Twelve Minutes: Sabır Gerektiren Bir Oyun

Twelve Minutes, başta konseptiyle, daha sonra seslendirme kadrosunda James McAvoy, Daisy Ridley ve Willem Dafoe‘ya yer vermesiyle, tanıtıldığından bu yana büyük bir heyecanla beklediğim bir oyundu. Sonunda oyunun çıkmasıyla birlikte her saniyesi kritik bir 12 dakikanın içerisine hapsolduk. Hem de tekrar, tekrar ve tekrar.

Aynı günü yaşama fikri

Oyunda eşimiz bize verecek heyecanlı haberleri için özel bir gece hazırlamış, en sevdiğimiz tatlıyı yapmış. Ve bu çok özel gece, kendini polis olarak tanıtan bir adamın kapıyı ısrarcı çalışlarıyla bölünüyor. Bu adam bizi ve eşimizi tutuklamak, zarar vermek istiyor. İtiraz ediyoruz, polis agresifleşiyor ve bizi öldürüyor. Tam da bu noktada eve geldiğimiz, eşimizle konuşup tatlı yediğimiz ve her seferinde polisin korkutucu bir şekilde bölmesiyle sürekli devam eden bir döngüde buluyoruz kendimizi. Bunu kırmalı, eşimizi korumanın bir yolunu bulmalıyız.

Bu noktaya kadar oyunun hatlarını oluşturan genel fikir gerçekten etkileyici. İkinci kere aynı olayları yaşarken durumu eşime anlatmaya, bir döngüde olduğumuza onu ikna etmeye çalışıyorum, ter döküyorum. Bu durum devam ettikçe gerçekten hayatım bir döngüye girseydi tam olarak yaşayacağım o çaresizlik duygusunu tadıyorum. Oyunun depresif renkleri ve tepeden bakış açısı da verdiği hissi güçlendiriyor, bu tür bir oyuna mükemmel bir paralel çiziyor. Buraya kadar Twelve Minutes gerçekten iyi bir oyun.

Ve tekrar ve tekrar

Her döngüde yeni şeyler deneyebiliyor, yeni yöntemler izleyebiliyoruz. Spoiler vermeksizin çok küçük bir örnekle; eşimin masaya koyacağı tatlıları ve bardakları o beni karşılamadan önce masaya koyuyorum. Bu eşimi şaşırtıyor ve hoşuna gidiyor. Bunun gibi etkileşime girip farklı şeyler deneyerek farklı dönütler alabileceğiniz pek çok eşya var. Oyundaki alanımız ana oturma odası, mutfak, yatak odası ve banyo olmak üzere kısıtlı olsa da bu alan iyi değerlendirilmiş.

Ne yazık ki 12 dakikanın sürekli baştan başlaması, aynı şeyleri yapmak, aynı olaylar örgüsünü seyretmek, aynı diyalogları duymak bir oyuncu olarak da bir oyunda aynı şeyleri yaptığınız hissini tetikliyor. Bir oyunun döngüsüne hapsolmuş hissediyorsunuz. Oyun tekrara düşmüyor, gerçekten tekrar ediyor.

Daha neler yapabileceğinizi, olayları nasıl farklı bir yöne kaydıracağınızı merak ediyor ama aynı şeyleri izlemekten yoruluyorsunuz. Denediğiniz yeni şeyler işe yaramazsa da bu yorgunluk iyice artıyor. Bulmacaların tam olarak belli bir çözüm gerektirmesi, bunu tutturamıyor, ufak bir şeyi kaçırıyor olmanız da hiç yardımcı olmuyor. Buraya kadar ise Twelve Minutes gerçekten yorucu, sabretmenizi gerektiren bir oyun.

Sonuç olarak

Oyunun tüm olumsuz yönlerine rağmen gerçekten farklı bir deneyim sunduğunu ve mutlaka denenmesi gerektiğini düşüyorum. Sürekli başa dönmeme rağmen merak duygumu besleyerek beni uzun süre oyunda tutmayı başardı. Halihazırda Game Pass sahibiyseniz, Twelve Minutes bu yıl oynayacağınız en iyi indie olmasa da en farklılarından biri olduğu kesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.