Kitap yakmak bir zevkti: Fahrenheit 451

Distopyalar her zaman ilgi çekici olmuştur, bizim dünyadan farklı bir dünya olduğunu hayal etmek, adeta bir paralel evren hissiyatı yaratıyor. Belki de bu yüzden ilgi çekicidirler. Fakat günümüz dünyasından farklı olan yanlarının altı iyi doldurulmazsa uyduruk da gözükebilir. Mesela itfaiyecilerin yangın söndürmek yerine yangın başlattığı bir evren hayal edelim. Eminim ki çoğunuzun ilgisini çekmiştir. Peki neden yangın çıkartıyorlar? Fahrenheit 451, sadece bu soruya değil, bu evrenle ilgili aklınıza gelebilecek bütün sorulara tokat gibi cevap veriyor…

“Yazılmış en iyi bilim-kurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kabuslar görmeme sebep olmuştu.” -Margaret Atwood

Kitabın sadece ilk kısımlarından spoiler bulunmaktadır. Guy Montag, işini seven bir itfaiyeciydi. Uzaktan bakıldığında ilk izlenim için bir ana karaktere göre fazla sıkıcı ve normal biri gibi durduğunu söylemeliyim. Neyse, biz konumuza dönelim. Montag, günümüzün dünyasında değil, karanlık bir gelecekte yaşıyor. Evimizdeki duvarların televizyona dönüştüğü, kitap okumanın yasak olduğu bir evrende yaşıyor. Bu evrende yürüyüşe çıktığımızda totaliter, baskıcı bir rejimin hayal etmeyi ve öğrenmeyi nasıl engellediğine tanık oluyoruz. Kitabın yazarı Ray Bradbury, sanki bizi uyarmaya çalışıyor. Kitaplara gereken değeri vermezsek dünyanın nasıl bir hale dönüşebileceğini gösteriyor…

Kitaplar, aptal olduğumuzu bize hatırlatmak için var.

Geleceğin dünyasında kitap okumanın, uyuşturucu madde kullanmak gibi yasa-dışı olması aşırı ilgi çekici değil mi? Kitabı okurken hep bunu düşündüm. Sanki vücudumuza zarar verici bir madde alıyormuşuz ve kitaplar da bu yüzden yasaklamış gibi geldi. Evet, baskıcı rejim için bilgi ve hayal gücü zararlı bir maddeydi.

Geçmişe baktığımızda öğrenmenin yasak olduğu dönemler olduğunu elbette biliyorum ama bunları çoktan aştık. Bilgiyi paylaşmaya ve kısıtlama getirmemeye karar verdik, buna rağmen gelecekte bir takım olaylar sonucu kitap okumak yasaklanmış. Peki neden?

Fahrenheit 451’de teknolojinin gelişmesiyle birlikte evlerimizin duvarları televizyona dönüştü, böylece insanların kitaplara olan ilgisi azaldı. Azalan ilgiyi arttırmak adına kitaplar kendini kısaltmaya başladı. Bütün kitaplar özet haline geldi, buna rağmen kitaplar hala okunmuyordu. Kitaplar iyice yok olmaya başlamıştı. Özetin özetine dönüşen kitaplar artık iyice kısalmıştı, fakat hala kimse okumuyordu. İnsanların kendi istekleriyle okumayı bırakmasını fırsat gören baskıcı rejim hemen olaya el attı. İtfaiyecilere tüm kitapları YAKIN dedi. Buraya kadar tamam da itfaiyeciler neden söndürmeyi bıraktı? Merak etmeyin, oraya şimdi geliyorum. Teknolojinin gelişmesi sadece televizyonları değil, güvenlik önlemlerini de geliştirdi. Evler, ateşe dayanıklı inşa edildiği için evlerde yangın çıkmaz oldu. Böylece itfaiyecilere yeni bir iş verilmesi gerekiyordu. Yasa-dışı olan üretimlerin en tehlikelisini yakmak gibi: Yani kitapları

Size bunları anlatmamın sebebi: Ray Bradbury’nin ne kadar güzel bir evren yarattığını kendi gözlerinizle görmenizi istememdi. Okurken aldığım cevaplar karşısında o kadar afalladım ki kitabı sizler için nasıl yorumlayacağımı bilemez oldum. Fahrenheit 451, olay örgüsünün akıcılığıyla hikayenin orta kısımlarında tempo olarak doruk noktasına ulaşıyor. O kısımları okurken kitap nasıl hikayeyi yetiştirecek diye endişelendim. Çünkü hikaye o kadar heyecanlı ilerliyordu ki 400-500 sayfalık bir romana dönüşmekte pek zorlanmazdı. Doyumsuzluk etmeyelim, bu haliyle de farklı bir bakış açısına sahip olduğunu ve okurken beni fazlasıyla tatmin ettiğini söylemeliyim.

Bu mekanik tazılar sürekli başımızın belası oldu. Her ortaya çıktıklarında kendimi gerilmekten alıkoyamadım. Neyse biz Guy Montag’a geri dönelim. Montag için size sıkıcı ve normal bir karakter demiştim, aslında her zaman öyle değil. Yani ne zamana kadar? Yeni komşusu olan 17 yaşındaki Clarisse’le tanışmasına kadar. Çünkü Montag, diğer insanlar gibi gökyüzüne bakmıyor. Sadece işini yapıyor, evine geliyor ve dinleniyor, sonra tekrar işini yapıyor. Kendisine en önemli soruyu asla sormuyor. Komşusu Clarisse ise o soruyu hiç gecikmeden soruyor, hatta öyle bir soruyor ki Montag’ın tüm hayatı değişiyor. Sorduğu soru: “Montag mutlu musun?”

Montag, mutlu olup olmadığını düşünürken başına bir sürü şey geldi, ancak en önemlisi bir itfaiye görevinde yaşandı. Bir ihbar üzerine bir kadının evine girdiler. Ev kitaplarla doluydu, her yeri yakmak için hazırladılar fakat ev sahibi kadın dışarı çıkmak istemediğini diretti. Daha sonra ölme pahasına da olsa evin içinde kaldı. “İnsanların, uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde neler var?” diye düşünmesi üzerine kitabımız temposunu yükseltti. Sonlara doğru temposunun yavaşlamasından birazcık hoşlanmasam da genel olarak anlatım dili sayesinde sürükleyici bir kitaptı.

“Kitaplar için yazılmış bir aşk mektubu.” -Neil Gaiman

Fahrenheit 451, gerçekten de kitaplar için yazılmış bir aşk mektubu. Kitabı okurken yazarın kitap sevgisini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Eğer kitapları seviyor ve onlara değer veriyorsanız kesinlikle okumalısınız. Distopyalardan hoşlanıyorsanız zaten kaçırdığınızı düşünmüyorum, sonuçta bilim-kurgu klasiklerinden biri.

Kitap kağıdının tutuşma derecesini yani 451 Fahrenheit’ı ters yazıp Fahrenheit 451 adını alan bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Guy Montag ile birlikte bu karanlık evrende ışığa doğru koşmaktan büyük keyif alacağınızı düşünüyoruz. Kitapları sevmekten ve onlara sahip çıkmaktan asla vazgeçmeyin…

Bir Cevap Yazın