Loki Bölüm 2: Dünya’nın Sonlarına Yolculuk

Geçtiğimiz hafta ikinci bölümü The Variant ile karşımıza çıkan Loki dizisi, Marvel’ı başarı üzerine başarılara boğuyor. Loki’nin çarşamba günleri çıkmasıyla ulaştığı başarıdan bir hayli memnun kalan Disney+ yöneticileri, diğer dizilerinin de Cuma’dan Çarşamba’ya çekilmesini istemişler. Bu da demek oluyor ki Star Wars dahil pek çok Disney içeriğini bundan böyle Çarşamba günleri görebiliriz.

Konuyla ilgili The Hollywood Reporter tarafından paylaşılan habere buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.

Spoiler’sız Bakış

Dizinin ilk bölümü oldukça heyecanlı bir yerde bittikten sonra ikinci bölümü merakla bekleyeceğimizi söylemiştik. Birçok merakımızın giderildiği gibi yerine yenisi de eklendi. Fakat bunların olmasını tabii ki bekliyorduk. Beklemediğimiz şey ise ikinci bölümün ilk bölümden de güzel olmasıydı.

Loki TVA’ye yardım etmek için işe koyulur. Owen Wilson’ın karakteri Mobius ve ana karakterimiz bu anlaşmanın üzerine mecburi arkadaşlıklarında daha samimi bir konuma gelirler. Tabii bu mecburiyet kimi zaman tartışmalara yol açabiliyor. İkilinin dizi boyunca bu atışmalarını görmek ise izleyiciye tam bir Marvel seyir keyfi sunuyor.

Bir önceki bölüm görünen gizli kimliğin kim olduğunu ve nerelerde olabileceğini bulabilmek için Loki araştırmalarına başlar ve akla yatan bir fikirle ortaya çıkar. Mobius’ın da bu fikri benimsemesiyle yeni bir maceraya çıkılır ve dizinin kötüsünü aramaya koyulurlar.

Dizinin bu bölümünde dönen araştırma ve keşif süreciyse seyirciye bir hayli keyif vermiş olacak ki, bir hafta boyunca internet üzerinden yapılan şakalar sosyal medyada gündem konusu oldu.

Bölümün araştır, keşfet ve uygula yöntemiyle üçe bölünmüş olması da izleyenler için açıklayıcı bir anlatım sağlıyor. Bölüm başında yapılması gerekenler açıklanırken, karakterimiz olanlara çözüm bulmak amacıyla araştırma yapıyor. Sonucunda ettiği keşifleri tekrar Mobius’a anlatma yoluyla seyirciye aktarıyor ve son kısım olan uygula yöntemini merak içinde izlemeye koyuluyorsunuz.

Bölümde aynı zamanda inanç kavramına da çok güzel değinilmiş. İkilinin konu üzerindeki tartışmalarını ve gizemli kötümüzün kim olduğunu öğrenmek için yeni bölümleri izlemeyi unutmayın.

Yazının bu kısmından sonrası spoiler içerir!

Spoiler’lı Bakış

İlk bölümün cliffhanger bitişinden sonra eminim siz de bizler gibi yeni bölümü heyecanla beklemişsinizdir. Henüz ikinci bölümden cevapları hızlıca almayı beklemiyoduysak da yaklaşık 6 bölüm süreceğini düşünürsek olayların hızlı bir şekilde gerçekleşmesi de çok normal.

Bölüm Oshkosh, Wisconsin’de bizleri 1985 yılına ışınlamakla başlar. Aynı tarihle geleceğe giden bir başka içerik aklınıza geliyor mu? Gelmiyorsa biz söyleyelim: Back To The Future.

Pek sevgili Marty McFly’ımızın ilk filmi 1985 yılında vizyona girmişti. Loki dizisinin yapımcılarının da dizinin zaman yolculuğu temasını ele alarak böyle bir gönderme yapmış olabilecekleri konuşuluyordu. Bunun üzerine bir hayranın yaptığı Back To The Future x Loki fanart’ı da sosyal medyada epey beğeni topladı.

Sahnenin devamında ise beni “Yok artık, bence ben abartıyorum.” diye düşündüren bir sahne ile karşılaştım. TVA’in 1985’te bir sorun fark ederek olay yerine gittiklerinde karşılaştıkları kişi sizce de Agatha Harkness’a biraz fazla benzemiyor mu? Sahnede TVA çalışanları haricinde kameranın ilgisini bu kadar fazla çeken ve diyalogları olan tek figüran olması da cabası. Fakat yine de “Bu bir yatırım tavsiyesi değildir.” diyorum ve sadece bir teori olarak sizi bu görsellerle baş başa bırakıyorum.

It was Agatha all alo–

İnanmanın Zamanı ve Mekanı Yoktur

Giriş jeneriğinin de geçmesiyle dizi, karakterimizin bir nevi ofis ortamında Miss Minutes tarafından sorgulanmasıyla devam eder. TVA hakkında sorular soran ve zaman çizgisinin bozulması sonucu neler olabileceğini Loki’ye bastıra bastıra açıklatmaya çalışan Miss Minutes, karakterimizi bir nevi sınamaya başlar.

Bu sırada Mobius karakteri dahil olur ve Loki’nin elindeki bir yat dergisine gözü takılır. İleriki bir sahnede daha önce hiç yata binmediğini ve bir TVA ajanının tarih şeridinde bir jet skiye binmesinin zaman çizelgesinde dallanma yaratacağını söyler.

Bu konuya neden mi bu kadar takıldım? Bana kalırsa dizinin burada tam olarak inançlar konusuna harika göndermelerde bulunduğunu düşünüyorum. Mobius TVA’ye inanıyor, TVA’in yapmasını yasakladığı şeyleri yapmıyor, yapanları kınıyor ve her ne kadar canı isterse istesin (Bu durumda bir jet skiye binmek olabilir) kendini bu durumdan uzak tutuyor. Tanıdık geldi mi?

Bunun haricinde Loki ile karşılıklı konuşmalarında Loki’nin sorduğu sorulara çok genel cevap vermesi ve hiçbirini kanıtlar nitelikte bir cevabı olmaması, ayrıca çoğu cevabı kendisinin de bilmiyor oluşu bu atıflardan birkaçı olarak gösterilebilir.

Mobius’ın bir cümlede Zaman Koruyucularıyla hiç tanışmamış olduğunu söylemesi de dizinin inanç kavramına olan göndermelerinden yalnızca birisidir. Fakat bu göndermede Mobius’ın biraz da bulunduğu konumu, aslında yaptığı işin o kadar da önemli olmadığını, kısacası kendini varoluşsal bir sorguya soktuğunu fark ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Ravonna ile tartışırken bir iki kere ima ettiği başka bir analist konusunun da Mobius’un işinin yalnızca ona özel olmadığını ve kendisinin vazgeçilemez olmadığını anlamasına getiriyorum. İnandığı şeyleri ve rolünü sorgulamaya başlayan Mobius’u ileriki bölümlerde Loki ile daha yakın bir bağ kurarlarken görmemiz de mümkün gibi geliyor.

Kim bilir, belki de Zaman Koruyucuları önceden vardıysa da artık yoklardır ve Ravonna düzenin bozulmaması için bunu çalışanlardan saklıyor olabilir. Çünkü büyük bir güce inanılmaması otoriteye kesin bir son getirebilir ve eminim ki TVA’in başında her kim olursa olsun bunun yaşanmasını istemez.

Kıyamette Buluşalım

Gizemli kötümüzün Lady Loki olduğunu bilmeden önce, yalnızca Loki gibi bir Varyantı araştırdıklarını biliyorduk. TVA’in belki gözünden kaçırdığı bir şey olabilir düşüncesiyle arşive getirilen karakterimiz, araştırmaya izni olan sınırlı dosyaları incelerken bir şeyler keşfettiğini fark eder ve Mobius’a koşar.

Dünya’da oluşacak veya oluşmuş olan herhangi bir kıyamet olayında zaman çizelgesi nasılsa sıfırlandığı için, birinin yapacağı küçük bir değişiklik TVA tarafından fark edilmez ve varyant enerjisi sıfır olarak gözükür. Bunu fark eden Loki, gizemli varyantımızın Dünya’nın kıyametlerinden birinde saklanabileceğini ve fark edilmeden dilediğini yapabileceğini keşfeder.

Bunun üzerine Loki teorisini kanıtlamak için Mobius’tan yaşanmış olan bir kıyamete giderek küçük değişiklikler yapmak ister. Mobius başta ikna olmasa da denemeye razı olur ve ikili kendini M.S. 79’da Pompeii, İtalya’da bulur.

Bir önceki bölümün D.B. Cooper’a değinmesinden sonra, bu bölümün de tarihte bilinen en önemli olaylardan birini ziyaret etmesi açıkçası beni çok mutlu ediyor. Fantastik evrenlerde gerçek Dünya olaylarının nasıl işlendiğini görmek, bir izleyici olarak hikayeye daha çok bağlıyor diye düşünüyorum.

Pompeii’da yaptığı küçük değişikliklerin zaman çizelgesinde en ufak değişikliğe yol açmadığını gören Mobius, Loki’nin teorisine ikna olur ve hedeflerinin kıyamet kıyamet gezerek gizemli kötümüzü aramak olduğuna karar verir.

Loki Yine Bildiğimiz Gibi

İlk istikametin 2050 yılında kasırga kıyameti olacağına karar verilmesiyle, dönemin güçlü şirketlerinden bir süpermarket zinciri olan Roxxcart’ın içine yol alırlar. Roxxcart ismi size de bir yerden tanıdık geldiyse şaşırmayın. Çizgi romanlardan ve Iron Man 3 filminden şahit olduğumuz Roxxon şirketiyle alakalı olması çok olası.

Alışveriş merkezinde gruplara ayrılan ekibimizden Loki ve B-15, sıradan vatandaş görünümünde saklanan Lady Loki’ye rastlar. Lady Loki vücuttan vücuda geçebilme özelliğiyle Hunter B-15’in vücuduna girer ve Loki ile derin bir sohbete dalarlar. Sohbet sırasında çeşitli vücutlara geçen Lady Loki bir yandan da planını ilmek ilmek işlemeye devam eder.

Lady Loki ile baş başa kalan karakterimiz gerçek amacının Zamanın Koruyucularını alt etmek olduğunu söyler ve ondan yardım ister. Lady Loki açıkça niyetinin bu olmadığını iletir ve planının son noktası olarak TVA’den topladığı zaman sıfırlayıcılarını aynı anda çalıştırır. Bu sırada kaçmak için portal oluşturur ve bizim Loki de en sevdiği şey olan ihanete karşı koymayarak peşinden gider.

Asıl ilgi çekici kısmı ise Lady Loki’nin yaptıkları sonrasında TVA merkezinde tam bir kaos oluşmasıdır. Zaman çizelgesi birden fazla dallanmalara yol açar ve çoklu evren terimini tabiri caizse tescillemiş olur.

Bu dallanmaların yeni olaylara yol açtığı ekranda pek çok gelecek olayı da görebilmek mümkün. İçlerinde 2301’de Vormir’de ve 2004’de ise Asgard’da bir dallanma var. Bunlara ileriki bölümlerde değinilecek olduğunu ya da bir şekilde açıklanacağını düşündüğüm için yorumsuz bırakıyor ve gelecek bölümleri sabırsızlıkla bekliyorum.

Bu arada dizinin bestecisi Natalie Holt’u da tebrik etmeden geçmemek lazım. Dizi hem görsel açıdan hem müzik açısından beni gün geçtikçe etkilemeye devam ediyor. Fantastik içeriklerde kaliteli müzikler dinlemek her hayranın dileğidir büyük ihtimalle. Bu nedenle Natalie Holt’a teşekkür ederek incelemeyi bitirebiliriz.

Bölüm üzerine siz ne düşünüyorsunuz? Bizlerle paylaşmayı unutmayın!

WandaVision: 9 Bölümlük Maceranın Sonu

Marvel’ın yeni faza geçmesiyle beraber tanıştığımız WandaVision, uzun bir aradan sonra özlemimizi gidermeye yardımcı oldu. Ocak ayında başlayan bu 9 bölümlük serüven, 5 Mart’ta son buldu.

Yeni faz ile geride bıraktığı karakterlerin derinliklerine giriş yapan Marvel’ın, tanıdığımız karakterler için bizlere sunacağı yeni hikayeleri merakla bekliyoruz.

Bir Maceranın Sonu

Geçtiğimiz dönemin en heyecanlı işlerinden biri olan WandaVision izleyicisine veda etti. Bir mini dizi olarak bizlere eğlenceli birkaç ay da yaşatsa, bölüm sürelerinin kısalığı nedeniyle yeterli keyfi alamadık. Ancak yine de uzun zaman sonra heyecanla beklediğimiz bir Marvel içeriğinin olması sevindiriciydi.

Dizinin bekleyenleri olduğu gibi, diziden ne bekleyeceğini bilmeyenler de oldu. Marvel daha öncesinde Wanda Maximoff ve Vision karakterlerine her ne kadar bir giriş yapmış da olsa, bu karakterleri çizgi romanlardan tanıyanlar bilir ki bu giriş hiç kimseyi tamamıyla tatmin etmemişti.

Başladığı gizemli havasını son bölümlere kadar koruyup bizleri diken üstünde tutan WandaVision, dizinin karakterlerine hiç bakmadığımız açılardan bakmamızı sağladı.

İlk bölümüyle 1950’lerin komedisine giriş yaptığımız evrende, Wanda ve Vision’ın normal hayatlar sürdüğünü izleyerek başladık. Wanda’yı mutlu ve huzurlu gördüğümüz bölümlerde adeta Endgame ve Infinity War’un yaşandığını unutarak bizler de Wanda’nın gerçekliğine hapsolduk. Bu sahte gerçeklikle beraber sürdürdüğümüz mutluluğun çok uzun sürmeyeceğini anlasak da, Wanda Maximoff severler kahramanın bu hallerinden bir hayli keyif aldılar.

Birkaç bölüm sonunda işlerin değişmesiyle, dönem ilerledikçe dizinin komedisinin karanlığa doğru çekildiğini hissettik. Pek çok fan, Marvel’ın bu yanını görmekten çok keyif aldığını dile getirerek; gelecek film ve diziler için de bu tonlarda bir içerik görmek istediklerini söylediler.

Farklı Bir Marvel

Heyecan basamaklarını teker teker tırmandığımız bölümlerin sonunda; üretilen teorilerin ve beklenen isimlerin sosyal medyada sürekli olarak dile getirilmesiyle izleyicilerin beklentileri de değişti. Diziye Wanda ve Vision ana temasını görmek isteyerek giren izleyiciler, kendilerini başka yönlere bakarken buldular. Bu durum da dizinin finali için toplanan tepkiyi oldukça farklı bir yöne çekti.

İzleyiciyi içerisinde bıraktığı gergin anlarıyla akıllarda kalan yapım, çok konuşulan bir final ile son buldu. Spoiler’lı kısımda bahsedeceğimiz finale geçmeden önce bir uyarımız var. Eğer hala son bölümü izlemediyseniz, okumadan önce izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Gerçek Tanışma (Spoiler)

Çizgi Roman okurları bilir ki, sevdikleri karakterlerin sinemada veya televizyonda iyi yansıtıldığını görmek önemlidir. Marvel da rakipleri arasında bu işi gerçekten iyi yapan bir firma. Fakat Marvel da olsanız bazen eksik veya mecburen geride kaldığınız karakterler olabiliyor. Wanda Maximoff da, eminim bir çok fanın da düşündüğü üzere, bu karakterlerden birisiydi.

Bu zamana kadar “Scarlet Witch” adıyla anılamamış olması ve karakterin geçmişi hakkında kesin bir bilgiye sahip olmayışımız; diziyi ilgi çekici kılan unsurlardandı. Wanda’nın geçmişi hakkında azıcık bilgisi olan kimseler için Scarlet Witch ismini duymak; Elizabeth Olsen’ı orijinal kostümüyle görmek oldukça heyecan vericiydi. Fakat en can alıcı kısmı: Wanda Maximoff’un güçlerinin ne bir mutant olmasına, ne de Mind Stone’dan alan birisi olmasına bağlanmamasıydı. Wanda Maximoff, bazı çizgi romanlarındaki gibi bir cadı olarak doğmuştu ve güçlerine doğuştan sahipti.

Agatha Harkness’ın da dizide bahsettiği üzere, Wanda’nın bir cadılar meclisine ait olmadığını ve güçlerinin her zaman var olduğunu öğrendik. Hatta Book of the Damned olarak bilinen Darkhold’da, Wanda’nın Supreme Sorcerer olan Doctor Strange’den daha güçlü olduğu da belirtiliyor.

Bu sahne her ne kadar epikse, sonrasında gelen “Dünyayı yok etmek senin kaderin.” cümlesi de bir o kadar basit kalmış maalesef.

Bir Kere Daha Her Şeyini Kaybetti…

Vision’ı kaybetmek pahasına Zihin taşını yok ederek ona veda eden Wanda’nın; kardeşinden sonra sevdiğini de kaybetmesi hepimizin içini acıtmıştı. Endgame’den sonra yapayalnız kalan Wanda Maximoff; Vision’a en azından hak ettiği cenazeyi yaşatmak için gitse de, ne yazık ki başarılı olamadı. 

Wanda’nın yaşadığı acılara rağmen kimseye zarar vermeden çıkıp, hayallerini kurdukları eve gitmesi; izleyicilere nasıl biri olduğunu gösterdi.

Westview’da kontrolü dışında yarattığı bu gerçeklik, bir kez daha Wanda’ya her şeyini geri kazandırıyor. Hatta belki de daha fazlasını veren bir yuva haline geliyor. Bölümler ilerledikçe aile kavramlarına alıştığımız bu rüya, izleyicinin de biteceğini bilmesiyle üzücü bir hal alıyor.

Koca bir kasabayı kontrol altına aldığını anlayan Wanda, bir kez daha insanları kurtarmak için her şeyinden vaz geçiyor. Kelimenin tam anlamıyla her şeyinden… Kendisini after credits’de güçlerinin farkına varmak için Darkhold’u okurken görüyoruz ve dizi sona eriyor.

Neler Bekledik, Neler Beklememeliydik?

Dizinin bize Wanda Maximoff’un Endgame’den sonra acıyı nasıl kaldırdığını göstermesini amaçladığını biliyorduk. Karakterin geçmişine de kattığı derin bakış açısıyla, belki de beklediğimizden fazlasını aldık. Fakat pek çok fan için beklenti yeterince karşılanmamıştı.

Dizinin başlarında kadroya dahil olan Evan Peters’ın Quicksilver’ı dizinin izleyicileri için oldukça büyük bir olaydı. X-Men serisinin Quicksilver’ını dizide gören hayranlar; arkasında pek çok anlam arayıp, teoriler ürettiler. Kimisi Mephisto beklerken, kimisi Nightmare bekliyordu.

Multiverse’e giriş için çok büyük bir sinyal olacağını düşünenler, finalde beklediklerini alamadılar. Her ne kadar Marvel bu beklentileriyle ünlü olan bir firma olsa da, Evan Peters belki de en büyük izi bırakanlardan birisi oldu.

https://tvline.com/2021/02/02/wandavision-spoilers-marvel-cinematic-universe-character-returning/

Sosyal medyada yayınlanan haberler, dizinin oyuncularının söyledikleri her kelime yanlış anlaşılarak bu beklentiyi büyüttü. Diziden keyif almak için izleyenler dahi ister istemez bu beklentilere kafa yorarken buldular kendilerini. Fakat buradan öğrenilmesi gereken bir şey varsa; o da hiçbir içerikten size vaat edilenden fazlasını körü körüne beklemeyip, keyfini sürmeniz gerektiği olacaktır.

Gelecekte Neler Görebiliriz?

Dizinin finalinde Wanda’nın ihtiyacı olduğunda Agatha’yı nerede bulabileceğini biliyor olduğunu söylemesi, gelecekte de Agatha’yı görebileceğimiz anlamına geliyor olabilir.

Finalin Dr. Strange’in yeni filmine bağlandığını bildiğimiz için, Scarlet Witch’i tam haliyle filmde görebiliriz. Umarız ki Agatha’ya tam da orada ihtiyacı olur. Böylelikle çizgi romanlardaki gibi ikilinin ilişkilerine beyaz perdede göz atma şansı kazanırız.

Marvel’ın dizi evrenine WandaVision ile adım atmasıyla güzel bir giriş yaptığını düşünüyoruz. The Falcon and the Winter Soldier’ın da bu heyecanı kaldığı yerden devam ettireceğine eminiz. Siz dizi hakkında neler düşündünüz? Bizlerle fikirlerinizi paylaşmayı unutmayın.

The Mandalorian 2. Sezon: Hak Ettiğimiz Star Wars

Uzun zaman önce çok uzak bir galakside yaşanan maceralar, yıllar sonra hayranların kalbine tekrar dokunan bir hikayeyle ortaya çıktı.

İlk sezonu başarıyla geride bırakan Mandalorian, pandemiye söz geçiren sayılı içeriklerden olarak ikinci sezonuyla seyircinin karşısına çıkmayı başardı. Böylelikle ilk sezonun başarısını da geride bırakmış oldu.

Spoilersız Genel Bakış

The Mandalorian ilk sezonu izlediyseniz izleyiciye verdiği ana temayı ve bölümlerin genel işleyişini az çok anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Başrolümüzün hayatını sürdürebilmesi için işe ve bazı bilgilere ihtiyacı vardır. Bu bilgileri başı belada olan birini kurtararak öğrenir. Space-Western temalı bu macerayı, farklı bir gezegende, eşsiz game engine teknolojisiyle tadarız. Bölüm, gözümüzü alamadığımız bir aksiyon ile süslenir ve sona erer. Ana hikaye üzerinden devam etmediği sürece dizinin genel işleyişi böyledir.

İlk sezonda ana hikayeye az yer verilmesi dolayısıyla şikayet eden izleyiciler olmuştu. Fakat eleştirilere bakıldığında Lucasfilm ekibinin yeni sezonda izleyicileri doyuracak kadar ana hikayeye yer verdiğini görebiliyoruz.

Başrol Mandalorian ve sevimli yoldaşı Baby Yoda’nın maceralarının yanı sıra, yeni sezon izleyiciye ikilinin arasındaki bağın nasıl geliştiğini de sindirerek anlatıyor. Diziyi çekici kılan en büyük etken de ikilinin arasındaki bu bağın gelişimini izlemek oluyor. Böylelikle, katıldığımız her macerada bizler de en az kahramanlarımız kadar heyecanlanıyoruz.

İkinci sezonun ilkinin üstüne katarak ilerlemesi ve senaryonun da gelişmesiyle; Star Wars fanlarını heyecanlandıracak pek çok olay gerçekleşti. Eğer hala bu sezonu izlememişseniz ve herhangi bir spoiler yememişseniz şanslısınız demektir. Bu şansın bozulmaması ve izlediğinizde keyif almanız için, spoilerlı olacak yazının devamını atlamanızı tavsiye ederim.

Not: Buradan sonrası spoiler içerir!!!

Yeniden Merhaba Star Wars (SPOILER)

Herhangi bir popüler kültür öğesinin hayranıysanız, sizi o evrene hayran eden unsurları hayatınız boyunca olduğu gibi hatırlamak isteyebilirsiniz. Star Wars evreni de milyonlar için bu değeri taşıyor. Bu nedenle bir hayran olarak, evreni neden sevdiğinizi size her bölümde hatırlatan, anılara boğan ve çocukluğunuza gönderen her içeriğe çift elle sarılıyorsunuz.

The Mandalorian benim için olduğu gibi eminim ki yüzlerce kişi için de bu içeriklerden birisi oldu. Senaryo, gezegenler ve hasret kaldığımız yaratıklar; dizi boyunca tek bir şey düşünmemi sağladı: “Merhaba Star Wars… Uzun zaman oldu.”

Movie Theater Marquees, 1977
Shown: Star Wars opening engagement at Mann’s Chinese Theatre, Hollywood, California

Old Republic Esintileri Ve Dave Filoni Dokunuşları

Star Wars’un en çok merak edilen sorusu, Old Republic konulu bir içeriğin, günün birinde Canon evreninde yer alıp almayacağı olabilir. Dave Filoni bu soruları duymuş olmalı ki Mandalorian’da cevap niteliğinde referanslarda bulunuyor.

Harika bir ilk bölüm başlangıcı ile 1 yılın sonunda diziye tekrar kavuşuyoruz. İkinci sezonun ilk bölümü, normal bir izleyici için çok önemli olmayan ama hayranlar için ilgi çeken göndermeleriyle sezona giriş yapıyor.

KOTOR serisini oynadıysanız, Tusken’lar ile Krayt Dragon avladığımız; Tatooine çölünde eşsiz Star Wars orkestrası dinlediğimiz bölümün izleyici olarak nasıl bir haz verdiğini tahmin etmişsinizdir.

KOTOR 1’de aynı görevi yaptıktan sonra Lucasfilm efektleriyle ekranlarda yeniden şahit olmak, uzun zamandır uyuyan Star Wars hayranlığını tekrar ortaya çıkardı.

Bunun yanında Darth Bane kitaplarından ve SWTOR oyunundan bildiğimiz Tython gezegenini duymak; yine KOTOR serisinden tanıdığımız HK-47 suikast droid’iyle aynı modelde bir droid olan HK-87’nin adının geçmesi de Legends hayranları için çok sevindirici işaretler oldu.

Tanıdık Yüzler

İlk bölümden sonra 2. bölüm ile içimizi ısıtan yan bir hikaye izlemek, The Mandalorian için bir rutin haline geldi. Ara bölümler kimilerine her ne kadar “Haydi konuya gelin.” dedirtse de, benim için hep Western temalı evrenin tadını çıkardığım bölümler olarak yerini korumaktadır.

Sonraki bölümleriyle sansasyon yaratan The Mandalorian, sevdiğimiz animasyonların karakterlerini live-action halleriyle ekrana taşıdı. Umarım spoiler uyarısını fark etmişsinizdir, çünkü birazdan bahsedeceklerime bir yazıda değil, izlerken şahit olmayı dileyeceksiniz.

3. bölümde Din Djarin’in yardımına gelen Bo-Katan ve ekibinin inanılmaz girişi, adeta bölümün seyrini değiştirdi. Darksaber’ın peşinde olan ekibin maceraları, animasyonların aksiyonunu ne kadar özlediğimizi bizlere tekrar hatırlattı. Ayrıca, karakteri canlandıran Katee Sackhoff’un da role çok yakıştığını söylemeden geçemeyiz.

Clone Wars’u izlemiş veya duymuşsanız, Ahsoka Tano’nun ne kadar sevilen bir karakter olduğundan haberdarsınızdır.

Jedi’ların her zaman haklı olmadıklarını bize gösteren Ahsoka;  Anakin ile kurdukları harika bağlarıyla animasyon dışında da görülmesi istenen bir karakter olmuştu. Dave Filoni’nin (Lucas ile beraber) yarattığı bu karakterin tekrar karşımıza çıkması, izleyicide büyük heyecana yol açtı.

Karakteri izlemeye doyamasak da, gelecekte dizisinin çıkacağını duymak sevindirici. Rosario Dawson’ın Ahsoka Tano’sunu, Grand Admiral Thrawn’ı araken izlemek için sabırsızlıkla bekliyoruz.

İhtiyacımız Olan Tek Ödül Avcısı

“Ahsoka’dan sonra daha ne olabilir ki?” diye düşündüyseniz yalnız değilsiniz. Sonuç olarak kimse Sarlacc Pit’den kaçan bir ödül avcısının, eski kostümünün peşine düşeceğini düşünemezdi.

Evrenin en sevilen karakterlerinden Boba Fett, bir kez daha ekranlarda yerini aldı. Slave I adlı gemisiyle seismic charge keyfini bizlere tekrar yaşatarak, Star Wars’un ikonik anlarını hayranların seyrine sundu. Boba Fett’i kostümün içinde savaşırken görmek eminim ki pek çoğumuz için unutulmaz anlara girmiştir bile.

The Rescue

Heyecanlı geçen bir sezonun ardından, Baby Yoda’nın Moff Gideon tarafından kaçırılması dizinin en etkileyici kısımlarındandı. Meditasyonla Jedi’lara seslendiğini gördüğümüz Grogu, acımasız Dark Trooper ekibi tarafından kaçırılmasıyla gözden kayboldu. Bunun üzerine Mandalorian, Baby Yoda’yı geri almak üzere Cara Dune, Bo-Katan ve ekibiyle yola çıktı.

İlerleyen dakikalarda Darksaber’ın haklarına sahip olan Mandalorian, Moff Gideon’u ele geçirdi. Fakat gözlerinden kaçırdıkları bir detay da peşlerindeki Dark Trooper ordusu oldu.

Ludwig Göransson’ın harika müzikleri aksiyonu şekillendirirken;  Dark Trooper’lar karşısında çaresiz kalan ekibimiz, geminin sinyaline bir X-Wing’in takıldığını fark eder. Elbette öylesine bir X-Wing değil. Dikkatli bakarsanız R2D2 ‘nun üzerinde durduğu bir X-Wing olduğunu fark edebilirsiniz.

Grogu’nun çağrısına gelebilecek fazla Jedi kalmadığı bilindiğinden, kimlerin yardıma gelebileceği üzerine tahminler yapılmıştı. Jedi: Fallen Order evreninden Cal Kestis veya Rebels animasyonlarından Ezra Bridger da bu tahminler arasındaydı.

Ama gelen kişi, gerçekleşeceğine inanamadığımız bir isim oldu…

1983 yılından beri görmediğimiz Luke Skywalker, yıllar sonra tekrar yardıma gelir.

Müzik yükselir.

Grogu gelen kişiyi heyecanla siyah-beyaz monitörden izler.

Tabii görüntü siyah-beyazken kılıcın rengi görülmediğinden hala tahmin edilen kişinin olup olmadığı kesin değildir. Taa ki elini görene kadar…

Babasının Rogue One sahnesini bizlere yaşatan Jedi Knight Luke Skywalker, Grogu’yu kurtarmaya gelmiştir.

Benim için film tarihinin en etkileyici müziklerinden birisi olan Binary Sunset’in de arka planda çalmasıyla, Ekibimiz evrende kalan en güçlü Jedi ile karşı karşıya gelir. Tüm bu olanları henüz sindirememişken; dizinin başlarında maskesini çıkarmaktansa ölmeyi kabul eden Mandalorian, Grogu’nun onu ilk ve belki de son kez görebilmesi için maskesini çıkarır.

Babası gibi gördüğü Din Djarin’den ayrılmakta güçlük çeken Grogu’ya yardımcı olmak için R2D2 gelir ve üçlünün gidişiyle sezona veda ederiz. 

Duygusal olarak seyirciyi heyecanlandıran bu bölümün bir de tatmin edici bir intikam finali var. Boba Fett’in, Jabba’nın sarayındaki herkesi öldürerek tahta oturması, The Book Of Boba Fett adlı serinin de habercisi oldu.

Aradığımız Değil, Özlediğimiz Evren

Köklü hikayeler ve karakterlere sahip birçok evren günümüzde dizisiyle veya filmiyle karşımıza çıkmaya devam ediyor. İçerisinde bulunmaktan keyif aldığımız bu evrenlerin günümüz teknolojisi ve imkanlarıyla önümüze sunulması mutluluk verici. Fakat, son filmlerinden sonra oluşan önyargının da sonuna kadar haklı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

The Mandalorian çıktıktan sonra sık duyduğum sözlerden birisi de: “Star Wars’u neden sevdiğimi hatırladım.” oldu. Bu cümle her ne kadar sevindiriciyse, hayranların bir dönem umudunu kaybetmiş olması da bir o kadar üzücü.

77’de çocukken izlediği ilk filmi şu an kendi çocuklarıyla seyreden, yeni başlamış olan veya başlayacak olan her Star Wars hayranı için The Mandalorian; bizlere aradığımız evreni değil, özlediğimiz evreni geri getirdi.

Teşekkürler Jon Favreau. Teşekkürler Dave Filoni. Ve tabii ki, Teşekkürler George Lucas…

WandaVision: Marvel Geri Döndü

Hevesle geride bıraktığımız 2020 yılının ardından yeni yıla yeni serisi ile giren Marvel, ilk kez bu kadar uzun zamandır bir içerik çıkarmamasının üzerine fanlarına Disney+’tan seslendi.

Geçtiğimiz günlerde izleyicisiyle buluşan ve süper kahraman severlerin heyecanla beklediği WandaVision’ın ilk iki bölümü yayınlandı. Bizler de bu iki bölümü izleyip, sizler için incelemeye koyulduk. Henüz WandaVision’ izlememiş olanlar merak etmeyin, incelemedeki spoiler uyarısını görene kadar gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Sanmıyorum ama ola ki Endgame’i de izlemediyseniz yazının geri kalanında spoiler ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Wanda ve Vision Sitcom’da Buluşuyor

Endgame’de yaşanan tatsız olayların sonrasında tanıdık yüzler görmek izleyicileri rahatlatsa da, dizinin gizemli havası seyirciye henüz dizinin keyfini çıkarma şansını vermiyor. Sevilen karakterleri aylar sonra ekranlarda gören hayranlar bu durumdan ne kadar memnun olsa da, Marvel dizinin belirsiz gidişatıyla kafalarda soru işareti bırakmaya devam ediyor.

En son perişan halde bıraktığımız Wanda’nın, dizideki 1950’lerin komedisinden fırlamış görselliği ve tavrının insanın üzerinde gülümseten bir etkisi olduğunu söylememiz gerek. Marvel’ın üzerimizde bıraktığı bütün o kasvetten ve üzücü havadan birazcık da olsa uzaklaşmamızı sağlıyor. Fakat bu peri masalı çok fazla uzun sürmeyecek gibi duruyor.

4.Faza Hazırlık

WandaVision ile yeni bir faza geçen Marvel bizleri bu fazın içerisine henüz tamamıyla dahil etmiş değil. Bu diziyle -en azından ilk birkaç bölümüyle- bizleri yeni Marvel’a sokmadan önce ısındırıyor gibi duruyor.

WandaVision’ın sonunun Dr Strange’in yeni filmine bağlanacağını çıkan haberlerden duymuştuk. Bu nedenle dizinin ilk bölümlerinin sakinliğini koruyacağını ve her geçen bölüm heyecanın artacağını, en sonunda ise izleyiciyi ekran başına kilitleyecek bir sezon finaliyle veda edeceğini düşünüyoruz.

Dizi, sonrasında çıkacak Spider-Man 3 ve Doctor Strange in the Multiverse of Madness filmleriyle gelecek olan heyecanlı bir maceranın ilk adımlarını atmış oldu. Her ne kadar hızlı bir başlangıç yapmamış gibi görünse de dizi hakkında pek çok teori ve yer alacağı düşünülen isimler de şimdiden hayranlar tarafından tahmin edilmeye başlandı.

Sır Gibi Devam Ediyor

Teorilerin giderek büyüdüğü dizi için her geçen gün yeni bir easter egg veya yaşanması olası bir olay ortaya atılmakta. Dizinin ilerleyen bölümlerinde açığa çıkacak olan bu sırları Marvel ilk iki bölümde gözümüze sokmadan yerleştirmeyi çok iyi başarmış.

Bir komedi dizisi girişi yapan WandaVision, bizleri gerecek sahnelere de sahipti. Herhangi bir bilgi sızdırmadan bahsetmek gerekirse, dizinin sitcom’lara yakışan siyah-beyaz ve 4:3 kamera oranı güldürücü etkene katkısı da olsa, zaman zaman bu etkenler bir siyah-beyaz korku filmlerinin gerici anlarına dönüşebilir. Sizi That 70’s show komedisinden alıp Psycho ürkünçlüğüne sürükler.

İlk iki bölümüyle karşımıza ilginç anlarıyla çıkan WandaVision’ın diğer bölümlerini de sabırsızlıkla bekliyoruz. Keyifli anlardan rahatsızlığa ve gerçekliğe doğru adım attığımız bu macera her Cuma 5 Mart’a kadar seyircisiyle Disney+’ta buluşacak. 9 bölümlük bu maceranın ilk iki bölümünü izlediyseniz spoilerlı yazımızla devam edebilirsiniz. Fakat izlemeyenler için bundan sonraki kısımların spoilerlı olacağını söylemem gerek.

Dikkat Spoiler Var!

Spoilerlı İnceleme: Neler Kaçırdık

Dizinin yayınlanan iki bölümünün diğer bölümlere hazırlık niteliğinde olması Marvel hayranlarının bölümler hakkında heyecan verici geri bildirimler yapmamasına sebep oldu.

Henüz büyük spoiler verilebilecek bir içerikle karşılaşmamış olunsa da dikkatli izleyen hayranların gözünden kaçmayan birkaç detayı önünüze sereceğiz.

Siyah, Beyaz ve Kırmızı

Dizinin eski dönemlerden günümüze doğru yol almasıyla başladığımız siyah-beyaz dönemde araya giren renkler mutlaka ilginizi çekmiştir. Dizinin hayranları tarafından düşünülen bir teoride diziye renk giren her sahnenin gerçeklikle bağlantılı olduğu öne sürülüyor.

Peki nedir bu gerçeklik? Wanda bildiğiniz gibi Endgame’de çok sevdiği Vision’ı kendi elleriyle feda etmek zorunda kaldıktan hemen sonra Thanos tarafından geri getirilip tekrar ölmesini izlemeye itildi. Yaşadığı bu travmadan sonra neler atlattığını merak edenler için WandaVision bir kapı olacak da olsa, henüz Wanda’nın Endgame olaylarını nasıl kaldırdığına şahit olamadık. Bu nedenle pek çok fanın da tahmin ettiği üzere bu gerçekliğin Wanda tarafından yaratıldığı düşünülmekte.

Bu teoride, Vision’ın kaybını yaşadıktan sonra hayatına onsuz devam etmek istemeyen Wanda’nın yarattığı gerçekliğe, mutlu bir evlilik ve kusursuz bir hayat ile hapsolmuş durumdayız. Düşünülenlere göre Wanda’ya bunu kimse yaptırmıyor. Her ne kadar radyoda duyduğumuz “Wanda bunu sana kim yapıyor?” sözü düşündürse de, hayranlar Wanda’nın Vision’sız yaşayamadığı için oluşturduğu bu dünyaya kendi isteğiyle kapandığını düşünüyor.

Marvel’ın İpuçları ve Daha Fazlası

Kısa gibi görünen toplam 40 dakikalık bu iki bölüm, düşünmeden izleyip gidenler için keyifli bir komediye dönüşebilirken; işaret ve teori kovalayan hayranlar için yoğun bir araştırmaya dönüşebilir.

Marvel’ın bıraktığı birçok işaretin ileriki bölümler için izleyicilere kapı açtığı düşünülmekte. Hadi gelin bu işaretler nelermiş bir bakalım.

1) Reklamlar

Dizinin ilginç yanlarından birisi de arada giren değişik reklamlardı. Her ikisinde de tanıdık izler olan bu reklamlar fanlar tarafından Wanda’nın kaybettiği kişileri temsil ediyor.

İlk reklamımız bir tost makinası reklamı. Anlam veremeden izlediğimiz bu tost makinasına yapılan bir zoom sayesinde Stark Industries logosuna şahit oluyoruz. Pek çoğumuz için bir şey ifade etmeyen bu tanıdık logo, bazı hayranlara göre Wanda ve Pietro’nun Stark Industries tarafından üretilen bir bomba nedeniyle ailelerini kaybetmesini ve kendilerinin patlamayan bir bomba tarafından şans eseri kurtulmasını simgeliyor.

Ayrıca tost makinası çalıştırılırken çıkardığı sesin Tony Strak’ın kostümünün silah ortaya çıkarttığında veya ateş etmeye çalıştığındaki sesle aynı ses olduğu söyleniyor.

İkinci reklamımız ise bir saat reklamı. Üzerinde Hydra logosu olan bir Strücker saat. Bu isim tanıdık mı geliyor? Gelmeli de. Çünkü Wanda ve Pietro’yu kiralayan ve üzerinde deneyler yapan Hydra ilşikili Baron Von Strücker’i temsil ettiği söyleniyor.

2) S.W.O.R.D

Dizinin pek çok farklı yerinde logosu bulunan SWORD, çizgi romanlarda SHIELD’ın bir tür ‘uzay versiyonu’ olarak hareket eden bir terörle mücadele ve istihbarat ajansıdır. Ancak WandaVision’da SWORD’un kısaltmasının değiştirildiği gözlemlenmiştir. Sentient World Observation and Response Department yerine Sentient Weapon Observation Response Division kullanıldığı belirlenmiş.

3) Bir Portal Mı?

Önceden de bahsettiğim gibi dizide çeşitli SWORD logoları görünüyor. Sadece görünmekle kalmayıp, Wanda’nın bu hayali dünyasını uzaktan da izleyebildiklerini bir bölüm sonunda görebiliyoruz. Fakat tüm bunların yanında ilginç olan bir detay daha hayranların gözünden kaçmıyor.

2.bölümün sonunda Wanda ve Vision’ın evlerinin önündeki kanalizasyondan çıkan bir arıcının SWORD logolu kıyafeti gözümüze çarpıyor. Fakat şaşırmamız gereken kısmın burası olmadığı da izleyiciler tarafından keşfedilmiş. SWORD ajanı olduğu düşünülen kişinin çıktığı kanalizasyon kapağı, bölümün başlarında yerinde olmadığı fark ediliyor.

SWORD ajanı Wanda’nın hayal dünyası ile bir kapı kurabiliyor mu yoksa henüz yeni mi başarmışlar bilmiyoruz fakat Wanda’nın onları mahallesinde istemediği kesin. Çünkü SWORD ajanını gören Wanda zamanı geri alarak bu durumdan çıkıveriyor.

4) Yan Karakterler Pek de ‘Yan’ Değillermiş

Heyecanlı komşu Agnes’ımız sandığımız kadar masum olmayabilir. Çizgi roman severlerin tanıdık olduğu Agatha Harkness ile ilişkilendirilen bu karakterin bir cadı olduğu ve zamanında Fantastik Dörtlü çizgi romanlarında belirdiği biliniyor.

Yetenek gösterisi için yapılan toplantı sırasında kadınlar arasındaki sohbet, seyirciye dizinin gerçek kötüsünün kim olduğuna dair bir ipucu verebilecek potansiyel bir gönderme olabilir.

‘Şeytan’ ile ilgili geçen bir muhabbette kullanılan bir satır izleyicinin ilgisini çekiyor. Dottie’nin “Şeytan ayrıntıdadır.” cümlesine karşı Wanda’nın kulağına “Olduğu tek yer orası da değildir.” diye fısıldayan Agnes’ın Mephisto için gönderme yapıldığı düşünülmektedir. Mephisto karakteri Marvel’ın en korkutucu kötülerinden olmakla beraber, boyutlararası bir iblis ve cehennemin hükümdarıdır.

Yeni Bir Marvel Dönemine Biz Hazırız, Peki Ya Siz?

Verilen uzun aradan sonra yayınlanan ilk Marvel içeriği olan WandaVision çoğunluğun beğenisini çoktan kazandı bile. Gerek farklı konsepti, gerekse ilgi çekici detaylarıyla 20 dakikaya pek çok şey sığdırmayı başaran WandaVision’ın ilk iki bölümünü bizler eğlenerek izledik.

Marvel’dan farklı türde bir içerik görmek heyecanımızı arttırdı ve bizlere her haftanın sonunda izleyecek içerik verdi. İzlerken bu kadar detayı fark edemedim diye üzülenlerdenseniz, üzülmeyin daha önümüzde 7 bölüm var.

Yeni karakterleri ve sürpriz konuklarının olacağını düşündüğümüz ileriki bölümler için biz sabırsızlıkla bekliyoruz. Siz WandaVision’ı nasıl buldunuz? Fark edilmediğini düşündüğünüz bir detay varsa bizlerle yorumlarda paylaşabilirsiniz. Keyifli izlemeler.