Miles Morales- Öfkeli Kanatlar: Oyunun Ön Hikayesi

Spider-Man: Miles Morales- Öfkeli Kanatlar, PlayStation‘a özel çıkan ve göz kamaştıran yan oyunun resmi ön hikayesini anlatıyor. Açıkçası, okumaya başladığımda bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Kitap, kelimelere dökülen bir oyun hikayesinden çok daha fazlasını taşıyor.

Örümcek-Adam olmak

Bir karakterin kazandığı güçler karşısında bocalaması, takip etmeyi sevdiğim bir konsept. Çünkü gerçek hissettiriyor, hangimiz beklemediğimiz anda süper güçlere sahip olsak elimizi kolumuzu sallayarak yolumuza devam edebiliriz ki? Hep duyduğumuz o replikteki gibi ”Büyük güç büyük sorumluluk getirir.” Kitabımızın ve oyunumuzun ana karakteri Miles da bu büyük güce sahip. Ve getirdiği bu büyük sorumlulukları nasıl sırtlanacağı konusunda kafası epey karışık.

Karşımızda özgüven pelerininin ardına saklanan, ne yaptığından ve ne yapacağından emin bir kahraman yok. Henüz babasını kaybetmenin üstesinden gelememiş Miles’ın içinde kaynamaya devam eden acı ve özlemini hissediyoruz kitapta, ve bunun Miles’a nasıl yön verdiğini görüyoruz. Bambaşka bir mahallede yeni hayatına adapte olmaya çalışan, beton yığınları ve yabancıların arasında kendini daha da küçük hisseden bir genç görüyoruz. Rol modeli Peter‘ın karşısında tüm sorunlarını saklamaya, halının altına süpürmeye çalışan bir çocuk görüyoruz. En yakın arkadaşı Ganke‘den gerçek kimliğini saklamaya çalışan yapayalnız bir kahraman görüyoruz. Aynı soru sürekli kafasının içinde zonklamaya devam ediyor ”Nasıl bir Örümcek-Adam olmalıyım?” Miles’ın tereddüt ve ikilemlerini okumak oldukça ilginç ve bu kitabı özel kılıyor.

Öfkeli kanatlar

Kitaptaki duyguların ve karmaşanın yanında Miles’ın karşısına çıkan düşmanlar da kitaba ayrı bir tat getirmiş. Vulture ve onunla birlikte tüm şehri kuşlara çeviren ekibi, Miles’ın kendini kanıtlaması için zemin oluşturuyor. Ve Örümcek-Adam’ın bu düşmanlar karşısında sadece ağlarını ve yumruklarını kullanmaması, kitap boyunca sorguladığı şeylerin kelimelere dökülmüş haliyle onlara hitap etmesi oldukça hoştu. Final yaklaştıkça oldukça tamamlanmış, tatmin olmuş hissettiriyordu.

Ne zaman okumalı?

Miles Morales’in oyununun bir kısmını oynamış biri olarak kitabı okumak için en uygun zamanın oyunu oynamadan önce olduğunu düşünüyorum. Karakteri tanıyor, anlıyor ve onun kılığına bürünüp şehirde ağ atmak, rüzgarı yüzünüzde hissetmek istiyorsunuz. Kitapta karakterin güçlenmesini ve kendini anlamasını okumak da zaten sizi oyuna ve Miles olmaya hazırlıyor.

Ancak oyunu oynadım, kitabı da merak ediyorum diyorsanız, havada süzülen aklınızdaki parçaların yerlerine oturmasına yardımcı oluyor. Miles bundan önce neredeydi, ilk oyun olan Spider-Man ve yan oyunu Miles Morales arasında neler yaşandı gibi soruları cevaplandırıyor. İki türlü de okumak keyifli olacaktır.

Ithaki kitaplığının bir üyesi olan bu kitap, kısa, Örümcek-Adam ile birlikte şehirde uçuyormuşçasına içinizi kaldıran macera hissiyle dolu, soluk aldıran eğlenceli bir kitap.

Süper Kahraman Oyunu Yapmak Artık Daha Zor!

Yıllar geçtikçe Batman Arkham oyunlarını özlediğimi fark ettim. Eskiden neredeyse tüm oyunlarda kullanılmaya başlanan o attack/counter dövüş sistemini, bütün oyunlar terk etmiş ve en iyi yapan oyun serisi de biteli 5 yıl olmuştu. Evet, Arkham Knight çıkalı tam 5 yıl oldu. O tatmin edici dövüş sistemine en yakın zamanda ne çıktı derseniz, tabii ki de Marvel’s Spider-man derim. Elbette tam olarak aynı değiller ama biz konumuzdan sapmayalım. Batman’i böylesine özleyince tek yarım bıraktığım Arkham Origins oyununa geri dönmek istedim. Arkham Knight ve Marvel’s Spider-man’den sonra Arkham Origins oynayınca gözüme kocaman bir sorun çarptı. Süper kahraman oyunlarının mutlaka yapması gereken şey, açık dünyada gezmeyi eğlenceli hale getirmek!

Spider-man’de ağ atmak 3 yıl sürdü

Spider-man’in en çok dalga geçilen konusu nedir? Gökyüzüne ağ atmak diyebiliriz sanki. Peki PS4’e çıkan Marvel’s Spider-man bu sorunu nasıl çözmüş? Eğer etrafımızda yüksek bina yoksa niye ağ atamıyoruz? Geliştirici ekip tam 3 yıl boyunca ağ atmayı ve ağ ile gezinmeyi fiziğe uygun ve eğlenceli olması için uğraşmışlar. Herhalde bir bildikleri vardır da bu kadar uğraşıp zaman harcamışlardır. Süper kahraman oyunları, açık dünyaya sahip olduklarında bir başka keyifli oluyor. Karakterimizin özel yetenekleriyle şehirde cirit atmak bambaşka bir duygu veriyor insana. Marvel’s Spider-man de müthiş bir başarıya imza atarak şehirde gezmeyi çok keyifli hale getirdiğini söyleyebiliriz.

Arkham Knight’ta Batmobile’e o kadar çok önem verdiler ki tüm oyun araba oldu

Batman Arkham Serisi, her oyunda üzerine koyarak büyümeye devam etmiştir. Arkham Knight ile birlikte büyük bir dünya tasarlamak isteyen Rocksteady, elbette o dünyada gezmek için bir araç da düşündü. Elbette BATMOBILE! Spider-man ile şehirde gezmek kadar keyifli olmasa da ben Batmobile’i çok sevmiştim. Çağırdığım konuma gelmesi, çevreyle sık sık etkileşime girip yıkıp dökebilmesi ve tasarımı hoşuma gitmişti. Sürüş mekanikleri de gayet tatmin ediciydi fakat bütün ekip arabaya o kadar yoğunlaştı ki oyunun içindeki her şeyi arabaya göre tasarlamaya başlamışlardı. Bölüm tasarımlarını bile ona göre yapmışlardı. Puzzleların büyük kısmı araba ile çözülüyordu. Bu kadar da abartmasınlar tabii, aradaki dengeyi iyi tutturmak gerekiyor.

Bu iki oyundan sonra ne oldu?

İki oyunda da şehirde böylesine eğlenerek gezerken Batman Arkham Origins’e geri dönüş yapınca ağzım açık kaldı. Sürekli f atıp koşarak görevden göreve gidiyordum. Ne? Evet, evet! Bir görevi tamamlıyorum, sonra çatıya kanca atıp süzülerek 10 km boyunca tekrarlaya tekrarlaya gitmeye çalışıyorum. Fast Travel da var çok şükür de küçücük harita için loading beklemek bile anlamsız oluyor. Bunun üzerine düşününce de eğer açık dünya koyulacak bir süper kahraman oyunu yapılacaksa mutlaka keyifli bir seyahat yöntemi olmalı kanaatine varmış bulunmaktayım. Batman için Batmobile, Spider-man için ağ atmak ise işte Iron Man için zırhla birlikte keyifli uçma mekanikleri olabilir. Anthem mesela buna güzel bir örnek, üstüne daha da yoğunlaşırlarsa Anthem’dan da daha iyi bir uçma mekaniği bulup eğlenceli bir oyun yapabilirler.

Arkham Knight ve Spider-man’den sonra kimsenin kanca atıp koşmayı kabul edeceğini sanmıyorum. Yeni çıkacak Batman oyununda da mutlaka Batmobile olmalı. Oyunu yapanlar sanırsam Origins’i yapanlarla aynı ekip ama önceki oyundaki Batmobile’i oyundan çıkaracaklarını sanmıyorum.

Büyük Güç Büyük Sorumluluk getirir!

Basit bir film veya çizgi roman oyunu gibi yapmamak için daha fazla şey gerekiyor. Büyüleyici atmosfer, derin bir oynanış ve düşünülmüş kaliteli bir senaryo artık süper kahraman oyunları için yetersiz geliyor. Stüdyoların artık açık dünyayı da güzel tasarlayıp nasıl eğlenerek gezebileceğimizi düşünmeleri gerekiyor. Bu da süper kahraman oyunlarının yapımı daha da zorlaştı demek. Hem maliyet açısından hem de tasarım açısından ekstra bir emek gerektirdiği ortada. Marvel’s Avengers da bu yüzden tam olarak açık dünya değil sanırım. Her karakter için şehri düzgün tasarlamak çok büyük bir zaman ve emek ister.

Bakalım Rocksteady’nin yaptığı yeni süper kahraman oyunu nasıl olacak? Superman, Justice League veya Suicide Squad oyunu çıkartabilirler. Söylentiler hep çıkıyor, genellikle yalanlanıyor. Bakalım gelecekte bizi neler bekleyecek?

Sadece Multiplayer değil, biraz Singleplayer da oynayalım

Multiplayer oyunlarının sonsuz döngüye sahip olması bazılarımız için tehlikeli olabiliyor. Oyun yapımcıları da oyunları tasarlarken bağımlılık yapacak bir sistem oturtmaya odaklandıkları için bu durum daha da korkunç oluyor. Haliyle insanlar kendilerini kaptırıp yıllarca sadece tek bir oyunda hapsoluyorlar.

Kendinizi bir oyuna kitlememeye dikkat ederek; multiplayer oyunları biraz kısıp, singleplayer oyunlara da yer açabilirsiniz. Tamamen bırakın demiyorum, sevdiğiniz oyun türüne göre o oranı kendiniz belirleyebilirsiniz. Mesela benim için bu oran %25 multiplayer, %75 singleplayer. Lise zamanlarında bu oran bir hayli farklıydı, %60 multiplayer, %40 singleplayer civarındaydı. O yıllar npc’lerle savaşmak beni tatmin etmiyordu, insanlarla rekabet etmek daha çok hoşuma gidiyordu. npc’yi öldürmüşüm, öldürememişim ne fark eder gibi düşünüyordum, zaman zaman bir oyunun bana verdiği deneyimi göz ardı ediyordum…

Arkadaşlarımızla oyun oynamak her zaman eğlenceli olmuştur, fakat bir oyunu tekrar tekrar oynamak biraz ölüyü dürtüklemek gibi oluyor. 300-400 saati aşıp, 5000-10000 saat aynı haritada, aynı karakterle, aynı mekaniklerle, aynı atmosferle vakit geçirmek; diğer güzel oyunları kaçırmak anlamına geliyor. Zaten 300-400 saatin ardından o online oyunu da fazlasıyla tüketmiş oluyorsunuz.

Mesela vampir olduğumuzu düşünelim ve bir kurbanın kanını aylarca emdiğimizi hayal edelim. O kurbanın vücudu daha ilk günde kuruduğu halde aylarca kurbanın cesedini emmeye devam etmişsiniz. İşte 5000 saat aynı oyunu oynamak böyle bir şey…

Cesedi dürtüklemek yerine kaçırdığınız güzel evrenlerin içine dalıp kaybolabilirsiniz. Mesela Atreus ve Kratos’un zorlu yolculuğuna yardım etmek ister misiniz? God of war’un yepyeni savaş mekanikleriyle balta fırlatmak ve onu tek tuşla geri çekmek sizi gayet tatmin edecektir. Tek boyutlu bir karakterin derinleşmesine tanık olacak, bir baba ve oğlunun kendilerini keşfetmesine yardım edeceksiniz. Şimdi elbette ki ilgimi çekmedi diyebilirsiniz, mitolojik ögeler hoşunuza gitmeyebilir, o zaman sizi Marvel’s Spider-man’e davet edelim. Popüler olan süper kahraman filmlerinin ardından artık oyun sektörü de süper kahramanlara yönelmeye başladı ve sonunda yüksek bütçeli bir Spider-man oyunu çıktı.

Sadece ağ atma mekaniğinin güzel olması için 3 yıllık bir uğraştan söz ediyoruz. Attığınız ağların gökyüzüne gitmemesi için, ağ ile sallanırken fizik kurallarına uygun bir şekilde sallanmanız ve şehirde ağ ile gezinirken zevk alabilmeniz için bunun üstünde yıllarca uğraşmışlar. Sırf şu ağ atarak gezinmeyi deneyimlemeniz için bile bu oyunu tavsiye edebilirim. Hadi diyelim ki Spider-man de ilginizi çekmedi, daha gerçekçi temaya sahip oyunlar arıyorsunuz. O zaman…

O halde Red Dead Redemption 2 gibi bir başyapıtı kesinlikle kaçırmamalısınız. Müziğimi açıp saatlerce doğada at sürmek bile beni aşırı keyiflendirdiğini söyleyebilirim. Animasyonların kalitesi, yumrukların tokluğu, gunplay’in ağırlığı, ana karakterimiz olan Arthur Morgan’ın iyi yazılmış bir karakter olması, olağanüstü grafik ve atmosferiyle RDR2 sizi şaşırtmayı rahatlıkla başaracak. Oyun, ağır olduğu için ne yazık ki herkese hitap etmiyor. Ayrıca vahşi batı temasına da ilgi duymayabilirsiniz, o halde sizi Spec Ops: The Line’a alalım.

Call of duty Modern Warfare serisi dışında herhangi bir asker temasına sahip oyunun beni etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim. Spec ops: The Line, 2012’den beri listemdeydi ancak sürekli erteliyordum. Uzaktan basit bir shooter gibi görünüyordu. 2016 yılına geldiğimizde ise daha fazla ertelememe kararı aldım ve bir göz atmak istedim. Eski grafiklerine rağmen güçlü atmosferini bana hissettirebilmesi ilk izlenimim için olumluydu. Sürekli ilginç ve tuhaf olayların başımıza gelmesi beni şevklendirip duruyordu. Kendi birliklerimizin bize saldırması merakımı uyandırmayı başarmış ve nedenini öğrenmek için oyunun sonuna kadar gitmiştim ve her şeyi öğrendiğimde ağzımdan çıkan tek kelime “oha” olmuştu. Oynanış olarak hantal olsa da bu etkileyici hikayeyi kaçırmak çok yazık olur.

Size sayabileceğim daha yüzlerce oyun var. The Last of us, Dark Souls, Shadow of mordor, Batmam Arkham Serisi, Quantum Break, Bioshock Infinite, Dishonored ve daha neler neler… Elbette bu saydıklarımın hiçbirinden de zevk almayabilirsiniz, ancak en azından bir kere deneyin. Belki de daha çok seveceksiniz. Bütün gün online bir oyun oynayıp yatağa geçtiğinizde içinizde azcık da olsa eğlendiğiniz zamanı vakit kaybı gibi hissettiyseniz zaten kesinlikle singleplayer’a göz atın. Yatağa geçtiğinizde vay be bu oyunu da bitirdim, bu macerayı sonlandırdım, bakalım şu diğer oyun nasılmış diyerek de uykuya dalabilirsiniz. Farklı evrenlere yolculuk etmek, yeni karakterle tanışmak, yeni hikayeler öğrenmek kafanızı açacaktır, farklı oyun yönetmenlerinin birbirinden farklı vizyonlarını irdelemenin de çok keyifli olduğunu söylemeliyim.

Çocukluğumdan beri beklediğim oyun: Marvel’s Spider-man

Part I: Çocukluğumun Tutkusu

Çocukluğumun en güzel şeylerini saymaya kalksam, Fox kids ve Disney Channel muhtemelen en başta gelir. Disney Channel, biraz daha ortaokul yıllarıma denk gelse de Fox Kids izlerken bir hayli küçüktüm diyebilirim. O yaşlarda Fox kids’i bana bu kadar sevdirten neydi ki? Başlıktan da görebileceğiniz üzere tabii ki Spider-man!

Onlarca düşmanla savaşırken kendini tehlikeli durumlara sokuyor ve o anlarda düşmanıyla dalga geçmesi kendine hayran bıraktırıyordu. Ana karakterimiz Peter Parker’ı sevmemle birlikte maceralarını merak eder olmuştum. Türkçe dublajı da iyi olunca Spider-man The Animated Series en sevdiğim şey haline gelmişti. Nevresim takımları, tişörtler, oyuncaklar derken her şeyim Spider-man olmuştu. Peki bu Spider-man manyağı olan çocuk, video oyunlarıyla tanışırsa ne olur? İlk oynadığı oyun hangisi olur? Bu cevap da sizi şaşırtmayacak. 2000 yılında çıkan Spider-man video oyunu.

Çatılardan aşağıya inmenin imkansız olduğu bu oyun 5 yaşındaki bir çocuğu kolayca etkilemişti. Şehrin aşağısını tasarlamadıkları için, binaların çatısından aşağısını sisle kaplamışlar ve düşersen ölürsün diye bir kural koymuşlar. Sınırlandırılmış küçük bir alanda sıkıcı sıkıcı ağ atsak da 5 yaşındaki ben eğleniyordum.

Part II: Daha fazla Spider-man oyunu

Spider-man 2(PC), Spider-man Friend or Foe ve Ultimate Spider-man derken oyunlara kendimi kaptırmıştım. Severek oynasam da içim buruktu. Hepsi düşük bütçeli orta sınıf oyunlardı. Film oyunlarının yandan yemişi oldukları kesindi. Spider-man sevgimi sömürerek beni kullanıyorlardı, işe de yarıyordu. Çocukken bu bir problem değildi. Ağzım açık bir halde ekrana bakıyordum, salyalarımı akıtarak bir şekilde mutlu oluyordum ama büyük bir sorunumuz vardı, ben büyümeye başlamıştım…

The Amazing Spider-man filminin oyunu da lise zamanlarıma denk geliyordu ki eyvah eyvah! Büyük tehlikenin farkında mısınız? Bir sürü iyi oyun oynamıştım, artık basit bir spider-man oyunu beni mutlu etmeye yetmezdi. Tabii içimdeki çocukla yine koşup aldım. Kısmen severek oynayıp eğlenmiştim de. Kameranın yakın olması, eski oyunlara göre ağ atarken daha eğlenceli olmasını sağlıyordu, kostüm de güzel olunca oyunun eksilerini görmezden geliyordum. Daha sonra ise ikinci oyun çıktı ve sıkıcı bir oyun olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Playstation 2 oyunları gibiydi. Yanlış tarihte çıkmıştı, yaklaşık 5 sene geç çıkmış bir oyundu…

Spider-man oyunlarına kalbim kırılmış bir halde boş duvara bakarak düşünüyordum. Rockstar games, Electronic Arts veya Ubisoft gibi büyük bir stüdyo neden Spider-man oyunu yapmıyordu ki? Neden YÜKSEK BÜTÇELİ bir Spider-man oyunu görmüyorduk? Saçma sapan firmalara bu oyunun lisanslarını satıyorlar, ondan sonra da berbat şeylere bizi maruz bırakıyorlardı. Bu kadar popüler bir markayı şirketler neden istemiyordu?

Part III: Bir yetişkinin içindeki kalbi kırık çocuk

Spider-man oyunlarını geçmişime gömmüş hayatıma devam ediyordum. Marvel sinematik evrenine Spider-man dahil olmuştu ama oyunlardan hala bir ses yoktu. Çıt bile yoktu. Zaten pek bir beklentimin olduğunu da söyleyemeyiz. Hayalimdeki gibi bir oyun olmayacağını çok zor yoldan öğrenmiştim.

Part IV: E3 2016 Oyun Fuarı

Her şeyden habersiz her sene olduğu gibi E3 izlemek için yerimi almıştım. Oyunlar açısından dopdolu bir seneydi ve sıra Sony‘e gelmişti. Yeni bir oyun duyuracaklarını söylediler, insanlar heyecanlandı ve salon büyük bir sessizliğe gömüldü. Fragman başladı, uzaklardan o sisli ve gri binalarla dolu New York‘u gördük. İçimde hiçbir heyecan duymuyordum, bu ne oyunu acaba diyordum. “Watch Dogs tarzı open world bir şey mi yoksa Heavy Rain tarzı inter-aktif film tadında bir şey mi?” dedim. Neyse izlemeye devam ettim. Ekranımızda kocaman bir MARVEL logosu gözüktü. “Bir dakika NE NOLUYOR? derken önümüzdeki binaya Spider-man atladı ve küçük çığlıklar atmaya başladım.

Fragmanı tekrar tekrar izleyip kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ki kısmen başarılı da oldum, çünkü orta sınıf bir Spider-man oyunu olma ihtimali hala vardı. PS4 exclusive olması bana güven aşılasa da Sony’nin yan exclusive oyunları yaptığını daha önce görmüştük. Knack gibi mesela. O yüzden kendimi sakinleştirdim ve hayal kırıklığına uğramamak için oynanış videosu görmeyi beklemek istedim. (Hala çok heyecanlıydım, siz bana inanmayın.)

Olağanüstü bir oynanış videosunun ardından içimden tek geçen şey şuydu: “Playstation 4’ü nasıl elde edecektim?” Evet, PS4 sahibi değildim ki bu büyük bir sorundu. Yayıncılar ve youtuberlar bu oyunu gözüme sokarak tadımı kaçıracaklardı. Hemen konsola kavuşmalıydım. Bir şekilde ailemi ikna ederek PS4 Pro almayı başarmıştım. Ne yapacaktım Spider-man oyununu kaçıracak mıydım?

Part V: Geldi gönlümün efendisi

7 Eylül 2018 tarihine sadece birkaç saat kalmıştı ve oyunu ön-sipariş ettiğimden daha önceden oyunu indirmiştim. Yabancı insanlarla dolu Playstation gruplarında farklı ülkelerden insanlarla saat sayıyorduk. Kimisi için 15 saat varken kimisi için 5 saat vardı. İnsanlar birbirlerini kıskanıp suratını asıyordu. Peki ya ben? Ben mi ne yapıyordum? Tabii ki oyunumu heyecanla bekliyordum ve son 10 saniye kalmıştı. Yılbaşına girer gibi 10’dan geriye saydım ve oyunun kilidi açılır açılmaz girdim. Tüm dünya ile hemen hemen aynı anda oynuyordum. Benim için çok önemli bir an olsa da oyunla ilgilenmek zor olmaya başlamıştı. Canım yanıyordu. Heyecandan karnıma ağrılar girmiş ve nefes alıp vermek benim için zor olmuştu. İlk defa bir oyunu oynarken böyle bir şey yaşadım ve kendimi sakinleştirip oyuna devam ettim. Marvel’s Spider-man’de ilk ağımı attım… “WOAAAH! “SONUNDA İSTEDİĞİM OYUN AAAAA!” gibi şeyler geveliyordum ama daha fazlasını sizlerle paylaşmak biraz utanç verici olabileceğinden bu kısmı biraz atlıyorum.

Part VI: Marvel’s Spider-man

Sinematiklerinin kalitesiyle, ağ atmanın aşırı tatmin edici yanıyla grafiklerinin büyüleyiciliğiyle Spider-man oyunu beni inanılmaz mutlu etmişti. Kendilerine özgün Peter Parker karakterini yaratmaları, kendi Spider-man evrenlerini kurma kararları sayesinde takdirimi de kazanmışlardı. 3 yıl boyunca sadece ağ atmanın daha eğlenceli olması için uğraşmaları ile gönlümü de fethetmişlerdi. Senaryosunun geç açılması, tempo sıkıntıları, bayık yan görevleri olsa da hala yüksek kaliteye sahip bir oyundu.

Death Stranding’deki gibi kendine özgün ekipmanlarına sahip kahramanımızla düşmanlarla savaşmak oyunun asıl eğlenceli kısmıydı. Ekipmanlardaki çeşitlilik gayet yeterliydi. Öyle güzel kombolar yapıyordunuz ki dövüşler zaman zaman görsel bir şölene dönüşüyordu.

Şakalarıyla birlikte eğlenceli bir Peter Parker yaratmışlardı. Spider-cop şakaları yüzümde gülücükler oluşmasına sebep oluyordu. Oyunun başında King pin’e bana çek mi yazıyorsun? diye şakasını yapıp “spiderman değil spider-man” diye adınu düzeltmesi yine suratımda gülücükler açtırmıştı.

Muazzam bir tema müziği yaptıklarını da eklemeliyim. Spider-man’e yakışan bir müzik yapmak hiç kolay bir iş değil fakat sevgili Insomniac Games onu da başarmış.

Insomniac games’e teşekkürlerimi sunuyorum. Hem bir çocuğun hem de bir yetişkinin hayalini yerine getirdiler. Sizi çok seviyorum Insomniac games! Lütfen onlarca Spider-man oyunu yapın, bizi yalnız bırakmayın. Zaten bu kadar kaliteli bir Spiderman’e sahip iken bizi yolda bırakamazsanız. “Ben” amcanın da dediği gibi:

Büyük güç, büyük sorumluluk getirir.