2020 Steam Sonbahar İndirim Tavsiyeleri

Steam Sonbahar İndirimleri 25 Kasım  saat 21:00 itibariyle başladı. İndirimleri inceledim ve bu indirim döneminde alınabilecek toplamda 35 adet oyun tavsiyemi sizler için listeledim. Listeme geçmeden önce, 22 Aralık 2020 tarihinde gerçekleşecek olan Steam Kış İndirimleri‘ni hatırlatarak bütçenizin tamamını harcamamanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca, bazı oyunlar için 26 Kasım akşamı 19:00’da başlayacak olan Epic Games Store indirimlerini beklemeniz de yararlı olabilir. Mevcut indirim oranlarına ilk kez sahip olmuş olan oyunları yıldız (*) ile işaretledim (ücretsiz dağıtımlar dahil değildir). Artık listemize geçebiliriz!

Death Stranding* (199,50₺)

Alışılmadık tarzıyla dikkat çeken, Hideo Kojima imzalı aksiyon oyunu Death Stranding, birçok oyuncu tarafından fiyatları takip edilen bir oyun. %50 indirimle 199,50 TL‘lik fiyatı, oyunun bugüne kadar gördüğü en düşük fiyat. Steam Kış İndirimleri‘nde daha büyük bir indirim görmesini beklemediğim Death Stranding‘i oynamak isteyenler bu indirim döneminde değerlendirebilirler.

Borderlands 3* (101,97₺)

Kendine has mizahı ve tarzıyla geniş kitlelere ulaşmış, başarılı aksiyon serisinin son oyunu Borderlands 3, %67 oranında indirim alarak 101,97 TL’lik bir fiyata sahip oldu. Looter-shooter türündeki aksiyon-fps oyunu, rol yapma öğeleri de içermekte.

Resident Evil 2 (71,60₺)

Capcom‘un efsane hayatta kalma-korku oyunu serisi Resident Evil‘ın 1998 yapımı ikinci oyununun remake versiyonu olan Resident Evil 2, serinin hayranları tarafından çok sevildi ve oldukça olumlu eleştiriler aldı. Cadılar Bayramı İndirimleri‘ndeki ile aynı oranda bir indirim (%60) alan Resident Evil 2‘yi en azından istek listenize almanızı mutlaka tavsiye ediyorum.

Doom Eternal* (65,67₺)

2016 yılında çıkan Doom oyununun devamı olan Doom Eternal için 2020 yılının en iyi aksiyon-fps oyunu desek abartmış olmayız. Yayıncılığını Bethesda Softworks‘ün yaptığı Doom Eternal, %67 indirimle 65,67 TL‘lik bir fiyata sahip. Oyunu bir an önce deneyimlemek isteyen oyuncular için oldukça güzel bir indirim olsa da acelesi olmayan oyuncular Bethesda oyunlarının Xbox Game Pass for PC‘ye gelmesini bekleyebilirler.

F1 2020* (46₺)

Geliştiriciliğini ve yayıncılığını Codemasters‘ın yaptığı F1 2020, sporun takipçileri tarafından oldukça olumlu yorumlar aldı. Bu indirim döneminde %50‘lik bir oranla en yüksek indirimini görmüş olan F1 2020 sevenleri tarafından değerlendirilebilecek bir oyun.

Satisfactory (40₺)

Coffee Stain Studios tarafından geliştirilen ve yayınlanan Satisfactory, simülasyon-sandbox türünün en başarılı örneklerinden. 8 Haziran 2020 tarihinde çıkmış olan oyunu ‘‘3 boyutlu Factorio” olarak özetlesek yanlış bir tanımlama yapmış olmayız. Eğer şehir kurma oyunlarından ve sistem inşa etmekten keyif alıyorsanız, arkadaşlarınızla kafa yorarak yaşayan ve çalışan bir fabrika yaratabilirsiniz! Steam’de %96 oranında pozitif incelemeye sahip olan Satisfactory‘e mutlaka göz atmalısınız.

Hades (32₺)

Sırada yılın en iddialı ve kaliteli oyunlarından biri olan Hades var. Bastion ve Transistor gibi adından söz ettirmiş bağımsız yapımlarda imzası olan Supergiant Games, Hades ile aksiyon-roguelite türüne yeni bir boyut kazandırdı. Estetik görselleri, akıcı oynanışı, Yunan Mitolojisi’ni, rol yapma öğelerini ve rogue-lite mekaniklerini tek bir potada eriten Hades, The Games Awards tarafından başta Game Of The Year olmak üzere 7 dalda ödüle aday gösterildi. %20 indirimle 32TL‘lik fiyatı bu oyun için kesinlikle ucuz kalıyor. Türe yabancıysanız bile bu oyunu deneyimlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hades için yayınladığımız inceleme yazısına da buradan ulaşabilirsiniz.

Divinity: Original Sin II – Definitive Edition (30₺)

Rpg oyuncusu olup da Divinity serisini duymayan yoktur. Baldur’s Gate‘in yapımcısı Larian Studios‘un seriye yaptığı son oyun olan Divinity: Original Sin II, rpg oyuncuları tarafından oldukça başarılı bulundu. Öyle ki Steam’de %96 oranında pozitif incelemeye sahip. %60 indirimle 30 TL‘lik fiyatı, değerlendirmek isteyenler için oldukça makul bir fiyat.

Green Hell (30₺)

Green Hell Amazon yağmur ormanlarında geçen, ufak bir hikayeye sahip, gerçekçi bir hayatta kalma oyunu. %25 indirimle 30 TL‘lik fiyata sahip. Çok büyük bir indirime sahip olmasa bile, hayatta kalma oyunlarını seven oyuncuların göz atmalarını tavsiye ettiğim bir oyun.

Wolfenstein II: The New Colossus* (26,80₺)

Wolfenstein serisi aksiyon-fps türünün en eski ve köklü serilerinden biri. Kendine bir kitle oluşturmayı başarmış serinin bu oyununda BJ Blazkowicz‘in maceraları kaldığı yerden devam ediyor. Aksiyon-fps türü, bilim kurgu öğeleri ile harmanlanmış tarihsel kurgu ve bol bol Nazi öldürme fikri sizi cezbediyorsa ve bu oyunu hala oynamadıysanız, çok şey kaçırmışsınız demektir. Fakat hiçbir şey için geç değil, çünkü Wolfenstein II: The New Colossus, %80 indirimle sadece 26,80 TL. Bundan bir önceki oyun olan Wolfenstein: The New Order ve onun genişleme paketi olan Wolfenstein: The Old Blood‘u içeren Wolfenstein: The Two Pack‘e de sadece 20,10 TL‘ye sahip olabilirsiniz.

The Evil Within 2* (26,80₺)

Bethesda tarafından yapılan, Shinji Mikami imzalı Evil Within serisinin ikinci ve son oyunu olan Evil Within 2, oldukça kaliteli bir aksiyon-psikolojik gerilim oyunu. Hayatta kalma dürtüsünü oyuncuya yoğun bir biçimde hissettiren ve kuvvetli atmosferiyle oyuncuyu içine çekmeyi kolayca başaran The Evil Within 2 sonunda güzel bir indirim aldı ve bu indirim döneminin en önemli oyunlarından biri oldu. %80’lik indirimle 26,80 TL‘lik fiyatını değerlendirmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Ori and the Will of the Wisps* (25₺)

Moon Studios tarafından geliştirilen Ori and the Will of the Wisps, adından çok söz ettirmiş bir sanat eseri. Muazzam görselleri ve müzikleri, sıcak bir hikaye anlatımı ve keyifli oynanışla birleştiren bu macera-platform türündeki oyuna %50 oranında bir indirimle 25 TL‘ye sahip olabilirsiniz. Bir önceki oyun olan Ori and the Blind Forest: Definitive Edition da 7,81 TL‘ye düşmüş durumda. Her iki oyunun da Xbox Game Pass for PC kütüphanesinde mevcut olduklarının altını çizeyim.

Blacksad: Under the Skin (24,40₺)

Oyunumuz İspanyol bir çizgi roman serisi olan Blacksad‘in uyarlaması. 1950ler New York’unda bir dedektif olan John Blacksad karakterini canlandırıyoruz ve çözmemiz gereken bir vaka var. Oyunda yaptığımız diyalog seçimleri gidişata etki ediyor. Müzikleri ise harika. Film noir tarzı yapımları seviyorsanız bu oyuna göz atmalısınız.

Dishonored 2* (22,99₺)

Bethesda‘nın birçok ödüle sahip, aksiyon-gizlilik türündeki oyunu Dishonored 2 de bu indirimin önemli oyunlarından oldu. Gizlilik denince akla ilk gelen oyunlardan biri olan Dishonored 2‘de karakterimizi birincil kişi bakış açısıyla oynuyoruz. Gizlilik hissini çok başarılı bir şekilde vermesi ve kaliteli mekanikleri bir yana, oyunumuz şehir mimarisi ve tasarımı konusunda oyun dünyasındaki en başarılı örneklerden. %80’lik indirimle 22,99 TL‘den satılan Dishonored 2 bu fiyata oynayabileceğiniz en iyi oyunlardan biri. Oyunun yer aldığı Arkane 20th Anniversary Bundle‘ı da ayrıca tavsiye ediyorum.

Dying Light (20,39₺)

Resmi Türkçe dil desteğine sahip Dying Light, hayatta kalma-korku türünün güzel örneklerinden. Zombi temalı klasik gerilim oyunlarına ek olarak iyi tasarlanmış parkurlara ve akıcı mekaniklere sahip olan Dying Light, uzun saatler boyunca oynayabileceğiniz bir oyun. %66 indirimle 20,39 TL‘ye sahip olabilirsiniz.

Slay The Spire (20₺)

Oyunumuz deck building elementleri ile rogue-like mekaniklerini harmanlayan, türünün öncü oyunlarından. Başından kalkmadan saatler boyunca oynanabilecek, tekrar tekrar oynamaktan sıkılmayacağınız Slay The Spire‘a kart oyunlarını sevmeseniz bile bir şans vermenizi öneriyorum. %50’lik indirimle 20 TL‘lik fiyatı, oyun süresini göz önünde bulundurduğunuzda oldukça ucuz bir fiyat. Oyunun Game Pass for PC‘de mevcut olduğunu da ayrıca belirteyim.

Oxygen Not Included* (19,50₺)

Mikro yönetim oyunları arasında ilk akla gelen oyunlardan biri olan Oxygen Not Included‘ın herkese göre olmadığını belirtmekte fayda var. Klei Entertainment tarafından geliştirildi. Üs kurma temalı ve kaynak yönetimi içerikli oyunları seven oyuncular bu oyuna saatlerini cömertçe vereceklerdir.  %50 oranında bir indirim alan oyunun fiyatı 19,50 TL.

Frostpunk (17 TL)

Frostpunk‘ı tek cümlede özetlemem gerekse, şehir yönetme ve hayatta kalma oyunlarına yepyeni bir bakış derdim. Harika bir atmosfer eşliğinde, toplumsal olarak alınması gereken kararlar oyuncuyu ciddi derecede ikilemlerde bırakıyorlar. Strateji oyunlarını, şehir ve toplum inşa etmeyi seviyorsanız Frostpunk alabileceğiniz en iyi oyunlardan biri. %66’lık indirimiyle 17 TL, türü sevenlerin gözleri kapalı şekilde verebilecekleri bir ücret. Oyunun resmi Türkçe dil desteği olduğunu da ekleyeyim.

CHANGE: A Homeless Survival Experience (16,25₺)

İsminden de anlaşılacağı üzere, bu oyunda sokakta yaşayan bir insanı oynuyoruz ve hayatta kalmaya, iş bulmaya ve bir ev almaya çalışıyoruz. Fakat bu oyun basit bir homeless survival simülatöründen çok daha fazlası. Sokakta yaşayan insanların hayatlarını ve neler yaşadıklarını, klavye başındaki oyuncuya beklenmeyecek kadar başarılı bir şekilde hissettiriyor. Anlatmaya çalıştığı hikayeyi çok iyi bir şekilde anlatan ve yapılan seçimlerde oyuncuya empati kurduran bu oyun, sosyal farkındalık yaratmayı başarıyor. %15 çok büyük bir indirim oranı olmasa da 16,25 TL‘lik fiyat ilgilenen oyuncular için değerlendirilebilir bir fiyat.

Katana Zero* (15₺)

Devolver Digital tarafından yayınlanan Katana Zero son zamanların en iyi indie oyunlarından biri. Soru işaretleri oluşturarak ilerleyen hikayesiyle, hızlı ve akıcı oynanışıyla, müzikleriyle, piksel grafikleriyle Katana Zero oynayabileceğiniz en iyi aksiyon-platform oyunlarından biri. Oyun süresinin kısa (4-5 saat) olduğunu belirtmekte fayda var. Ayrıca bu oyun da Game Pass for PC kütüphanesinde yer almakta.

Vanquish (15₺)

Yayıncılığını SEGA‘nın yaptığı Vanquish hızlı ve akıcı oynanışa sahip, bilim kurgu temalı bir aksiyon-tps oyunu. Hikaye ve diyalog yönü zayıf olsa da, oynanışı oyuncuyu içine çekmekte çok başarılı. %75 indirimle 15 TL fiyatına sahip olan Vanquish bu ücreti hak eden bir oyun. İlgilenenler Vanquish + Bayonetta Bundle‘ı da değerlendirebilirler.

Metal Gear Solid V: The Phantom Pain (13,75₺)

Hideo Kojima‘nın yarattığı efsane Metal Gear serisinin beşinci ana oyunu olan Metal Gear Solid V: The Phantom Pain, %75’lik indirimle 13,75 TL‘ye sahip olabileceğiniz, kaliteli bir aksiyon oyunu. Açık dünyaya sahip olsa da bunun kapsamlı ve geniş olduğunu söylemek zor. 3,10 TL‘lik fiyatıyla Metal Gear V: Ground Zeroes oyununu da ayrıca öneriyorum.

Hollow Knight (12₺)

Souls-like öğelere sahip iki boyutlu bir metroidvania-platform oyunu olan Hollow Knight, Dark Souls I‘den oldukça etkilenmiş bir oyun.  Güzel bir atmosfere sahip olan oyunun en güçlü tarafları ise iyi tasarlanmış mekanları, platformları ve boss savaşı mekanikleri. %50 indirim ile 12 TL‘ye alınabilecek en iyi oyunlardan biri.

Salt and Sanctuary (6,75₺)

Souls-like türünün çok başarılı bir örneği olan bu oyun karanlık atmosferi ile ön plana çıkıyor. Ucuz ve iki boyutlu Dark Souls fikri ilgi çekici geliyorsa bu oyuna bir şans vermenizi öneririm. Salt and Sanctuary, %75 indirimle 6,75 TL.

Transistor (4,80₺)

Supergiant Games‘in bilim kurgu temalı bağımsız aksiyon oyunu Transistor özgün bir hikayeye; muhteşem müziklere, görsellere ve atmosfere sahip. Sanat yönetimi ve seslendirme konularında neredeyse kusursuz. Tüm bunların yanına keyifli bir oynanışı da ekleyince, bu oyunu alıp oynamamak için hiçbir sebep kalmıyor. %75 oranında bir indirimle 4,80 TL‘lik bir fiyata sahip. Aynı yapımcıya ait Bastion da 3,75 TL‘lik bir fiyata satılıyor ki o da ayrıca tavsiyedir.

Finding Paradise (4,50₺)

Freebird Games imzalı, To the Moon‘un devamı niteliğinde olan Finding Paradise için çok da fazla tanımlama yapmaya gerek yok. To the Moon‘u sevdiyseniz bunu da muhtemelen beğeneceksiniz. Finding Paradise, To the Moon‘a kıyasla daha fazla oyun mekaniğine sahip. Bu sıcak ve etkileyici hikayeyi, To the Moon‘u oynamış herkese öneriyorum. Finding Paradise, %75 indirimle 4,50TL.

Koleksiyon Paketleri

Bioshock: The Collection (19,80₺)

2K Games imzalı Bioshock serisi güçlü hikaye ve felsefi altyapıya sahip, aksiyon-fps türünde, köklü bir seri. Rapture isimli bir su altı şehrini ve buradaki olayları merkezine alan bu benzersiz evreni kesinlikle denemelisiniz. %80 indirimle 19,80 TL‘lik fiyat serinin üç oyununu da kapsıyor ve size bu evreni deneyimlemeniz için çok makul bir fırsat sunuyor.

Trine: Ultimate Collection (16,80₺)

Bulmaca, aksiyon ve platform kelimeleri tercih alanınıza giriyorlarsa bu seriyi beğenmemeniz pek olası değil. Karşınıza çıkan engelleri bir hırsız, bir büyücü ve bir şövalyeyi yöneterek aştığınız; birlikte oynamanın da oldukça keyifli olduğu bu 4 oyun %80’lik bir indirimle toplamda 16,80 TL‘ye alınabiliyor.

Hotline Miami Collection (7,87₺)

Devolver Digital tarafından yayınlanmış Hotline Miami piksel grafiklere sahip, eşsiz bir seri. Hızlı ve keyifli oynanışı, oyuncuyu saran atmosferi,  komplike hikayesi ve oldukça başarılı hikaye anlatımı, temasına harika bir biçimde uyan müzikleri… Kısacası, bu oyun yapmaya çalıştığı her şeyi çok iyi yapıyor. Başta outrun, futuresynth ve synthwave temalarını sevenler olmak üzere bu oyunu tüm oyunculara öneriyorum. Oyunda şiddet öğelerinin çok yoğun olduğunu belirtmekte fayda var. Hotline Miami serisinin iki oyununa, %81’lik bir indirimle toplamda sadece 7,87 TL ödeyerek sahip olabilirsiniz.

Konular ve Ötesine: Neler oynadım, Nasıl gidiyor?

Evde kalıp kendimizi dört duvar kalelerimize kapattığımızdan beri elimde beklettiğim ve yeni aldığım pek çok oyuna göz atmak için fazlaca fırsatım oldu. Kimi zaman yarıda bıraktığım, aynı anda pek çok oyunu doyumsuzca oynamaya çalıştığım, o oyundan bu oyuna atladığım oldukça hareketli (dürüst olalım, fazlasıyla hareketsiz) bir sürece girdim. Tabi ki fazlaca boş vaktin ve bunca oyunun karışımından ortaya yeni bir şey çıktı; video oyunları hakkında derin derin düşünmek…

İlk olarak tabi ki benden bir avuç dolusu zaman isteyen ve dünyasıyla beni boğma potansiyeline sahip bir oyuna elimi attım;

Assassin’s Creed Odyssey

ac-odyssey

Tabi ki bir hevesle ben bunu oynarım he dediğim her oyun gibi, AC Odyssey’de de hevesim çok hızlı bir şekilde sınırına ulaştı. Oyuna dalıp oyunun enginliği içerisinde birkaç saat kulaç atmamın ardından bir duvara tosladığımı hissettim nihayetinde. Başta sınırsızlığı ile gözlerimi kamaştırıp beni büyüleyen oyun genişledikçe gözümü korkutmaya, ben nasıl bir şeye bulaştım dememe sebep oldu.

Kassandra ile oradan oraya koşturup tonla şey yapıyorum ama oyun o kadar büyük ve kalabalık ki hiçbir ilerleme kaydedemiyor gibi hissediyorum. Sanki bu koskoca dünyada ufacık bir salyangozdan bir farkım yok. Eh, tabi bunu da oyunun bir çeşit başarısı olarak değerlendirebiliriz.

Tabi ki bu incelemenin yeri burası değil ve oyunda biraz daha ilerleme kaydetmeden inceleme yapmak da doğru olmaz. Bana şans dileyin.

Death Stranding’i bitirdim… Nihayet…

Bir zamanlar Death Stranding diye bir oyun vardı… Ve bitmiyordu… Bitmiyordu…

ds

Bir de bu oyun için aylarca bir hype yumağı gibi gezdim, çocuklarımın rızkını yatırıp binbir güçlükle ön siparişle aldım ve yeni bitirdim daha… İnanabiliyor musunuz? Fazla hype kesinlikle zarardan başka bir şey getirmiyor, ben ettim siz etmeyin dikkat edin.

Karantinada çok fazla boş vakitle ortada kalmasam kim bilir daha ne kadar sürünecekti ama nihayetinde finali gördüm ve inanılmaz vurucu bir deneyim olduğunu söylemeyi çok isterdim. Elbette vurucuydu ama spoiler vermeden değerlendirmem gerekirse, sancılı bir süreçti.

Başka ne oynadım?

Başka ne mi yaptım, oynamadığım tonla oyunla dolu kütüphanemde gidip Half Life 2 oynadım. Biliyorum…

half-life-3-mu-geliyor-shiftdelete

Ah ne güzel oyun… Karantina sürecinde oynadığım şeyler arasında en çok kendimi kaptırdığım ve en eğlendiğim deneyim Half Life 2 oynamaktı. Kesinlikle pişman değilim. Bu kadar basitlikle bu kadar şeyi sen nasıl işleyebilirsin ya, bu kadar basit mekaniklerle bu kadar fazla mekaniği nasıl oturtabilirsin, vay sen nasıl diye diye oynayıp bitirdim.

Ne yapmak nereye varmak istemekteyim?

Bütün bu oyunlar tek bir ortak süzgeçten geçip zihnimde şu soruları oluşturdu; iyi bir oyun nasıl olur? Bir oyundan aldığım deneyim tamamen oyuna mı bağlıdır? Ben ne oynamak istiyorum?

Death Strandig’in ”kendi hikayeni yarat” yönü çok daha ağır basarken AC: Odyssey önüme kocaman bir dünya sunup bir rol yapmanın ritmine ayak uydurmamı bekliyordu. Half Life ise olabilecek en hafif ve doğal bir şekilde beni bir hikayenin içinde sürüklüyordu. Saf hikayeli oyunlar daha iyidir veya hikayemi kendim ortaya çıkarttığımda oyunlar daha eğlenceli demek yanlış olurdu. Farklı insanlara farklı oyun türleri daha çok hitap eder ve en iyi deneyimi kendinizi, nelerden hoşlandığınızı bilerek yaptığınızda alırsınız.

Death Stranding bana sadece koşma ve kargo taşıma oyunu gibi geliyorsa, kendim bir macera yaratma konusunda kısırımdır belki de. Half Life bana daha eğlenceli geliyorsa, belki de oyunun beni fazla düşünmeme izin vermeden yönlendirmesini tercih ediyorumdur. Oyunlar artık senaryoya ihtiyaç duyar mı gibi bir sorunun cevabı da her türden insanın her türden oyuna ihtiyacı vardır olmalıdır. En azından ben böyle düşünüyorum.

Bunun ardından AC: Odyssey veya Death Stranding’den neden Half Life’a göre daha az keyif aldığımı düşündüm. Vardığım sonuçta hepimiz dert ortağıyız diye düşünüyorum.

Oyunlar yılan hikayesi gibi

Oyunların cüzdanlarımızı epey bir sarstığı bu dönemde 10 saatlik bir oyuna para bayılmaya elim gitmiyor. Çok uzun oyunlarda da bitmediğinden şikayet ediyorum. Son zamanlarda da oyunlar sunduğu kalite farketmeksizin, benden çok fazla zaman talep ediyorlar.

preview-65-1-960x540
AC: Odyssey haritasının MİNİCİK bir kısmı… Bakarken bile ruhum daralıyor…

Sonuç olarak bu kadar düşünmenin sonunda pek bir yere varabildiğim söylenemez. Hala ne istediğimi, sıraya hangi oyunu koyacağımı, AC: Odyssey’in bitmek bilmez dünyasında sürgün hayatıma devam etmenin mantıklı olup olmadığını bilmiyorum.

Bir Distopya Olarak Death Stranding Belki O Kadar Uzak Değildir

Coronavirüs aşağı doğru hızla yuvarlanan bir çığ gibi büyümeye ve boyut kazanmaya başladıkça tekrar geri dönüp Death Stranding’i düşünmek, o senaryonun aslında ensemde nefesini hissedeceğim kadar yakınımızda olabileceğini farketmeme sebep oldu. İnsanlığı tehdit eden bu virüs gerçekten de daha fazla insanı bünyesine katan bir çığ gibi ve nerede duracağını öngörmek imkansız. Bize yardım etmeye çalışanlar yine insanlar ve bu kadar büyük bir ivmeyle aşağı doğru çağlayan bir çığın önünde dikilmek, onu aciz ellerle durdurmaya çalışmak elbette oldukça zor. Bu yüzden yapılacak en önemli ve öncelikli şey bu çığın yolundan çekilmek. Önlem alarak bu öfkeli yığının daha fazla büyüyüp güçlenmesine engel olmak. İzole olmak.

Death Stranding’e tamamen hikayesinden, oynanış mekaniğinden ve diğer her şeyinden arınmış, tamamen çıplak bir şekilde bakmak istiyorum. Tüm bu kabukları oyunun üzerinden ayıkladığımda geriye kocaman bir boşluk kalıyor. Evet, Death Stranding’in evreni her şeyden çok uçsuz bucaksız, ufku görünmeyen bir boşluktan oluşuyor, çünkü insanlar korkuyorlar. Gerçekten Death Stranding tamamen durmuş bir dünya, her şey sabit, hareket eden tek şey taşıma işini üstlenmiş olan sizsiniz. Bu evrende yaprak bile kıpırdamıyor, istediğiniz yerine gidin, sizden başka tek bir canlı yok, sanki bu dünya nefes almıyor. Sizin de dışarıda olabilmenizin bir sebebi var, taşımak, insanlara bir şeyler ulaştırmak. Bunlar ister erzak, ister tıbbi malzeme, ister makine parçaları olsun.

Peki bu insanlar neredeler? Sığınaktalar elbette. Korkuyorlar, gittikçe çürümeye devam eden, tehditlerle dolu bu evrende dışarı çıkmak güvenli değil. Onlar da yapabilecekleri en uygun şeyi yapıp, saklanıyorlar, izole oluyorlar. Yine de saklandıkları yerde ihtiyaç duydukları malzemeler oluyor ve bunları temin etmek de size düşüyor. Sam Porter Bridges, birbirinden kopmak, yaşadıkları hayatlarından kopmak, dünyalarını çürümeye terk etmek zorunda kalmış bu insanlar arasında köprü oluşturuyor. Aslında üzerine örtündüğü tüm perdeleri kaldırdığınızda da Death Stranding bir oyun olarak sadece bundan oluşuyor ve bu mantığın çevresinde kuruluyor. Çıkış yaptığında kargo simülasyonu diye itham edilen ve kendisine karşı kısır bir bakış açısını kendi elleriyle yaratan bu oyun, şimdi de bundan çok daha fazlası olduğunu kanıtlıyor adeta.

İşte tüm bunları aklımdan geçirdiğimde, bir zamanlar oynarken ”ne kadar yaratıcı bir evren” diye düşündüğüm Death Stranding, şimdi virüsün yayılmaya ve belli düzenleri kırmaya başlamasının ardından baktığımda o kadar uzak gelmiyor artık. Sanki bir eşikten geçtiğimde buraya adım atacakmışım gibi yakın hissediyorum kendimi. Bizler de saklanması gereken insanlarız ve bu izole olmak kavramının önemini kavramamız gerekiyor. Çünkü bizlerin de yapabileceği en iyi şey şimdilik bir kenarda beklemek ve bu süreci yavaşlatarak bu çığı bizler için durduran insanlara yardımcı olmak.

Death Stranding Oynamalı mıyız?

Kojima ve Sony sayesinde Death Stranding ne kadar göz önünde olsa da bitiren oyuncuların sayısı çok fazla değil. Oyunu yarım bırakanların yanında ise sadece kargo taşıyoruz diyerek oyuna hiç şans vermeyenler de var. Bu yüzden de böyle bir yazı yazmak istedim. Çünkü Death Stranding, ikinci şansı hak eden bir oyun.

İlk olarak oyunun muhteşem olmadığını belirterek başlayalım. Elbette ki kusurları var, ancak çok iyi yaptığı şeyler de var. Hadi gelin, “Death Stranding oynamalı mıyız?” sorusuna yanıt arayalım.

Oyunun asıl amacı: kargo taşırken doğal engelleri aşmak. “Evet, al işte gördün mü? Haritanın bir ucundan diğer ucuna kutu taşıyoruz” demeyin. Durun durun! Yazımız daha bitmedi. Doğal engelleri aşmakta ne var ki diyebilirsiniz, fakat size asıl heyecanlandıran kısmın bu olduğunu söylemeliyim. Oyunun haritası büyük bir parkur gibi. Death Stranding’in evrenini keşfederek hikayede ilerlerken, bir yandan da karşılaştığınız engelleri çeşitli ekipmanlarla aşıyoruz. Çok farklı ve yaratıcı ekipmanların olması oyuna eğlence katıyor. Duruma göre hangi ekipmanın kullanılacağını siz belirliyorsunuz.

Oyunun temelinde kişisel bir deneyim yatıyor. Adeta indie bir oyun gibi kendine özgün bir deneyim yaşatıyor oyuncuya. Temeli kişisel deneyimden oluştuğu için de yayıncı izleyerek karar vermemeniz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Death Stranding’i izlemek pek keyifli değil, ama oynamak? İşte o gayet keyifli. Sadece yürürken bile yaşadığınız zorluklara çok şaşıracaksınız. Bunun dışında Death Stranding’in oynanışı çeşitlendirme döngüsü de çok başarılı. Gerçekten bir oyun mühendisliği harikası. Kojima’yı bu konuda çok takdir etmek gerek. Oyun size yeni bir ekipman tanıtıyor ve oynanışa direkt etki ediyor. Bu yeni ekipmanınızla 3-4 kargo taşıyorsunuz, oynanış tam sizi bayacak iken tekrardan yeni bir ekipman geliyor ve engelleri aşmanız için daha fazla seçeneğiniz oluyor.

Çok üst kalitede bir hikaye anlatımını deneyimlemek istemez misiniz? Death Stranding’de neredeyse Quentin Tarantino, Christopher Nolan ve Bong Joon-ho gibi yönetmenlerinin kalitesinde bir hikaye anlatımı var. Bir oyunda gördüğüm en iyi hikaye anlatımına sahip. Sahne geçişleri, ışıklandırma, kamera açıları o kadar harika ki oyun boyunca sinematik çıksa da izlesem diye düşünmeden edemiyorsunuz. Zaten yıldız oyuncu kadrosu da bu hikaye anlatımına çok yardım ediyor. Norman Reedus, Mads Mikkelsen, Lea Seydoux, Guillermo del Toro, Troy Baker ve daha birçok yıldızı içinde barındırıyor. Şu saydıklarımdan sadece birkaçı olsaydı bile yeterli olurdu.

Death stranding çok gergin bir atmosferle başlıyor, fakat bunu korumakta ne yazık ki başarısız oluyor. İlk 2 saatten sonra rahat rahat gezmeye başlıyorsunuz. Zaten haritada başka bir problem daha var. Oyunun haritası sizi keşfetmeye itmiyor. Sizi meraklandırmıyor, heyecanlandıramıyor. Çok sıradan düzlüklerde yürüyorsunuz. Bu başta eğlenceli olsa da daha fazla şey görememek beni bir miktar üzdüğünü dile getirmek isterim. Haritanın boş ve düz araziden oluşması aslında hikayeye de hizmet ediyor. Yalnız ve umutsuz hissediyorsunuz. Tabii bunu da daha farklı verebilirdi. Harita böyle iken ve oynanış da biraz kısıtlıyken oyunun süresi bence bu kadar uzun olmamalıydı. Şimdi bildiğiniz gibi oyunlarda iki çeşit görev var. Biri ana görev, diğeri yan görev. Biri Sam için özel kargo görevleri, diğerleri ise standart kargolar. Oyunun şöyle bir sıkıntısı var, bazı ana görevlerde de yan görev kargoları gibi çok düz şeyler var. Oyunun hikayesine hizmet etmeyen, alakasız görevler var. Zaten çok fazla kargo görevi var. Kojima, ana kargo görevlerini sadece hikayeye hizmet eden görevlerden oluştursa, sanki daha rafine bir oyun olurdu. Yaklaşık 10 saat daha kısa bir oyun olmalıydı. Çünkü ne kadar oynanış çeşitlendirilmiş olsa da yaklaşık 30. saatine doğru oyun tekdüzeleşiyor. Bazı görevler bayık gelmeye başlıyor. Oyunun o aşamalarına yaklaştığınızda ise hikayeyi yetiştirmeye çalıştığını görüyorsunuz. Oyunun başında az görebildiğimiz o hikaye kırıntılarını, büyük lokmalarla değiştiğini fark ediyorsunuz. Sürekli sinematik izliyorsunuz, ana konuyla ilgili diyalogların sayısı da artıyor. Kojima, madem hikayeyi sığdırmayı başaramadın, uzun bir hikayen vardı. O zaman neden oyunun başlarında hikaye anlatmak konusunda cimri davrandın?

Oyunun en kötü özelliğini daha sizlerle paylaşmadım. Diyaloglar. Evet, o lanet diyaloglar. Diyaloglar o kadar çok basit ve kendini o kadar tekrar ediyor ki sanki bir mağara adamına anlatır gibi anlatıyorlar. Ya Kojima elbette genele hitap etmeye çalışıyor, insanların kafası karışmadan takip etsin istiyor da, her şeyi 150 kere söylemesi çok sinir bozucu. Basit ekipman arayüzünü bile tekrar tekrar anlatıyor. Hele hele Die-Hardman’ın patlayıcı kargo taşıdığımızı 100 kere vurgulaması…

-“Sam bu seferki görevin çok zor olacak. Bir patlayıcı taşıyacaksın, dikkatli ol! Fazla darbe almaması ve sallanmaması gerekiyor.”

5 dk sonra…

-“Hey Sam, görevin çok zor bir görev. Farkındasın değil mi? O patlayıcıya ihtiyacımız var.”

5 dk sonra…

-“Hey Sam! Bildiğin gibi bir patlayıcı taşıyorsun, yavaş ve sallanmadan gitmelisin. Tüm umutlarımız senin elinde. Sana güveniyoruz Sam!

Bu kadar fazla tekrar etmesi ve başınızda sürekli konuşması zaman zaman sinir bozucu oluyor. Bu arada patlayıcı kargo’yu salladığımızda elbette uyaracak. Kargo tehlikede diye, ancak Die-Hardman durduk yere tekrar edip duruyor.

Gelelim her şeyin sonuna. Yazı boyunca ağladım durdum.Oyunun şurası eksik, burası eksik dedim. O zaman neden oynamanız gerektiğini belirten bir yazı yazıyorum? Çünkü her şeye rağmen oyunun muazzam bir hikaye anlatımı, kendine özgün bir deneyimi ve harika bir finali var. Evet! O tatlı bebeğin(BB) ve Mads Mikkelsen(Cliff)in hikayesini oyunun sonunda öğreniyorsunuz. Yaklaşık 90 dakikalık bir sinematik eşliğinde harika bir final izliyorsunuz ve en sonunda o harikalar harikası müziği duyuyorsunuz. Evet, BB’s theme! Sadece bu final için bile oynanır. Sam’in ve Death Stranding evreninin finali pek hoşuma gitmese de Cliff’in ve bebeğin finali beni çok etkiledi.

Biraz uzun bir yazı olmuş olabilir, ancak buraya kadar okumaya devam ettiyseniz; lütfen Death Stranding oynayın ve bitirin. Bu macerayı sadece Death Stranding ile deneyimleyebilirsiniz.