Atmosferik Bir Savaş Deneyimi- Dunkirk

Uçsuz bucaksız deniz, öyle sonsuz duruyor ki sadece bakmakla bile nefesiniz kesiliyor. Kemik tozuyla kaplanmış gibi duran kumsal, denizin ayakucuna bir çarşaf gibi ilişmiş. Zamanın ve her şeyin gerçekliğinin ağırlığı etrafınızı sarmış. Dunkirk, atmosfer olarak öyle güçlü bir film ki, bir hapishaneye dönüşmüş sahilin, bu hapishanenin gardiyanı olan denizin, güneşi ardına saklayan kasvetli bulutların filmden çıkıp boğazınızı sıkmaya çalıştığını hissediyorsunuz. Sürekli gerginlik yaratıp sizi izlerken yerinizde kıvrandıran fakat buna rağmen de dinginliğini koruyan bir film. Saat işliyor, her şey duruyor fakat saat işlemeye devam ediyor. Filmde sürekli belli belirsiz, nazikçe işleyen saat tik taklarının kullanılması, seyircide akrep ve yelkovanın zamanı dövdüğü gibi güçlü hisler uyandırıyor.

Kör edici, bembeyaz, ölü gibi solgun renk paletlerinin üzerine işlenen bu psikolojik gerilim filmi, bembeyaz bir elbisenin üzerine dökülen şarap gibi hissettiriyor. Tamamen zıt fakat çok görkemli.

Nolan, savaş temasını ellerinde tuttuğu bir madalyon gibi evirip çeviriyor. Yine de dikkat çekmek istediği nokta çok farklı; savaşın görsel ve işitsel tarafı. Seyircisinin ellerini tutuyor ve kumsalın ürkek kumlarına dokundurup ”burası kumsal” diyor size. Havadaki kan ve terle dışarı atılan korkuyu koklamanızı istiyor. Olan biten her şeyi duymanızı ve içinizden akıp gitmesine izin vermenizi istiyor. Filmi, yönetmenin yapmak istediklerine ayak uydurduğunuzda çok daha başarılı buluyorsunuz.

Yine de filmin çıkış yaptığı dönemde iyi veya kötü bir film olduğuna dair sürekli taraftan tarafa çekiştirilip durmasını, insanların bu konuda ikiye bölünmesini de anlayabiliyorum. Nolan gibi bir yönetmenin her kitle tarafından çok sevilip benimsenmesi çok fazla çeşitli beklentinin yaratılmasına sebep oluyor.

Filmi duyularınızı kapatıp izlediğiniz anda Nolan’ın diğer filmlerine veya herhangi bir filme göre sade bulmak işten bile değil. Fakat tüm duyularınızı açıp izlediğinizde film, oldukça görkemli bir gösteri, senaryosuz ve diyalogsuz bir sinema pandomimi, oyuncuların üzerlerinden akıp giden bir tiyatro gibi. Tüm görkemini aldığı yanı ise esasında sadeliğinden, efekt kullanmazsızın en doğal haliyle savaşı çırılçıplak sunmasının altında yatıyor.

Nolan’ın en iyi filmi olmasa bile teknik anlamda çok başarılı bir film Dunkirk. Sessiz, kansız, düşmansız, çığlıksız bir savaş filmi. Bir savaş filminde olmasını beklediğiniz hiçbir şeye yer vermemiş bu sebeple de yeni bir anlayış kazanmış bir film. Geri dönüp tekrar izleyeceğiniz bir film değil, yine de üzerine düşündüğünüzde aynı duygusal yoğunlukları size hissettirebilecek denli güçlü.

Bir Cevap Yazın