Amazon Prime Dahilinde İzleyebileceğiniz 7 Film

 Amazon Prime dahilinde en keyifli 10 dizi listesinden sonra elbette film listesi de yapacaktık… Bakalım film listemizde neler varmış?

Eastern Promises

Gönüllerimize Aragorn rolüyle taht kuran Viggo Mortensen, karşımıza bu sefer Nikolay adıyla Londra’nın en güçlü Rus mafya ailelerinden birine bağlı olarak karşımıza çıkıyor. Şoförlük yapan sert ve gizemli bir adam desek yanlış olmaz. Naomi Watts ise Anna rolüyle bir hastanenin kadın doğum bölümünde ebedir. Bir gün hastaneye kanlar içinde gelen 14 yaşındaki  Tatyana, çocuğunu doğurduktan sonra vefat eder. Tatyana’nın anılarını yazdığı not defterini alan Anna, farkında olmadan Nikolay’ın yanında çalıştığı ailenin sırlarını açığa çıkartır. Film durağan ve yavaş ilerliyor. Böyle olması sizde film kesin sıkıcıdır düşüncesi oluşturmasın. Tam tersine film sizi kendine çekiyor. Rus ailesinin yanı sıra Türk karakterlere de yer verilmiştir. Filmin süresi 100 dakikadır.

A Time to Kill

İnsanları ten rengiyle değil yaptığı eylemleriyle yargılamamız gerektiğini 149 dakika ile Joel Schumacher gözler önüne seriyor. Fabrika işçisi olan Carl Lee Hailey’ın (Samuel L. Jackson) başına korkunç bir şey gelir. 10 yaşındaki kızı, iki beyaz ırkçı adam tarafından tecavüze uğrar. Carl kendince adalet uygulamak ister ve iki beyazı öldürür. Amerika’nın siyahi insanlara uyguladığı politikayı hepimiz biliyoruz. Sonrasında özgürlüğüne kavuşma şansı düşük bir şekilde tutuklanır. Carl avukat tutma hakkını kullanarak kendine avukat tutar. Avukat olarak Jake Brigance’ı (Matthew McConaughey) tutar. 

Matthew gerçekten de bir dönem hukuk fakültesine gitmeyi düşünmüştür. Oyuncu olmasa başarılı bir avukat olacağını bu filmde gösteriyor. Filme geri dönecek olursak Jake davanın zorlu olduğunu biliyordur. Kendine yardım etmesi için Ellen Roark (Sandra Bullock) adlı hukuk öğrencisiyle birlikte çalışır. Film ilerledikçe ikisi davanın kaderini değiştirecek önemli kanıtlar bulurlar. Filmin kilit noktasında Jake herkesin kalbine dokunacak bir konuşma yapar.

Beautiful Boy

Uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden Nick Steff ve babası David Steff’in bağımlılıklarıyla nasıl mücadele ettiğini konu alıyor. Çoğunlukla olayları babanın gözünden izliyoruz. Komedi oyuncusu olarak tanıdığımız Steve Carell, dram filmlerinde de başarılı olabileceğini gösteriyor. Artık kendisini daha çok dram filmlerinde izlemeliyiz. Günümüzün genç aktörlerinden ve canlandırdığı her karakteriyle adından bolca söz ettiren Timothee Chalamet, bu sefer karşımıza uyuşturucu bağımlısı genç olarak çıkıyor. Bu rolle Golden Globe ve BAFTA’a aday olmuştur. Film size hissettirmek istediği her duyguyu hissettiriyor. Kullanılan müzikler de bu duruma yardımcı olmuştur. Hatta zaman zaman gerilebiliyorsunuz. Ayrıca film David Steff’in yazdığı Beautiful Boy: A Father’s Journey Through His Son’s Addiction kitabında yer alan anılardan sinemaya uyarlanmıştır.

Man on Fire

Eski CIA ajanı olan John Creasy (Denzel Washington), geçmişinden kalan kötü anılarını unutmakta ve yeni hayatına adapte olmakta zorlanır. Bir gün Meksika sınırında, eski arkadaşı Rayburn (Christopher Walken) ile karşılaşır. Rayburn, kızı Lupita (Dakota Fanning) için John’a özel korumalık işi teklif eder. Haliyle özel koruma işini kabul eder. Günler geçtikçe John ve Lupita arasında bağ oluşur. Lupita, John’a hissetmenin ne demek olduğunu yeniden hatırlatır. Film 146 dakika ama süresi gözünüzü korkutmasın. Türü aksiyon-gerilim ve suç olduğundan süre akıp gidiyor.

Atonement

Booker Ödüllü yazar Ian McEwan’ın en popüler kitabı olan Atonement, edebiyat dünyasının alkışladığı bir başyapıttır. Çocukluk, aşk, savaş, İngiliz toplumunu ve sınıf ayrımını akıcı bir şekilde işlerken aynı zamanda etkileyici bir anlatım sunar. Aynı zamanda utanç, bağışlama, kefaret ve günahları hoş görmenin güçlüğü üzerinde de düşünmeye yöneltiyor. 1935 yazının en sıcak gününde 13 yaşındaki Briony Tallis (Saoirse Ronan), ablası Cecilia’nın (Keira Knightley) soyunup yazlık evlerinin bahçesindeki küçük havuza girdiğini görür. Cambridge’den yeni dönmüş olan çocukluk arkadaşı Robbie Turner de (James McAvoy) Cecilia’ı gözlemektedir. O gün sona ermeden bu üç gencin hayatı bir daha düzelmemek üzere değişmiş oldu. Robbie ile Cecilia başlangıçta hayal bile etmedikleri bir sınırı aşacak ve küçük kızın hayal gücünün kurbanı olacaklar. Zengin oyuncu kadrosuna Benedict Cumberbatch de eşlik ediyor.

Widows

Eşlerinin gerçekleştirdikleri soygun sırasında ölmesiyle Chicago’da yaşamak dışında görünürde hiçbir ortak noktası olmayan 4 kadını hayat bir araya getirir. Dul ve bulaştıkları yasadışı işleri nedeniyle yüklü bir borç altında kalan Veronica (Viola Davis), Alice (Elizabeth Debicki), Linda (Michelle Rodriguez) ve Belle (Cynthia Erivo), kendilerinin ve ailelerinin kaderlerini kontrol edebilmek için eşlerinin başladığı işi bitirmeye karar verirler. Liam Neeson, Jon Bernthal, Colin Farell gibi başarılı aktörler de kadroda. Filmin başları biraz ağır işlese de sonralarında heyecan artıyor.

Street Kings

Hepimizin hayran olduğu Keanu Reeves şimdi de karşımıza kıdemli polis memuru Tom Ludlow olarak çıkıyor. Karısını kaybettikten sonra hayatı keyifsiz, karanlık ve ölümcül bir hâl almıştır. Görev aldığı polis departmanında yozlaşmaları fark eden Ludlow, partnerinin ölümü ile ilgili dosyalarda araştırma yapar. Tüm hayatını adadığı ve kendisinin de içinde bulunduğu teşkilâta başkaldırmak zorunda kalır. Chris Evans ve Forest Whitaker’ı da filmde izlemek mümkün. Boş zamanlarınızda izleyebileceğiniz güzel aksiyon ve suç temalı bir film.

 

Amazon Prime Dahilinde En Keyifli 10 Dizi

Herkese merhabalar! Bildiğiniz üzere Amazon Prime geçtiğimiz ay Türkiye’ye giriş yaptı ve kullanıcılara aylık 7.90 TL gibi bir fiyatlandırma sundu. Amazon’un yaptığı fiyatlandırmadan ve sunduğu hizmetlerden çok büyük bir kitle memnun kaldı. Amazon Prime Video platformu da sunulan hizmetlerden sadece biri. Biz de bu listemizde en iyi 10 Amazon Prime Video dizisini toplamaya karar verdik. Hazırsanız başlayalım.

The Office

1. The Office (2005)

Amerikan yapımı bir sit-com dizisidir. Dizide Dunder Mifflin Paper Company isimli kağıt şirketinde çalışan bir ofis ele alınır. Ofiste zaman zaman atışmalar olsa da ofis müdürü Michael Scott durumu hep kontrolü altında tutmaya çalışır. Samimi ve sıcak bir ofis ortamı sağlamak ilk hedefidir. Dizide ofis içi günlük koşturmaca ve personellerin birbiriyle olan ilişkisi konu alınır.

Dizi 9 sezon sürdü ve 2013 yılında da kapanışını yaptı. Ofis müdürü rolünü Steve Carell oynuyor. Dizide başroller olarak Dwight Schrute rolünde Rainn Wilson, Jim Halpert rolünde John Krasinki, Pam Beesly rolünde Jenna Fischer ve Ryan Howard rolünde B. J. Novak isimlerini görüyoruz. Saydığımız isimler sınırlı olsa da dizi aslında bundan daha geniş bir oyuncu listesine sahip. Dizinin ayrıca 5 Emmy Ödülü ve 1 Altın Küre Ödülü mevcut. The Office, oldukça güldüren ve akıp gitmesinden dolayı hızlıca ilerleyebileceğiniz bir dizi. Sit-com ve komedi severlere tavsiye ederiz.

The Boys Amazon Prime

2.The Boys (2019)

Amerikan yapımı, süper kahraman temalı bir dizidir. Garth Ennis ile Darick Robertson’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanmıştır. Dizinin konusu, kendi güçlerini kötüye kullanan başka süper kahramanlara karşı savaşan The Boys adlı ekibin mücadelesidir. The Boys’un, diğer çizgi roman dizileri ve içeriklerinin aksine epey kanlı ve gerçeğe çok yakın görüntüler içerdiğini söyleyebiliriz. Daha toz pembe kalan diğer süper kahraman içerikleriyle karşılaştırıldığında bu dizinin ne kadar farklı bir bakış açısı içerdiğini fark edebiliyorsunuz. Dizinin fragmanında da dendiği gibi “Süper kahramanlarınızla asla karşılaşmayın.” Bu süper kahramanlarla yüz yüze gelmeyi hiç istemeyeceğinizden eminiz.

Dizinin şu an 2 sezonu var ve 3. sezonun geleceği söylendi. Dizinin uyarlandığı çizgi roman 2006-2012 yılları arasında 72 sayı basılmıştır. Dizinin çizgi romanı da dizi gibi bende merak uyandırdı. Bu harika ve son derece kanlı süper kahraman dizisinin yeni bölümlerini merakla bekliyoruz.

Dr. House

3.Dr. House (2004)

Amerikan yapımı, tıp ve sağlık temalı bir dizidir. Dizinin ana karakteri olan Dr. Gregory House, çoğunluk tarafından benimsenemeyen farklı mizaca sahip bir tiptir. Kuralları umursamayan tavırları ve farklı teknikleri vardır. New Jersey’de Princeton-Plainsboro Hastahanesi’nde çalışır. Bulaşıcı hastalıklar ve nefroloji konusunda çok iyidir. Dizide genel olarak hastanede geçen olaylar ve Dr. House konu alınır.

Dizi 8 sezon sürdü ve 2012’de sonlandı. Dr. Gregory House rolünde Hugh Laurie’yi görüyoruz. Bunun dışında Omar Epps, Jesse Spencer ve Jennifer Morrison oyuncu kadrosunda önemli yer tutan isimlerdendir. Dizinin 2 Altın Küre Ödülü vardır. Medikal konulara ilgisi olan dizi severlerin kaçırmak istemeyeceği türden bir dizi, kesinlikle tavsiye ederiz.

Fleabag

4.Fleabag (2016)

İngiliz yapımı, trajikomik bir dizidir. Başrolde, dizinin yaratıcısı ve yazarı olan Phoebe Waller-Bridge’i görürüz. Dizi, Londra’da hayat şartlarına uyum sağlamaya çalışan özgür ruhlu ve kafası karışık bir kadının yaşantısını konu alır. Başrolümüz yakın zamanda bir trajedi yaşamıştır ve bir yandan da bununla hesaplaşıyordur. Başrol dışında Sian Clifford, Olivia Colman ve Andrew Scott dizide gördüğümüz diğer isimlerdir.

Dizi 2 sezon sürdü ve 2019’da sonlandı. Phoebe Waller-Bridge dizideki rolüyle British Academy Televizyon Ödülleri kapsamında En İyi Kadın Komedyen ödülünü aldı. Dizi ayrıca bir Altın Küre ödülüne sahiptir. Başrol oyuncusu Waller’ın insana o duyguyu yaşatan mimikleri, hareketleri ve konuşması bu diziyi belki de bu kadar çekici kılan en iyi şeydir.

Mr. Robot Amazon Prime

5.Mr. Robot (2015)

Amerikan yapımı psikoloji, gerilim ve dram öğelerini içeren bir dizidir. Dizi, siber güvenlik uzmanı ve hacker olan, aynı zamanda da psikolojik sorunlar yaşayan Elliot Alderson isimli başrolümüzün etrafında geçer. Elliot’un çalıştığı şirkette bir gece siber saldırı olur. Elliot, saldırıya müdahale ederken saldırıyı yapan grubun lideriyle karşılaşır ve tanışır. Grup lideri Mr. Robot lakaplı bir anarşist, hacktivist’tir. Elliot, grup lideri tarafından fsociety isimli ve hacker üyelerden oluşan gruba davet edilir ve ardından olaylar gelişir.

Dizi 4 sezon sürdü ve 2019’da yayın hayatı sonlandı. Dizi, En İyi Drama dalında Altın Küre aldı. Oyun, dizi film gibi pek çok alanda oyunculuğunu gördüğümüz Rami Malek bu dizide de oyunculuğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Teknolojiden, hack olaylarından ve internetin karanlık yüzünden hoşlananlar, bu dizi tam size göre.

Tales from the Loop

6.Tales from the Loop (2020)

Amerikan yapımı bilimkurgu ve drama dizisidir. Dizi, Ohio eyaletinin hayali bir kenti olan Mercer’da geçer. Dizide, bu kentte yaşayan insanların birbirleriyle olan bağlantıları üzerinden ilerleyen bir hikaye örgüsü vardır. Mercer kenti, Loop isimli bir deneysel yeraltı fizik laboratuvarına ev sahipliği yapar. Bu deney merkezinde araştırmacılar “Mümkün olmayanı mümkün kılmak” amacı üzerine çalışırlar. Dizinin başrollerinde Rebecca Hall ve Jonathan Pryce yer alır. Dizinin çekim teknikleri ve görüntülerin kalitesi sayesinde izleyiciler tarafından beğenildiğini pek çok yerde gördüm.

Dizi geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanmaya başladı. İkinci sezonunun 2021-2022 yıllarında geleceği söyleniyor. Dizi, İsveçli sanatçı Simon Stålenhag tarafından yapılan çizimlere dayanıyor. Bu resimlerin toplandığı ve basıldığı bir kitap var. Eğer merak ettiyseniz bu videodan kitabın içeriğine ulaşabilirsiniz. Tales from the Loop konseptinin ayrıca bir kutu oyunu da var, bunu da söylemeden geçmeyelim.

The X-Files

7.The X-Files (1993)

Amerikan yapımı bir bilimkurgu dizisidir. Chris Carter tarafından yaratılmıştır. Dizide başroller olarak David Duchovny ve Gillian Anderson oynar. Dizi, FBI ajanları olan Fox Mulder ve Dana Scully’nin X-Files isimli paranormal ve çözülemeyen dosyaları araştırması üzerine kuruludur. Scully, aynı zamanda bir doktordur ve Mulder’ın bulduğu şeylere bilimsel şüpheyle yaklaşır. Mulder ise paranormal olaylara ve dünya dışı varlıklara inanma eğiliminde bir karakterdir. Carter, böyle yaparak cinsiyet kimliklerine yüklenen önyargıları tersine çevirmek istemiştir.

The X-Files’ın Ödüllere Doyamaması..

Dizi 11 sezon sürdü ve 2019’de sonlandı. Dizinin ayrıca iki filmi var. Seriyle bağlantılı olan film olan The X-Files 1998’de, ikinci film olan The X-Files: I Want to Believe ise 2008’de beyaz perdede yer almış. Ayrıca The X-Files’ın üçüncü ve dördüncü sezonları Topps Comics tarafından çizgi romana uyarlanmış. 1995-1998 yılları arasında toplam 41 sayı basılmış. 10 ve 11. sezonları da yine çizgi roman yayıncısı olan IDW tarafından toplam 33 sayı basılmış. Dizinin 5 Altın Küre Ödülü, farklı dallarda toplam 16 tane Emmy Ödülü var. Ödül sayısına ve oyuncuların kalitesine baktığımız zaman izlenmesi gereken bir dizi olduğu aşikar öyle değil mi?

Mad Men

8.Mad Men (2007)

Amerikan yapımı drama dizisidir. Zaman aralığı olarak 1960-1970 yılları arasında geçer ve nostalji kokulu bir yapısı vardır. Dizi New York, Manhattan’da bulunan Madison Avenue’daki Sterling Cooper isimli reklam şirketinde geçer. Şirketin üst düzey yöneticisi ve başrol olan Don Draper’a Jon Hamm hayat verir. Dizinin konusu çoğunlukla bu şirkette yaşananlar ve Don Draper’ın hayatındaki insanlardır. Dizi ayrıca 1960’lı yıllardaki Amerikan kültürünü ve sigara, içki, feminizm, homofobi, ırkçılık, cinsel hayat gibi dönemin sosyal ögelerini içerir.

Bir Ödül Rekortmeni Daha: Mad Men

Dizi 7 sezon sürdü ve 2015’te son buldu. Mad Men, yazımıyla, yönetimiyle ve oyuncularıyla büyük beğeni topladı. Dizi 5 Altın Küre ve 16 Emmy Ödülü sahibi. Dizinin içinde geçtiği dönem dizide o kadar iyi yansıtılmış ki dizinin teması giyim markalarına bile ilham vermiş. Brooks Brothers ve Banana Republic gibi giyim markaları Mad Men koleksiyonu çıkarmış. Barbie, dizide geçen Don ve Betty Draper karakterlerinin bebeklerini yapmış. Büyük firmalara bile ilham veren bu dram dizisi bence Amazon Prime Video dizi listenizde mutlaka olmalı.

Good Omens

9.Good Omens (2019)

Amazon Studios ve BBC Studios ile ortak olarak yapılan mini-dizidir. Fantastik ve mizah öğeleri içerir. Dizinin temeli 1990’da Neil Gaiman ve Terry Pratchett tarafından yazılan aynı isimli romana dayanır. Oyuncu kadrosunda başrollerde şeytan Crowley rolünde David Tennant ve melek Aziraphale rolünde Michael Sheen rol alır. Dizide, cennet ve cehennemin temsilcisi olan Crowley ve Aziraphale Dünya’da yaşam sürüyordur. Dünyanın sonu yaklaşıyordur ve Cennet ile Cehennem arasında olacak son savaş olan Armageddon Savaşı’na çok az kalmıştır. Deccal ortadan kaybolmuştur. Deccal eğer bulunamazsa, her şeyi ortadan kaldıracak olan Armageddon Savaşı yaşanacaktır. Bu yüzden Crowley ve Aziraphale beraber çalışıp Deccal’i bulmak zorundadır.

Bir Terslik Var…

Dizi 1 sezon sürdü ve 6 bölümden oluşuyor. İkinci sezonunun gelip gelmeyeceği belli değil. Bu dizi için ayrıca şöyle garip bir şey yaşanmış: Dizi, bir Amerikan Hristiyan dini örgütü tarafından başlatılan kampanya sonucu okların hedefi olmuş. Örgüt, dizinin Deccal, satanizm, Tanrı’nın sesinin kadın olması gibi saygısız öğeler içerdiğini öne sürerek Netfix’ten diziyi kaldırmasını istemiş. Dizi Amazon’da yayımlanmasına ve 6 bölümünün de o sırada yayında olmasına rağmen örgüt kampanyayı Netflix’e yöneltmiş. Kampanya sonra düzeltilip tekrar yayınlansa da neyse ki amacına ulaşamamış. İyi ki amacına ulaşamamış diyoruz çünkü bu mizahi yönü yüksek ve son derece kaliteli diziyi başka türlü izleme şansımız olmazdı.

Hunters Amazon Prime

10.Hunters (2020)

Amerikan yapımı bir drama dizisidir. Yıl 1977’dir ve Amerika, New York City’de hala yaşayan Nazi üyeleri vardır. Babaannesinin şüpheli ölümüyle beraber babaannesinin Hunters ekibiyle tanışan Jonah Heidelbaum ekibe katılır. Ekipte herkesin farklı yeteneği vardır. Ekip, birlikte Nazi Almanyası’nı canlandırmaya çalışan ve “Dördüncü Reich” anlayışını taşıyan üyeleri ortadan kaldırmaya çalışır.

Dizinin 1 sezonu mevcuttur. İkinci sezonu için Ağustos’ta onaylanmıştır. Dizide Jonah Heidelbaum rolünde Logan Lerman, Hunters ekibini Heidelbaum’un babaannesiyle kuran Meyer Offerman rolünde ise Al Pacino oynuyor. Al Pacino gibi son derece kaliteli ve değerli bir oyuncuyu bu dizide görmek beni epey heyecanlandırdı. İkinci sezonunu merakla bekliyoruz.

Biz Amazon Prime Video platformunu çok sevdik ve bu listeyi hazırlamaya karar verdik. Bizim Amazon Prime listemiz bu şekildeydi. Umarım listemiz sizlere dizi seçmede yardımcı olur. Bizlere sosyal medyadan ulaşabilirsiniz. Ayrıca sitede bulunan diğer haberlerimize buradan ulaşabilirsiniz. Sağlıcakla kalın!

The Boys: Alışılagelmişin Dışında Bir Dizi

Öncelikle herkese selamlar!

İkinci sezon bitmeye yakınken The Boys’un başarısını anlatmak istiyorum. Amazon Prime, sektöre biraz geç girse de rakiplerini şimdiden geride bırakmaya başladı. Her kitleyi kendine çekmek için Netflix’in uyguladığı bazı politikaları Amazon Prime uygulamıyor. Buna rağmen bu başarıyı yakalaması gerçekten çok mutluluk verici. 8 bölümden oluşan ve bölüm sayısı izleyiciye asla yetmeyen bu diziye hazırsanız  başlıyorum. 

Dönemimizin popüler akımı süper kahramanlar olduğu için sürekli aynı tatta diziler ve filmler izlemek zorunda kalıyoruz. Tam da bu bunalımı yaşarken The Boys çıkageldi. Çizgi romandan uyarlanan bir başka süper kahraman dizisi diyerekten önyargılarımız varken The Boys tokat gibi çarptı. Bu kahramanlar, bildiğimiz ahlaklı ve adalet anlayışını ön plana çıkartan kahramanlardan değiller. The Boys, DC Comics‘e bağlı olan WildStorm etiketiyle çıktı. Tabii DC kendi kahramanlarını bu halde görünce seri ile yollarını ayırdı.

Sert Bir Süper Kahraman Yapımı

Çizgi roman, +18 konularını, sınırlarını zorlayarak işliyor. Dizide elbette bu biraz yumuşatılmak zorunda kalınmış. Yozlaşan ve toplumun güvenliğini pek sağlayamayan bu süper kahramanlarımız gücün etkisine kapılmış durumda. Öldürmekten asla çekinmeyen kahramanlarla birlikte vahşetin tavan olduğunu daha ilk dakikalardan gösteren bu diziye ne desek az kalır. İzleyicilere gerçekten istediğini veriyor. Superman‘in kötü ikizi olan Homelander bize bunu çok güzel gösteriyor. Homelander, vicdanı olmayan, egoist ve süper gücünün altında asıl kişiliğini kaybeden biri olarak sürekli gerilim yaratıyor. Dizide kendini kaybetmeyen kahramanlarımız da var. Genel olarak düşünürsek, günümüzde kahramanlar olsa dizidekiler gibi olurdu. Gerçekçiliğinden ötürü haneye artı puan ekliyor. Sonuçta kimse kendinden ödün vermez.

2. Sezonda Bol Mizah ve Gönderme

Kara mizah ögelerinin de bolca mevcut olduğu bu dizi insanı bir hayli güldürüyor. Yeni sezon da bu konuda başarısını devam ettiriyor. Josstice League filmi ve Seven adlı bir film çekimini dizide barındırarak çok iyi dalga geçiyor. Psikiyatri merkezinde geçen sahnede de şok edici mizahını beklenmedik bir şekilde gösterdi. Stormfront‘un Homelander hakkında yaptırdığı memelerden bahsetmeden geçmek olmaz. Stormfront, Twitter’daki trollerden esinlenerek yazılmış. Senaristlerimiz Twitter mizahını oldukça yakından takip ediyor. Black Noir hakkında bu sezonda da henüz bir şey göremedik. Eğer çizgi romandaki gibi olursa izleyicileri bir kalp krizi bekliyor demektir.

Oyuncu seçimleri açısından da dizi gayet başarılı. Karl Urban ve Toni Starr tam nokta atışı seçimler olmuş. Çizgi romanda Hughie karakteri Simon Pegg‘in görünüşünden esinlenerek çizilmiş Dizide ise Simon Pegg’i Hughie‘nin babası olarak görüyoruz. Çizgi romanlara tatlı bir gönderme olmuş diyebiliriz.

Daha 2. sezon başlamadan gelecek sezon için yeni oyuncuları açıklamaya başladılar. Jeffrey Dean Morgan’ın olacağı daha önceden de bahsedilmişti. Jensen Ackles ise Soldier Boy olarak diziye katıldı. Aile yavaş yavaş toplanmaya başladı. Şimdiden 3.sezonu iple çekiyorum.

The Boys 2. Sezon- Nasıl Geri Döndüler?

Çizgi roman ve süper kahraman evrenlerine ilgisi sınırlı bir tüketici olarak, çoğu süper kahraman hikayesinden hemen hemen benzer tatlar alıyordum. Süper kahraman film ve dizileri öylesine arkama yaslanıp izlediğim eserlerdi. The Boys’u izlemeye de aynı rutini gerçekleştireceğimi düşünerek başlamıştım. Dizi ise beni tamamen ters köşeye yatırıp, oturduğum yerde heyecandan kıpır kıpır olmama sebep olarak şaşırttı.

The Boys, kahramanların sadece hayranlık uyandırıcı taraflarına değil, buz dağının görünmeyen kısmına da ışık tutmasıyla kendine özgü bir farklılık yakalıyor. Göz kamaştıran madalyonun tersini çevirip bizlere pas tutmuş tarafını gösteriyor. Süper kahramanlık müessesesi ticari kaygıları, toplum nüfuzunu kötüye yönlendirme, suçları örtbas etme ve daha pek çok kirli çamaşırıyla karşınızda. İlk sezonda bu olaylarla burun buruna gelmiş ve heyecanla izlemiştik.

Suya atılan bir taşın dalgaları

Dizi ilk sezonunda, Hughie isimli karakterimizin kız arkadaşının tamamen kötü bir şans eseri, çok hızlı koşan A-Train isimli süper kahraman tarafından çarpılarak öldürülmesiyle başlamıştı. Olay yerinden hızla kaçan A-Train’in peşinden intikam ateşiyle kovalayan ve adalet arayan Hughie, çok tehlikeli kahramanlardan oluşan bir takım olan Vought‘a ilk taşı atmıştı. Bu taşın arkasını hızla dağılan ve genişleyen dalgalar takip etti. Böylece olaylar tamamen başka bir boyut kazanıp başka kişileri de olaya dahil etmeye başladı.

İkinci sezon nasıl gidiyor?

İkinci sezonun ilk üç bölümü tek seferde yayınlanarak bizi ekrana kilitlemeyi başardı. Üç bölüm boyunca oldukça heyecanlı ilerleyip bizi ekrana kilitledi ve aklımızdan çıkaramayacağımız bazı görüntülere ev sahipliği yaptı. İlerleyen bölümlerde ise karakterlerin artık yorgun ve korkmuş hallerinden dolayı tempoyu biraz düşürdüklerini düşünüyoruz. Karakterlerin bu yeni kıvamları ve biraz da hikayeye katkı sağlayan her şeyin şekillendiği sekanslar sebebiyle yer yer beklediğinizin altında kalabiliyor. Buradan, neredeyse geçen sezon bıraktığımız yerden devam eden dizideki karakter dinamiklerinin farklılığını rahatlıkla çıkartabiliriz. Sekiz bölümden oluşacak sezonun henüz yayınlanmış beş bölümü olduğundan ve sezon hızla devam ettiğinden dolayı bunun muhteşem bir dönüşü olcağını düşünüyoruz.

**Buradan sonrası spoiler içerir**

Stormfront kim, neyin nesi?

2. sezonun heyecan ve ilginçliğini arttıran ögelerden biri şüphesiz The Seven‘ın yeni üyesi, Aya Cash tarafından canlandırılan Stormfront. Homelander‘ın karşısında bile alaycı ve korkusuz tavrını koruyan Stormfront’un yerinin hikayenin ilerleyen kısımlarında nasıl bir biçim alacağını merakla bekliyoruz. Homelander’ın kendi kurduğu parçalanmaz küçük dünyasını alaşağı edebilecekmiş gibi görünüyor. Çizgi romanda aslında erkek bir karakter olan Stormfront dizide karşı cins olarak yansıtılmış. Homelander ile oluşturdukları gergin, pasif agresif dinamik gerçekten izlemeye değer.

Yeni tehditler

The Boys’da tehdit asla ardı arkası kesilmeyen bir şey. İlk sezondan sonra ”kahramanlarımız” hem polisten, hem Vought’tan saklanmak zorundalar. Buna rağmen arı kovanını deşelemekten de geri durmuyorlar. Gözlerden uzak durmaları gerektiği yerde, Vought’un, kendi süper kahramanlarını yarattığını, süper güçlerin doğal olarak ortaya çıkmadığını kamuyla paylaşarak tüm dikkatleri üzerine çekiyorlar. Bunun yanında Kimiko ve bir ”süper terörist” olan kardeşi de fazladan bir fitili daha The Boys ekibi için ateşliyor. Butcher ise kendine eşi ve Homelander’dan doğan çocuğuna doğru giden oldukça tehlikeli başka bir patika bulmuş durumda. Kahramanlarımız pek çok yönden kendilerini hedef alan bir çapraz ateşler yağmurunun ortasında kalmış durumda.

Bütün bunlar üst üste patlayan mayınlar gibi patlak verirken Queen Meave ve The Deep gibi yan karakterlerimiz de kendi ilginç yolculuklarını gerçekleştiriyor. The Deep, The Seven’daki yerini geri kazanabilmek için kiliseye katılmak da dahil her şeyi yapmaya niyetli. Onun bu absürd ve çaresiz yolculuğunu izlerken oldukça eğlendiğimi söylemeliyim. Keza Queen Meave’i de daha yakından tanıma fırsatı kazanıyoruz ve karakter hoş bir derinliğe sahip oluyor.

İlk sezondaki ilgi çekiciliğini, orijinalliğini koruyan dizinin sonraki bölümlerde daha da iyiye gidip, üzerine ekleyerek ilerleyeceğine inanıyoruz.

The Office’in Yaratıcılarından Mini Dizi: Upload

Netflix, at gözlüklerini takıp hiçbir şeye değer vermeden içerik pompaladığı bu dönemlerde Amazon ilaç gibi geldi. Yüksek prodüksiyon kalitesi ve Holywood’dan popüler oyuncuları dizilerinde oynatabilmesi ile gönlümde taht kurdu bile diyebilirim. Özellikle Fleabag ve The Boys izlerken kendimden geçtim. Farklı yapılarıyla diğer dizilerden kolayca sıyrılabiliyordu. Upload ise beni biraz şaşırttı. Prodüksiyon kalitesi hala yüksek olsa da klişe karakterleri ve genel kitleye hitap etmek için ucuz şakalardan asla kaçmıyor. Yarı Amazon, yarı Netflix işi gibi duruyor desem doğru olur…

The Flash’tan kaçan Robbie Amell

CW’nün ucuz gençlik dizilerinden biri olan The Flash’ta oynayan Robbie Amell, hafızamızda kötü olarak kalmıştı. Arrow dizisinin ana karakteri olan Stephen Amell ile de kuzen olduklarını söylemeliyim. Yakışıklı ve kötü oyunculuk portresini çizen Robbie Amell, Upload’da bizi şaşırtmayı başarıyor. Rolünün gerektirdiği hemen hemen her şeyi yapıyor.

Ölmeden Önce Cennete Upload-lanmak

Ağır bir yaralanma geçirdiğinizde ameliyat mı olmak istersiniz, yoksa ameliyatın başarısız olma riskine girmeden direkt cennete yüklenmek mi istersiniz? Dizinin ilk bölümünde bu ilginç soruyu sordu. Cennete yüklenenlerin vücudu buzların içinde saklanıyor ve bilinçleri yaşam simülasyonuna aktarılıyor. Bir sürü cennet simülasyonu var. En ucuzundan en pahalısına kadar değişik seçenekleriniz var. Bizim ana karakterimiz Nathan Brown, tabii ki de en pahalısına yükleniyor.

Cennet hayal ettiğimiz kadar güzel bir yer mi?

Upload, hayatımızın kusurlarıyla birlikte keyifli olduğunu düşündürten bir dizi olmasıyla takdirimi kazandı. Greg Daniels, güzel bir konu bulup hoş bir açıdan bakarak bize anlatıyor. Anlatış tarzı ise biraz fazla kusurlu diyebiliriz. Daha dizinin en başında sistem karşıtı bir kızın, müzik dinleyerek teknolojik aletlere el hareketi çektiğini görüyoruz. Üstüne bir de basit karakter gelişmeleri ve aşk üçgenleri var, bunlara gerek olduğunu sanmıyorum. Kendi 2033 yılındaki distopyasına odaklansa daha hoş şeyler çıkabilirmiş. Eğer öyle olsaydı sizlere mutlaka izleyin diyecektim. Ancak böyle kusurları olduğundan ilginizi çekerse izleyin diyebiliyorum. Yine de ilk bölümünün 1 saat olmasının dışında geriye kalan 9 bölümün 25 dakika olduğundan akıcı bir anlatımı da var.

İlk bölümden beri belli olan karakter gelişimi

Nathan’ın kendi ilişkisini çözmesini bekliyoruz. Sevgilisi olan Ingrid ile sadece fiziksel yakınlık ile ilişkilerinin güçlü olduğunu fark etmesini bekliyoruz. Ingrid’ın şımarık ve kötü bir kişiliğe sahip olduğunu anlamasını bekleyip doğru kıza aşık olmasını bekliyoruz. Disney Channel filmi misin sen? Napıyorsun Greg Daniels?

Eğlenceli Otel

İşte şimdi güzel ve keyifli kısımlara geliyoruz. Pahalı cennet dediğimiz yer aşırı lüks bir otel aslında. Lobi’deki kalabalık aksiyonlar adeta Zack ve Cody gibi aşırı eğlenceli. Nathan düz bir karakter olsa da çevresindeki diğer insanlar bir hayli ilginç. 11 yaşında cennete yüklenmiş ama 7 yıldır burada olduğu için kişiliği 18 yaşında olan Dylan mı dersiniz… Bütün Npc’lerin suratı aynı olan A.I guy mı dersiniz… Haylazlıklar peşinde olan Luke mu dersiniz… Konuşan köpek olan bir psikolog mu dersiniz… ve daha niceleri. Bu karakterlerin birbirleriyle etkileşime girdikleri her seferinde çok eğlendim.

Sonuç olarak

Daha iyi bir dizi olma şansını kaçırdığı için aslında biraz fazla eleştirdim. Ama genel olarak bakarsak, sizi şaşırtmaya çalışan ve sürekli yükselen gizemli bir hikayesi var. Cennetin aşırı gelişmiş grafiklere sahip bir oyunmuş gibi olması da ilgi çekici olmasını sağlıyor. Her ekstra şey DLC gibi ekstra ücret istiyor. Electronic Arts’a benzetmemek mümkün değil. Kahve içmek, Mcdonalds yemek paralı tabii ki. Hasta olmak için bile para veriyorsunuz. Dakikası 1 dolar, hapşırmak 2 dolar civarında. Böyle olduğunda gerçekten hayatın kusurlarıyla güzel olduğunu daha çok fark ediyorsunuz. Osuruk bile oda parfümü kokusu gibi kokuyor, çünkü cennettesiniz. Hasta olmuyorsunuz, çünkü cennettesiniz. İstediğiniz mevsimi seçebiliyorsunuz, çünkü cennettesiniz. Her şeyin sizin elinizde olması kadar kusursuz bir hayata sahip olmak, sanılanın aksine hiç de keyifli değil. Ölü olsanız bile cennette olduğunuzdan telefonunuzla arkadaşlarınızla ve ailenizle konuşabiliyorsunuz. Cennetin tek güzel tarafı bu sanırım. Eğer 5 saatlik ilginç ve eğlenceli bir bilim-kurgu dizisi izlemek isterseniz Upload tam size göre. Büyük şeyler beklemek yerine çerezlik tüketirseniz daha çok keyif alırsınız.