste dışında deneyimleyip beğendiğim oyunlar; Wartales ,Terra Nil ve Gamedec.
    Terra Nil başlangıçta çok kolay ve düz bir oyun gibi görünse de birazcık vakit harcadıktan sonra öyle olmadığını gösterdi. Çıktığında bağımlılık yapacak gibi görünüyor.
    Wartales çok güzel bir görsel tarza ve sıra tabanlı combat sistemine sahip bir oyun. Harita üzerinde grubumuzla birlikte ilerleyip görevler yaptığımız bir oyun. Bu harita üzerinde yürüme mekaniğiyle bana Mount&Blade’i oldukça andırıyor ama muhtemelen o kadar serbest olmayacaktır 😦
    Gamedec ise Disco Elysium severlerin seveceğini düşündüğüm bir oyun. Bana cyberpunk evreninde geçen bir Disco Elysium havası verdi.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.