Sandman Günlükleri 1. Cilt- Nedir Bu Sandman, Kimin Nesidir?

”Sürükleyici” kavramı pek çok eserin alnına sıklıkla yapıştırdığımız bir etiket olmuştur hep. Yine de tek başına bir kavram olarak ele aldığımda, açıklamaya çalıştığımda kelimeler ağzımda geveleyip durduğum lokmalara dönüşürler. Bazı eserlerin beni bir yaprak gibi oradan oraya sürüklediğini hissederim sadece ama bunu açıklayamam. Sürükleyici… Ama nereye sürükleniyorum?

Sandman’i okuduğumda hissettiğim en belirgin şey bir türlü kelimelere konduramadığım o sürükleyicilikti. Bu sefer farklı olarak, yaratılmış en harika karakterlerden biri olan düş lordunun peşinden sürükleniyordum.

Peki nereye? Rüyalara tabi ki. Sandman’in en güçlü hissedilen bir faktörü de gizem olduğundan, sizlere çok fazla ipucu vermekten olabildiğince kaçınacağım.

Avrupa folklöründen kopup gelmiş düş lordu sahneye, bir kült liderinin Ölüm‘ü ele geçirmek isterken yanlışlıka Düş‘ü çağırması ile paldır küldür giriyor. Onu yüz yıla yakın bir süre boyunca mahkum tutuyorlar. Düş lordu Morpheus, bencil insanlar tarafından düştüğü bu mahkumiyetten kaçmak, gücünü toplamak ve intikam almak zorunda. Bu birkaç cümleye sığdırdığım giriş kısmı, çizgi romanın bunu boyutlandırarak, katman katman döşeyerek anlatışıyla karşılaştırdığımda öyle çiğ duruyor ki.

Sandman’in her karesinde, Morpheus’un peşinden sürüklendiğiniz her yeni macerada havada asılı kalmış o yoğun atmosferi hissedebiliyorsunuz. Üstelik bu atmosfer her yeni macerada biçim değiştiriyor, bir öncekinden çok daha farklı duygular hissettiriyor ve bunu ustalıkla yapıyor. Sanki bir tiyatro oyunu izliyorum ve her yeni bir bölüme geçtiğimde karanlıkta kıpırdanıp duran oyuncular sessizce dekoru değiştiriyor. Arkada dekor sürekli değişmeye devam ederken Morpheus ve dünyası sabit kalıyor, hikaye çok boyutlu bir şekilde ilerliyor. Her bölümde daha çok tanıyorum Sandman’i. Bu durum, okurken merak duygumu sürekli dürtüp ayakta tuttu.

Ayrıca Sandman’i okurken Gaiman’ın ve düş lordunun benim için hazırladığı yerlere ayak bastığımı hissettim hep. Asla boşluğa bir adım atmama izin vermediler sanki ve bu kontrol hissi ile sarıp sarmalanmak çizgi romana daha da çok bağlanmamı sağlayan şeylerden sadece biriydi. Bir sonraki bölümde başıma ne geleceğinden, yeni bir durumun içinde mi olacağımdan yoksa öncekinin devamını mı göreceğimden asla emin olamıyordum fakat hayal kırıklığına uğramayacağımı bilip gözlerim kapalı atlıyordum bu rüya gibi bölümlerin içine.

Elbette okumaya başlamadan önce Sandman hakkında çok fazla şey duydum, ki zaten beni okumaya iten en büyük etkenlerden biriydi bu. Havada Sandman fısıltıları adeta somut bir biçimde dolaşırken kayıtsız kalmam, ”Kim bu Sandman, neyin nesi?” diye sormamam imkansızdı. Harika bir eser okuyacağımın farkında olarak elime aldığım Sandman’i okurken sık sık soluklanıp parmaklarımın arasındaki eserin gerçekten tüm gücünü hissedişime şaşırdığım anlar oldu. Sandman gerçekten beklentimin tüm ağırlığını taşıyordu.

Böylelikle Sandman ile tanışmış oldum ve ilk cildin son sayfasını kapatır kapatmaz da güzel bir rüyadan uyandığımı hissettim. Koşarak sonraki cildi satın aldım. Bu eserden çok fazla uzak kalmamın imkansız olduğunu hissediyorum ve düş lordunun beni daha hangi düşlere sürükleyeceğini merak ediyorum.

Bir Cevap Yazın