The Dark Knight Rises: Efsanenin Finali

Serinin son filmi The Dark Knight Rises‘a, Christopher Nolan’ın tanımına göre ise acı olana yakından bakacağız. Heath Ledger’ın üzücü vefatından sonra Nolan 3.filmi istemedi. Heath’ın eşi ve stüdyo Christopher Nolan’a 3.filmi çekmesi için ısrar edince The Dark Knight Rises’ı bize sunmuş oldu. The Dark Knight’ın ardından çıta başka bir yere taşındığı için 3.film izleyenlerin bir çoğunu hayal kırıklığına uğrattı. Mantık hataları olsa dahi benim için yine gözde filmlerden biridir. Filmi izlemeyen kalmamıştır. O yüzden konusunun üzerinde çok kalmayıp biraz daha teknik açıdan bahsedeceğim.

Diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de gerçek çekim sahneleri bulunmaktadır. Bane‘i ilk gördüğümüz uçak sahnesinin dış çekimleri havada çekilmiştir. Çekime başlamadan önce nasıl olacağını planlamak için birçok uçağı gökyüzünden yere doğru bırakmışlardır. Böyle bir duruma her ülke izin vermeyeceği için dış çekimler İskoçyada gerçekleşmiştir. Dış çekimler 2 günde tamamlanmıştır. Oyuncuların bulunduğu sahne de uçak maketinin içinde çekilip, dış çekimlerle efektlerle birleştirilmiştir. Nolan‘ın gerçeklik takıntısı ise eğer seyirci efekt olduğunu anlarsa gerçeklik bulamaz diye açıklıyor.

Batman‘in araçlarından biri olan The Bat‘i de Nolan farkıyla izledik. Gerçekten havada uçurmak imkansız olduğu için kendi imkanıylarıyla izleyiciye sundu. The Bat’in yapımı 5-6 ay sürmüştür.

Bu sahnede helikoptere bağlayıp Los Angeles sokaklarında dolaştırmışlardır.

Bir araç sayesinde havada tutulup, daha sonra efektle o araç silinmiştir.

Resme dikkatli bakarsanız ip sayesinde havada kaldığını göreceksiniz. En fazla 200 metre giderek havada kalmıştır.

Talia’nın dillere destan ölümüne sebep olan Tır sahnesi de gerçek çekimdir.

Setlere dönecek olursak Christopher Nolan her sahneyi her açıdan çekmek ister. O yüzden Batcave, Bane’in mağarası ve Pit’i devasa boyutlarda inşa etmişlerdir.

Şelalesine kadar el emeği göz nuru olan Batcave.

Bane’in mağarasını da tüm detaylarına kadar kurmuşlardır. Bane’in mağarası BatCave‘e göre tam tersidir. Her yer beton ve demir. BatCave ise taş ve şelale. Daha doğal ve dünyamsı.

Deshi Basara!

Ve gelelim Pit kısmına… Filmin en etkileyici sahnesine sahiplik ediyor. Öncelikle set dekoru fikirleri için Hindistan’daki Stepwell ziyaret edilmiştir. Oradan ilham alınarak Pit yaratılmıştır. Çekimlerin bir kısmı da Hindistan’da gerçekleştirilmiştir. Batman Begins’in alt metni olarak kabul edebileceğimiz “Why we fall Bruce? -So we can learn to pick ourselves up.” kısmını Pit sahnesinde de görüyoruz. Bruce çocukken kuyuya düştüğünde babası tarafından kurtarılıyordu. Bu sefer yetişkin hali düşüyor ve bu sefer kalkması için yardım edecek kimsesi yok. Tek başına çıkmalı o kuyudan.

Sahneyi bize iliklerimize kadar işleten kısım öncelikle müzik. Christopher Nolan ve Hans Zimmer dini melodilerden oluşmasını istediler. Nolan ayrıca ekibe Asya dillerinden kulağa çekici olan kelimeleri bulmaları için de istekte bulundu. Magripçe dilinde karar kılıp o iki kelimeyi seçtiler. Deshi Basara! Yani Rises.

Robin

Batman diyince aklımıza gelen ilk şeylerden biri de Robin’dir. Nolan ilk baştan beri Robin fikrine soğuk yaklaşmıştır. Kendi evrenine uymayacağını düşünmüştür. Kendisi her zaman ki gibi zeki davranıp easter egg olarak saklamayı tercih etti. Rol için aklında olan ilk isim Leonardo DiCaprio’ydu. Kendisi rolü kabul etmeyince rol Joseph Levitt Gordon’a gitti.

Killer Croc göndermesi.

Bane

Senarist ekibi filme villian seçerlerken Batman‘e fiziksel olarak zarar verebilecek olan sayılı villianlardan biri olan Bane‘i seçmek istediler. Fantastik villianlardan uzak kalınacağı için elde kalan sayılı kişi oluyor. Bane her zaman Batman’i zorlamıştır. Kendisi Venom zehirinden dolayı kat kat güçlüdür. Nolan evreninde bu mümkün olmayacağı için kendi versiyonlarını yarattılar.

Alternatif Bane maske tasarımları

Nolan bizzat Tom Hardy’i kendi arayıp rolü teklif etmiştir. Tom tek konuşmada rolü kabul etmiştir. 6 ay boyunca maskeyle dolaşmıştır. Ne kadar iyi oyuncu olduğunu sadece gözlerine bakarak anlamış olduk. Bane’den bahsetmişken meşhur bel kırma sahnesini bahsetmeden geçmek olmaz. Dövüş koreografisinde birçok şekilde belin nasıl kırılacağı şekilde antremanlar yapılmıştır. Bane vs Batman sahnesinde tek bir saniye bile dublör kullanılmıştır. Diğer filmlere göre aksiyon bu filmde biraz daha çok ve iyi.

Aşk Dosyası

Bruce Wayne‘nin aşk dosyası biraz kabarık olsa da Selina Kyle ve Talia Al Ghul herkesin gözdeleridir. Filmi izledikten sonra Talia’dan nefret etmeyen kalmamıştır. Özellikle ölüm şeklinden sonra. Ben kendisinden hala nefret ediyorum.

Catwoman seçmelerine giren Anna Hataway, ilk başta Harley Quinn için seçmelere girdiğini sanmış. Ben pek iyi yazıldığını düşünmüyorum. Random başka bir karakter olsa yine aynı etkiyi verirdi.

Serinin gerçekliğinden bu kadar bahsetmişken hepsini efektle çoğaltmak yerine figüranla çalışan Nolan’ı tekrar tebrik etmek istiyorum. Stadyum sahnesine 11.500 kişi geldi. Kalan ara boşluklara seyircileri efektlerle kopyaladılar. Son dövüş sahnesinde gerçekte 1000 kişi vardı ve hepsiyle özel eğitim yapıldı.

Filmde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bize böyle güzel bir macera yaşattığı için. Kendimce serinin neden iyi olduğunu anlatmaya çalıştım. Görüşünüzü bizimle paylaşmayı unutmayın.

Batman Begins: Efsanenin Başlangıcı

Günümüz çizgi roman filmlerinin öncüsü olan Batman Üçlemesini detaylı olarak tanıtacağım. İlk olarak origin filmi niteliği taşımasıyla çoğumuzun gözdesi olan Batman Begins’e yakından göz atalım.

Matrix veya Batman 

Başta Wachowski kardeşler yeni Batman: Year One filmi çekmek için baya istekliymiş. Sonradan Matrix filmlerine odaklanmak için bu fikirden vazgeçmişler. Christopher Nolan’ın Batman filmi çekmek için Warner Bros ile anlaştığı için ne kadar teşekkür etsek az. Filmin ismi için ilk başta Batman: The Frightening yani Batman: Korkutucu ismini düşünmüşler. Daha sonra Begins isminde karar almışlar.

Christopher Nolan

Öncelikle her yönetmenin belli başlı tarzları vardır. Nolan, çoğunlukla İngiliz oyuncularla çalışır. Vizyonu olan yönetmenler daha çok kaynağına uyumlu değil, rolün altından kalkacak kişileri seçerler. Bu seride de birbirinden yetenekli İngiliz oyuncuları izliyoruz.

Bruce Wayne

Batman rolü için Joshua Jackson, Eion Bailey, Hugh Dancy, Billy Crudup, Cillian Murphy, Henry Cavill ve Jake Gyllenhaal gibi isimler düşünülmüş. Filmin senaristi olan David Goyer, Christian Bale’in seçmelerini görmeden önce Batman rolünü Jake Gyllenhaal’ın alması için baya bir diretmiş. WB, Batman rolünde Ashton Kutcher’ın oynamasını bile istemiş ama Christopher Nolan hiç oralı bile olmamış. 2003 yılında kadroya dahil olan Bale, rol için 45 kilo almış. Hız ve stratejiye güvendiği için fazla kas yapmamayı tercih etmiştir. Ek olarak Christian Bale 2000 yılından beri Batman rolüne talipti. 

Batman Forever kostümü ile rolü kapmıştır.

Alfred Pennyworth

Christopher Nolan, Alfred rolü için ilk başta ustanın ustası Anthony Hopkins için teklif götürmüştür. Kendisi kabul etmeyince rol Michael Caine’e gitmiştir.

Ra’s Al Ghul

Senarist David S. Goyer Ra’s Al Ghul’u yazarken Usame bin Ladin’den esinlenmiştir. David S. Goyer “O bütün diğer Batman düşmanlarının olduğu gibi deli değil. Amacı intikam değil; aslında dünyayı düzeltmek istiyor. Sadece bunu çok acımasız bir yöntem ile yapıyor” demiştir. Liam Neeson‘un filmdeki gerçek kimliği, izleyicileri şaşırtmak için saklanmıştır. Viggo Mortensen ve Daniel Day-Lewis’in adları bir süre bu rol ile anılmıştır.

Çekimler İzlanda da yapılmıştır.

Scarecrow: Cillian Murphy

İlk başta Batman rolü için denemelere girmiştir. Hatta kendisi bir talk showa konuk olduğunda Scarecrow rolünü nasıl aldığını da anlatıyor. Tabii ilk başta Scarecrow rolü için Marilyn Manson, Ewan McGregor ve Christopher Eccleston gibi isimler düşünülmüş.

Lucius Fox

Lucius Fox karakteri için ilk baştan beri Morgan Freeman düşünülmüştür.

James Gordon

Nolan ilk başta, Gary Oldman‘ı filmdeki kötü karakterlerden birini canlandırması için istemiştir, ama Chris Cooper kendisine Gordon karakterini canlandırması için gelen teklifi reddedince rol Oldman’a gitti. Batman: Year One’daki James Gordon’dan esinlenerek yazılmıştır. Kurt Russell ve Dennis Quaid’ın da rol için adları anılmıştır.

Nolan ilk seçildiğinde Bruce Wayne’in Batman’e dönüşümünün nedenlerini ortaya çıkartmak ve karakteri kaynağına götürmek istediğini belirtmiştir. Film tarzının drama yakın olduğundan dolayı 1978 yapımı Superman filminden de ilham almıştır. Christopher Nolan ve David S. Goyer filmi senaryoyu yazarken Batman: The Man Who Falls, Batman: Year One ve Batman: The Long Halloween çizgi romanlarından esinlenmiştir. Senaryonun temelinde insanlık ve realizmin olduğu ve daha karanlık ve gerçekçi bir hikâyeyi hedeflememiştir.

Üstte de yazdığım gibi Nolan’ın önem verdiği şeylerden biri de gerçeklik. Yeşil ekran kullanmayı pek sevmediğinden fantastik ögelerden olabildiğince uzak duruyor. Diğer Batman filmlerinden en büyük farkını söylemeden geçmek olmaz. Filmin süresi 140 dakika ve biz Batman’i 1 saati geçtikten sonra görüyoruz. Kurgusunun başarısından dolayı sıkmadan bize o 1 saati geçirtiyor.

Christopher Nolan, Batman Begins’i tek kelime olarak korku ile tanımlıyor.  Senaryo gerçekçi temelli olduğundan dolayı filmin felsefesi biraz daha güçlü. Hiçbir repliğin altı boş değil.

Korkuyu yenmek için, korkunun kendisi olmalısın!

Yapım aşamasına gelirsek Christopher Nolan, 1982 tarihli kült bilim-kurgu filmi Blade Runner‘ı, Batman Begins’in ilham kaynağı olarak kullanmıştır. Filmin temasını gerçeklik olduğu için Nolan, tasarımların buna uygun olmasını istemiştir. Senarist David S. Goyer “Bu felsefeyi hikâyenin her yönüne uyguladık, en küçük ayrıntılara bile. ‘Yarasaların kulakları neden bu kadar uzundur? Batmobil’in görünümü neden böyle?’ gibi sorular sorduk ve Bruce Wayne’in yaptığı her şey ve filmde kullandığı her aygıt için mantıklı bir açıklama sunduk” açıklamasını yapmıştır. Nolan’ın garajını dolduracak büyüklükte bir şehir maketi yapılmıştır. New York, Chicago ve Tokyo şehirlerinden öğeler kullanılmıştır. Bunun haricinde CGI kullanmayı sevmeyen Nolan, aksiyon sahnelerinde de maketleri tercih etmiştir.

Batmobile

Christopher Nolan, Batmobile’in Frank Miller‘ın The Dark Knight Returns’deki tank gibi olmasını istemiştir. Dokuz ayda tamamlanan Tumbler, dört sokak yarış arabası büyüklüğünde ve 65 karbon fiber panele sahiptir. Toplamda 250,000$’a mal olmuştur. Çekilen bazı sahnelerde de arabanın maket hali kullanılmıştır. Önceki Batman filmlerinde kostümler robot gibi olduğundan film ekibi, hareket etmeyi ve dövüşmeyi engellemeyecek, kolayca giyilebilecek bir kostüm tasarlamıştır.

Müzikler

Batman filmini iyi yapan unsurlardan biri de müziklerdir. Hans Zimmer ve James Newton Howard tarafından bestelenmiştir. İki sanatçı sık sık seti ziyaret edip yeni ilhamlar aramıştır. Zimmer, daha önceki Batman filmleri için yapılan bestelerden farklı müzik yapmak istediğinden bestenin hazırlanmasında daha çok orkestra ve elektronik müzikten yararlandı. Hans Zimmer, aksiyon sahnelerinin müziğini bestelerken, Howard filmin drama sahnelerini bestelemiştir. Ayrıca soundtrack listesine dikkatli bakarsanız Batman ismini göreceksiniz.

Her seferinde aynı heyecanla izleten Batman Begins için diyeceklerim bu kadar. Sizin için filmi iyi yapan unsurları bizimle paylaşmayı unutmayın. 

Batman Bitmeyen Cadılar Bayramı: Bir Delirme Hikayesi

Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı’nı ilk elime alıp kapağına göz gezdirdiğimde hikayesinin ağırlığını parmaklarımın arasında hissediyordum. Okumaya başladığımda ise sadece haklı olmakla kalmayıp beklediğimden çok daha ağır, ürpertici, merak uyandıran bir hikayenin kolları arasındaydım…

Gotham’a inanıyorum!

”Aileme, canlarını alan kötülüğü bu şehirden temizleyeceğime dair söz verdim.”

Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı bir cinayetler serisinin izinden aslında bir şehrin hikayesini yansıtıyor. Gotham şehri, suç baronları ve aileleri; kirli ellerini bu şehrin üzerinden çekmeyen insanlar… Ve en önemlisi bu şehre yürekten bağlı insanlar ve üç adam; Komiser Gordon, Harvey Dent ve Batman. Bu şehirde hepsi var ancak hepsine yer yok.

Takvimin işaret ettiği özel günlerde Gotham şehrinde kanlı cinayetler işleniyor. Kılına bile zarar verilemeyen suç baronlarının en yakınları bir bir ortadan kaldırılıyor. Kendine Holiday ismini takan bu seri katil durdurulamadıkça, Gotham şehrinde kan akmaya devam ediyor. Kurbanlar, Gotham’ın kanını emmeye çalışan suç baronları da olsa, bir katil daima durdurulmak zorundadır.

Bitmeyen Cadılar Bayramı

Cadılar Bayramı’nda başlayan bu cinayetler tam bir yıl boyunca, bir sonraki Cadılar Bayramı’na kadar devam ediyor. Bu oldukça kanlı bir süreç, bir yıllık bir kabus, bitmeyen bir Cadılar Bayramı. Bizler ise gizem dozu oldukça yüksek, sayfalar arasında rahatlıkla kaybolacağımız bu süreci okuyoruz.

Bu çizgi romanı iyi yapan şeylerden en önemlisi de sadece hikayenin değil, bu hikayenin etrafında döndüğü tüm karakterlerin de katmanları olması. Üstelik karakter açısından oldukça zengin bir kataloğa sahip olmasına rağmen, hepsini tanıyor ve anlıyorsunuz. Tüm karakterleri, bu olay çevresinde ve kendi günlük yaşantılarındaki sıkıntılarıyla tanıyoruz. Nasıl düşünüyorlar, olaylara nasıl yaklaşıyorlar. Gotham’ın kirli suları onları ne kadar nefessiz bırakıyor… Bir şehrin ve bu şehrin insanlarının karanlıkta kör yumruklarla ettikleri mücadele. Suç, hepsini aynı şekilde karanlığa gömüyor. Onlar Batman’e inanıyor, Gotham’a inanıyor.

Çizgi roman hikayeyi de harika işliyor. Holiday cinayetleri devam ettikçe, suç durdurulamadıkça iplerin gerildiğini çok kolay hissediyorsunuz. Her sayfayı çevirdiğinizde bu gerilimin dozu tırmanmaya devam ediyor. Karakterler arasında da ipler iyice geriliyor. Bir kopma noktasına ulaşıyor. Belki de hep öyleydi. Bu bir delirme hikayesi.

Sadece Batman değil, okuduğum tüm hikayeler arasında beni şaşırtacak denli güçlü ve kaliteli bir çizgi romandı Bitmeyen Cadılar Bayramı. Etrafımı sarmalayan, nefesimi kesen atmosferini asla unutamayacağım. Sizler de suça ve gangsterlere, delilere ve kahramanlara, kendini kahraman sananlara ve ucubelere ev sahipliği yapan bu hikayeyi henüz okumadıysanız, mutlaka okumalısınız.

Batman: Pelerinli Süvari’ye Ne Oldu?

Çok uzun zamandır kitapçıların çizgi roman rafları arasında pineklerken gözüme çarpan, ”Batman: Pelerinli Süvari’ye Ne Oldu?” ismiyle ilgimi çeken çizgi romanı sonunda okuma fırsatı buldum. Üstüne bir de sanki parıl parıl harflerle yazılmışcasına Neil Gaiman ismini görünce de zaten okumaktan başka bir seçeneğim yoktu. Gerçekten de Pelerinli Süvari’ye ne olmuştu? Neil Gaiman, muhteşem yazarlığının gül yaprakları gibi tane tane açılan katmanlarının arasında, Batman için nasıl bir hikaye saklamıştı?

Neil Gaiman’ın aşk mektubu…

Çizgi roman, Neil Gaiman’ın mutlaka okumanız gereken önsözüyle açılıyor. Bu önsözü okuduğunuzda Gaiman için Batman’in önemli olmaktan daha fazlası olduğunu kavrıyorsunuz. Yazarken seçtiği kelimelerin arasında gezindikçe bu hikayeyi okumak için daha fazla sebep buluyor ve okumaya başladığınızda farklı bir bakış açısı kazanmış oluyorsunuz. Gaiman’ın yazarlığı her zamankinden daha berrak bir şekilde içinizden akıp hikayeye karışıyor. Artık Batman’in en son ve en özel hikayesini okumaya hazırsınız.

En iyi dedektifin en önemli soruşturması

Hikaye bir cenaze sahnesi ile başlıyor. Griliğin ve yasın omuzlarınıza bir pelerin gibi dolandığını hissediyorsunuz. Biraz ötede ise pelerinin asıl sahibi olabildiğince cansız, soluksuz bir şekilde tabutunda uzanıyor. Bu garip cenazenin ziyaretçileri ise Batman’in dostları ve düşmanlarından oluşuyor. Onları görmeye hiç alışık olmadığımız, neredeyse tadını alabildiğimiz bir saygıyla Batman’in ölümünü anlatıyorlar. Batman’i alt etmek için ellerinden gelen her şeyi yapan bu karakterlerin, onun ölümüyle ne kadar sarsıldıklarını görmek oldukça tuhaf hissettiriyor. Bu kesinlikle hep kaşılaşamayacağınız, görmeye değer bir sahne.

Bu ziyaretçilerin ağzından Batman’in farklı şekillerde öldüğü pek çok hikaye dinliyoruz. Birbirinden farklı olay örgüleri taşıyan bu hikayelerin tek ortak yanı ise hepsinin Pelerinli Süvari’nin ölümü ile sonlanması. Dünya’nın en iyi dedektifinin çözmesi gereken son ve en önemli soruşturma, kendi ölümü.

İyi geceler Batman

Böylece Gotham göğündeki yıldızlar yavaş yavaş dökülüyor, Batman’i sarmalayan gece, gündüze dönüşüyor. Gotham’a rengini veren siyah ve gri renklerin üzeri doğan güneşin bal rengi ile kaplanarak şehri terk ediyor. Batman’in silüeti etrafta kendi varlığının izlerini takip ediyor ve şehrine veda ediyor. Bu kısımlarda karakter gittikçe derinleşiyor ve varlığı silikleşse de daha elle tutulabilir, gerçek bir hale bürünüyor. Bu kısımları The Midnight Gospel’in bana oldukça dokunan final bölümüne benzettim.

Gece soluklaşmaya devam ederken unutmamak gerekir ki bir gecenin sonu yeni bir günün habercisidir ve Batman hep var olacaktır.

Finalin ardından

Asıl hikayenin arkasından bağlantısı olmayan farklı hikayeler de sayfaları çevirdikçe çizgi romanı takip ediyor. Bu hikayeler de Neil Gaiman tarafından yazılmış ancak farklı çizerler tarafından kareleştirilmiş. Hepsinin ayrı bir tadı var ve hepsi de birbirinden güzel. Asıl hikayeyi okuduğumda içimde oluşan burukluğun üzerine bu hikayeleri okuduğumda, birisi ben ağlarken gelmiş ve yüzümü güldürmüş gibi hissettim. Tüm içeriği ve bana yaşattığı tüm duygular ile kesinlikle unutamayacağım bir çizgi romandı.