Assassin’s Creed Valhalla İlk İzlenim: Valhalla’nın Kapıları Aralandı

Merhaba geek dostlarım, oyunu taze taze oynadım, bir elimde baltam, sırtımda kalkanım görüşlerimi yazmaya hazırım. Oyunda geçirdiğim ilk saatlerin ardından kısa, detaysız bir özet geçmem gerekirse, bu oyun olmuş arkadaşlar. Peki neden olmuş gelin beraber inceleyelim!

Sosyokültürel Yapı

Oyunda en hoşuma giden şeylerden biri benim için bu oldu. Herhangi bir viking köyüne girdiğiniz an NPClerin aralarında yaptığı minik konuşmalar, değişik aksan ve zaman zaman kullanılan kendilerine özgü kelimelerle bu çok iyi verilmiş. Üniversitede bir tarih dersinde, bir kültürün en önemli parçalarından biri kendi aralarında oynadıkları, buldukları oyunlar oldukları söylenmişti. Valhalla’da Ubisoft bunu mini oyunlar şeklinde oyuna ekleyerek çok güzel yansıtmış. Oyunda zarlarla oynadığımız ve kafiyeli konuşma yapmamız gereken iki oyun var. Bunlar kimileri için sıkıcı kimileri için zevkli olabilir ama benim için en önemli olanı bu küçük detayların oyunda var olması.

Oynanış

Oyunun, Joystickle gerçekten çok rahat bir oynanışı var. Dualshock’la bilgisayar üzerinden oynayanlar için iyi haber, oyun tuşları destekliyor. Rahatça kafanız karışmadan oynayabilirsiniz.

Oyunda 4 zorluk var, Skald(Easy), Vikingr(Default), Berserkr(Hard), Drengr(Very Hard). Oyundan keyif almanız için ilk Berserkr ile başlamanızı öneririm, çünkü yapay zeka çok da iyi değil ama buna rağmen 2-3 vuruşta ölebiliyorsunuz. O yüzden Berserkr oynamak işe biraz daha heyecan katıyor. Yapay zekadaki sıkıntı ise, kalabalık çatışma durumlarında arkalarından gittiğinizde neredeyse sizi hiç fark etmiyorlar ve rahatça öldürebiliyorsunuz.

Oyunda yetenek ağacı bulunuyor. Bunun yanında ilerledikçe bazı gizli yerlerde kitaplar buluyorsunuz, bunlar yeni yetenekler  öğrenmenizi sağlıyor ve bu yetenekleri Joystickte istediğiniz tuşlara atama yetkiniz var. Bu da çok hoşuma gitti. Optimizasyona gelecek olursak oyunun içindeki benchmark testini denediğimde çoğu yerde fps drop yedim, ama oyunu oynarken tek bir fps drop yaşamadım.

Hikaye

Ragnar efsanesinin sonrasında geçiyor hikayemiz. Spoilersız anlatmam gerekirse: oyunun ilk 2-3 saati bize Eivor‘un hikayesini anlatıp dünyasına alıştırıyor. Daha sonra bazı sebeplerden dolayı(spoilerdan kaçındığımız için sebepleri söylemiyorum) Eivor ile İngiltere’ye açılıyoruz ve asıl oyun o zaman başlıyor. Hikayede bu kez çok daha yumuşak akışlara yer verip bir dizi tadı yakalamışlar. Bunun yanında karakterlerle çok kolay özdeşleşip onların hikayelerini merak ediyorsunuz. Tüm bunlar Assassin’s Creed Valhalla’ya bizden artılar kazandırıyor.

Hikaye kısmında çok hoşuma giden şeylerden biri ise Assassinlerin viking diyarına nasıl ve neden geldiklerini güzel bağlamaları oldu. Saçma veya gereksiz bir şekilde ortaya çıkmıyorlar.

Daha başlarında olduğum için hikaye kısmına çok fazla değinemeyeceğim. Şu ana kadar oynadığım sürede keyif alarak oynadım, hikaye gerçekten kendinizi bir viking gibi hissettiriyor. Yazıda yer vermek adına fikir edinebilmek için 2 tane de yan görev yaptım. Birinde uyurgezer bir vikinge yardım ediyorduk, diğerinde ise sarhoş bir köylüye yardım ediyorduk. Anladığım kadarıyla yan görevler daha eğlence üzerine kurulu. Kan dolu ana görevlerin arasında böyle yan görevler kafa dağıtıcı ve eğlenceli oluyor. 

Son Fikirler

Eğer Assassin’s Creed serisini çok seviyorsanız ve son çıkan oyunları yüzünden seriye küstüyseniz; kesinlikle bir şans vermenizi öneririm. Ubisoft bu sefer sözünü tutmuş ve viking kültürünü güzel yansıtan kan-vahşet dolu savaş sahneleriyle, muhteşem müzikleriyle birlikte viking zamanlarını yaşamamızı sağlamış. Bana sorarsanız Ubisoft, Assassin’s Creed: Origins ile serinin oynanışını doğru bir risk alarak değiştirdi. Odyssey’de kendini geliştirdi ve yaptığı hamlelerle iyice üstüne katarak oyuncuların büyük bölümünün ilgi duyduğu İskandinav kültürünü ve Vikingleri güçlü bir hamle olarak bizlere sundu. Peki sıradaki oyun bizi hangi kültürlerin içindeki maceralara götürecek? Assassin kültürüne çok yakın olan ninjaların bulunduğu Japonya olabilir mi?

Cüzdan Dostu Başından Kalkamayacağınız 5 Indie Oyun

Merhaba Geek dostlarım, bugün sizlere paranızın karşılığını fazlasıyla aldığınız, bitirseniz bile geri dönüp tekrar oynamak isteyeceğiniz 5 indie(bağımsız-küçük stüdyo) cüzdan dostu oyundan bahsedeceğim. Bazılarınız bu yazıda neden şu oyunu eklemedin vs. düşünecektir. Bu yazımda daha çok bilinmeyen oyunlara odaklanacağım, yani indie severler, bu yazıda Undertale’ı göremeyeceksiniz lütfen kızmayın bana.

Westerado: Double Barreled

Red Dead Redemption 2’ye ayıracak bütçeniz yok mu veya bilgisayarınız mı kaldırmıyor? Hiç sorun değil. Size kovboyluğu; iyi, kötü veya çirkin olmayı sunacak harika bir oyun var. Westerado: Double Barreled! İnanılmaz müziklere sahip olan bu oyunda ailesi gizemli haydut tarafından öldürülmüş bir kovboyu oynuyoruz. Şehre inerek bu haydutun kim olduğunu bulmaya çalışıyoruz ama bunu yaparken bir sürü maceraya atılıyoruz. Çok fazla NPC ile iletişim kurup oyunun hikayesinde değişiklikler yapabiliyoruz. Yapılan görevler sizi gizli hayduta bir adım daha yaklaştırıyor. Görevlerde verdiğiniz kararlar hikayeyi farklı etkiliyor ve bu tarz görevlerin sayısı çok fazla.

Kovboy teması ve içerikleri güzelce yedirilmiş oyuna, Red Dead Redemption’da olan honor system’i bu oyunda da var diyebiliriz. Peki bu oyunu saatlerce oynatan sebep nedir? Fazlasıyla görev çeşidi var, her oynanışta hikayede farklı sonuçlar alabilirsiniz. Speedrun yapıp oyunu hızlıca bitirebilirsiniz, ama gerçek bir western tutkunuysanız bütün görevleri yapmanızı öneririm. Haritada gizli yerleri buldukça hikaye açısından yeni içerikler keşfedeceksiniz. Ve oyunu bitirdiniz mi? O zaman yeni karakter ve yeni özellik açtınız demektir, haydi bir daha oynayalım!

Steam Fiyatı: 24 TL

İndirimli Fiyatı: 4,80 TL

Death Road to Canada

Zombiler her yerde ve tek güvenli yer Kanada. Ama o da ne? Arabayı kullanan bir köpek! Neyse bir seri katilden daha güvenilir duruyor. Evet listemizin ikinci sırasında Death Road to Canada! Bu oyunda bir arabayla oyuna başlıyoruz ve bize verilen gün içinde tek güvenli yer olan Kanada’ya ulaşmaya çalışıyoruz. Kendi karakterinizi, kıyafetlerini, yeteneklerini, karakter özelliklerini(utangaç, korkak vs.) dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz, oyun bu konuda geniş bir yelpazeye sahip. Yolculuk sırasında hayatta kalabilmek için durabileceğimiz yerleri seçip yiyecek, su, yardım çantası vs. toplamamız gerekiyor, yoldan yeni insanlar veya hayvanlarla tanışıp ekibimize ekleyebiliyoruz. Bazen ünlü karakterlere bile denk gelebiliyoruz, örneğin Rck Grmes veya Anime Girl. Oyun rol yapma türünü çok iyi barındırıyor. Grup arasında bir anda tartışma çıkabiliyor, yolunuzu haydutlar kesebiliyor, veya yoldan bir seri katili ekibinize kattıysanız, ekibiniz birer birer eksiliyor. Fazlasıyla RNG barındıran bu oyun sizi zaman zaman çıldırtacak ama rol yapma oyunlarını seviyorsanız kesinlikle bu oyunun başından kalkamayacaksınız.

Bu oyunu saatlerce oynamamızın sebebi, yüzlerce farklı senaryo ile karşılaşma ihtimali, rol yapma oyunlarını sevenler için fazlasıyla seçenek barındırması, farklı oyun modları olması ve Kanada’ya gitmenin binlerce farklı çeşidi olması.

Steam Fiyatı: 24 TL

İndirimli Fiyatı: 9,60 TL

The Messenger

Zaman yolculuğu yapabilen bir ninja. Bence bunu duymak bilmek almak için yeterli bir sebep. Üçüncü sırada The Messenger! Bir platform oyunu olan The Messenger harika görsellere sahip olan bir oyun. Köyümüze saldıran şeytanları durdurabilmek için çıktığımız bu macerada, daha hazır olmayan bir ninjanın eline parşömen tutuşturulur ve klanımızın kurtuluşu için bu parşömeni zirve denilen yere götürmemiz gerekir. Her bölümün sonunda bir bossla savaşıp ilerlediğimiz bu oyunda tam bittiğini sandığımız an oyunun ilginç bir hal alıp yeniden başlaması oyunu uzun süre oynatıyor. Zaman zaman sizi zorlayan platformlar ve bosslarla karşılaşacaksınız ve bu sizi hırslandırıp başından kalkmanıza engel olacak. Her bölümün ortalarına yakın sizinle diyaloğa girmek isteyen biri olacak, onun tüm diyaloglarını okumanızı tavsiye ederim çünkü oyunun harika bir mizahi dili var. Bunların hepsini yaptıktan sonra oynamaktan bıkmadıysanız, oyun içinde olan bazı notları okuyarak oyunun hikayesine daha hakim olabilirsiniz.

Oyunun başından kalkmamıza neden olan sebep, bazı kısımlarının zorlayıcı olması ve bittiğini düşündüğün an asıl oyunun başlaması.

Steam Fiyatı: 32 TL

İndirimli Fiyatı: 16 TL

Crypt of the NecroDancer

Hayır hayır, yanlış yazmadım necromancer değil, necrodancer. Dördüncü oyunumuz Crypt of the NecroDancer! Bir mezarlığa düştünüz ve necrodancer tarafından lanetlendiniz, kalp atışlarınız artık bir müziğe bağlı! Rogue-like olan oyunumuzda arkada çalan müziğin ritmine göre hareket ediyoruz ve zindanlardan sağ çıkmaya çalışıyoruz. Bir sonraki odaya geçebilmek odadaki boss’u yenip diğerine geçiyorsunuz, müzik değişiyor ve bu sefer farklı ritme göre hareket etmeye başlıyorsunuz. Oyunu açtıktan beş dakika sonra oyunun başından kalkmanın imkanı yok. İyice hırslanıyorsunuz ve müziğin verdiği gaz ile bütün bölümleri geçme aşkıyla kendinizi ritme veriyorsunuz. Elmas topladıkça farklı kalıcı yükseltmeler edinip tekrar zindana dönüp kendinizi ritme bırakıyorsunuz. Farklı karakterlerin farklı ritim takipleri farklı özellikleri oluyor, onları da deneyerek oyununuzu zorlaştırabilirsiniz. Bu oyunla ilgili en merak ettiğim kısım müzik kulağı iyi olan bir insanın nasıl oynayacağı, eğer müzik kulağı iyi olan biri oyun hakkında yorum yaparsa sevinirim gerçekten merak ediyorum yorumlarını!

Oyunun başından kalkmanıza tek sebep olacak şey dans etme dürtüsü, onun dışında farklı karakterler farklı yükseltmeler ve muhteşem müzikleriyle kendisini saatlerce oynattırıyor!

Steam Fiyatı: 24 TL

İndirimli Fiyatı: 4.80 TL

Crawl

Listemizin beşinci ve sonuncu oyunu Crawl. Bu oyunun milyonlar tarafından oynanması için inanılmaz bir potansiyeli var ama online getirmedikleri için kenarda sönüp kalmış. Oyuna 4 kişi bir zindan odasında başlıyoruz ve BİRBİRİMİZE SALDIRIYORUZ. Ölenler ruha dönüşüyor, son kalan kılıcıyla bir sonraki odaya geçiyor ve oyun başlıyor! Ruhların amacı odadaki nesnelerin veya canavarların içine girerek oyuncuyu öldürmek ve onun bedenine girerek zindandan çıkmaya çalışmak. Son boss’u bulana kadar oyun böyle ilerliyor, ruhların amacı canlı oyuncuyu öldürmek, canlı oyuncunun amacı ise son boss’u yenip zindandan kurtulmak. Oyun ilerledikçe ruhlar topladıkları birimlerle içlerine girip kontrol ettikleri canavarları güçlendirebiliyor, canlı oyuncu ise topladığı birimlerle yeni kılıçlar ve güçler alabiliyor ama öldüğü zaman aldıkları bedende kalıyor ve yerine geçen ruh devam ediyor. Bossun mekaniği ise mükemmel, örneğin gözünden lazer atan iki güçlü kolu olan bir boss düşünün. Ruhlardan biri bossun gözünü, diğer ikisi kollarını kontrol ediyor ve canlı oyuncuyu öldürmeye çalışıyor.

Oyun tek başına oynanıyor ama arkadaşlarla oynanması mükemmel bir oyun ne yazık ki şuan sadece local-multiplayer ve steam’in yeni özelliği steam cloud’u destekliyor. Bu oyuna saatler harcamanıza neden olacak şey, eğer arkadaşlarınızla oynama şansınız varsa başından kalkmayacaksınız hatta birinci sıraya bile ekleyebilirdim bu oyunu, tek başınıza severek oynayacağınız bir oyun ama arkadaşlarla keyif verdiği kadar vermiyor tabii!

Steam Fiyatı: 24 TL

İndirimli Fiyatı: 6 TL

İndirim fiyatlarını steam üzerinden hesapladım, başka platformlarda indirimli fiyatlarını tam olarak bilmiyorum. Hepsini indirimde aldığımızı varsayarak toplam 41.20 TL’ye mükemmel 5 oyun sahibi olacaksınız ve yazdıklarım dikkatinizi çektiyse inanın hiç pişman olmayacaksınız. Umarım oynarken çok eğlenirsiniz, bizi takip etmeye devam edin!

 

Overwatch’un Yükselişi ve Düşüşü

 Bir oyun düşünün, bir kere parasını veriyorsunuz ve sonra oyundaki tüm kozmetiklere, sonradan eklenen karakterlere, haritalara, oyun modlarına bedava erişebiliyorsunuz, evet hem de 2020’de! Bugün Blizzard’ın yaptığı Overwatch’un yükselişi ve düşüşünü kendi yaptığım analizlerle anlatacağım, bisküvinizi ve çikolatalı sütünüzü alıp arkanıza yaslanın sevgili geek dostlarım, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz beraber!

Overwatch Yükseliyor!

Blizzard yeni bir oyun çıkaracaksa eğer merak etmeyin, siz o oyunun reklamına denk gelmezsiniz, oyunun haberi sizi bulur. Blizzard 1998’de en son yeni bir marka olarak Starcraft’ı çıkartmıştı, ve 17 sene sonra ilk kez 27 Ekim 2015’te Overwatch beta sunucularını açtı. “E Hearthstone ve Heroes of the Storm çıkardı onları niye saymıyorsun?” diyenleri duyar gibiyim, onlar Blizzard’ın kendi çıkardığı oyun karakterlerini kullanarak yapıldığı için tam anlamıyla yeni bir marka sayılmıyorlar.

Oyun dünyası çoktan çalkalanmaya başlamıştı. Koca Blizzard yeni bir markayla geliyordu! Dedikodular etrafa yayılmıştı bile ama en dikkat çekenlerden biri “oyun bedava olacak” dedikodusuydu. Ve bunun tek sebebi, eğer bedava olmazsa piyasadaki tek benzeri oyun olan Team Fortress’a rakip olamayacağı düşüncesiydi. Bu dedikodu o kadar ilerledi ki Blizzard oyunun bedava çıkmayacağı hakkında açıklama yapmak zorunda kaldı. Bu güzel tatlı bilgileri verdiğimize göre geek dostlarım geçelim oyunun resmi olarak çıkmadan önceki son açık betasına.

Açık Beta

Ben de 5 Mayıs’ta katıldım bu betaya ve Ratatouille animasyonunda gurme suratsız ağabeyimizin ratatouille yemeğini ağzına ilk götürdüğünde yaşadığı hisleri yaşadım. İnsanın içini açan grafikler, animasyonlar, seslendirmeler, birbirinden farklı ve anlamı olan skinler ve bunların bedava oluşu inanılmazdı. Açık beta bittiğin de 9.7 milyon kişinin katıldığı açıklandı. Ve ben de bu gazla durmadım gittim Overwatch Collector’s Edition aldım.  Böylece başarılı reklam yapan, başarılı bir beta çıkışı yakalayan Overwatch, resmi olarak 24 Mayıs 2016’da çıkışını yaptı.

Oyunun Dikkat Çekmesinin Ana Sebepleri

Oyunun resmi olarak çıkış yapmasıyla ratatouille yemeğime kaldığım yerden devam etmeye başladım. Peki iyi güzel de bu oyunun bedava olmamasına rağmen bu başarıyı yakalamasının sırrı neydi? Burada oyun deneyimlerimi kullanarak kendi yaptığım çıkarımları paylaşacağım.

  • Oyun bir FPS oyunu evet ama oyundan keyif alabilmek için veya başarılı olmak için çok iyi aim kullanmanıza gerek yok çünkü aim gerektirmeyen çok fazla sayı da karakter mevcut.(Lucio, Mercy, Reinhardt vb.)
  • Oyunun grafikleri sade ve temiz olmasına rağmen çizgi filmimsi diyebileceğimiz grafiklere sahip olduğu için çok yüksek sistem istemeyen bir oyun(du).
  • Oyundaki karakterlerin kişilikleri o kadar güzel şekilde dışa vurulmuş ki ister istemez karakterlere karşı bir hayranlık duyuyor ve bağ kuruyorsunuz. Bu kişiliklerin belli olmasında voice-line’lar, karakterlerin geçmişinin(lore) belli olması, seslendirme çok iyi rol oynuyor. 
  • Oyunun bilim-kurgu, fantastik ögelerini bizim dünyamıza yerleştirerek bir bakıma daha gerçekçi yapmış ve karakterlerin dünyamızdaki ülkelerden gelmiş olup ülkelerin kültürlerinin karakterlere yedirilmesi oyuncunun çokta farklı bir evrende oynamadığını hissettiriyor.
  • Son olarak her gelecek güncellemenin bedava olması ve loot boxlar! Loot box fikrini sağlam bir şekilde ilk getiren oyun Overwatch olmuştur ve bana sorarsanız hakkını veren tek oyun da Overwatch’tur. Oyundaki tüm kozmetiklere sadece fazla oynayarak sahip olabilirsiniz ve her levelda bir kutu kazanarak kutulara rahatça ulaşabilirsiniz.

Oyuncuları Şımartan Güncellemeler

Evet dostlarım 2016 Haziran ayındayız, keyifle oyunumuzu oynuyoruz, internet Overwatch fan artları ile dolup taşmış, bütün ergenliğimizi dışa vurmuşuz, profil fotoğraflarımız Overwatch karakterlerinden oluşuyor o dönemler. Ve Overwatch’un öncü tasarımcısı Jeff Kaplan ekibiyle beraber 28 Haziran’da her FPS oyunu için önemli olan Competitive(Ranked) modunu oyuna getirdi. Oyun artık Quick Play ve Competitive olarak ikiye ayrılsa bile queue süreleri maximum 10 saniyeydi. Bu update’in ardından daha aradan 1 ay geçmeden 19 Temmuz’da oyunun yeni karakteri Ana eklendi. Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz, 2 Ağustos’ta Summer Games isimli olimpiyat odaklı yaz etkinliği geldi. Bu etkinlikle 40 tane ikon, 13 tane skin, tane victory pose, 23 tane sprey, tane highlight intro, 22 tane voice-line ve Rocket League andıran bir tane de oyun modu eklendi. Söz verdikleri gibi hepsi bedava.

Güncellemeler

2 Ağustos’ta başlayan bu etkinlik 23 Ağustosa kadar sürdü. Çok geçmeden 1 Eylül’de yeni map Eichenwalde ve yeni kozmetikler eklendi ardından biraz durulduktan sonra 10 Ekim’den başlayıp 1 Kasım’a kadar devam eden Halloween Terror isimli cadılar bayramı etkinliği geldi. O sıralar üniversiteye gidiyordum, etkinlik çıktığı an oynamak için vize öncesi konuların verileceği derse gitmemiştim. Böyle bir Overwatch aşkı vardı o zamanlar. Cadılar bayramı etkinliği de oyuna aynı yaz etkinliği gibi 50’den fazla kozmetik ekledi. Oyun çıktığından beri bize tatmin edici bir içerik sundu. Yazıyı daha fazla uzatmamak için bizi içeriğe boğan güncellemeleri madde madde yazacağım.

  • 15 Kasım Yeni hero Sombra. Yeni oyun modu Arcade. Yeni harita Ecopoint Antarctica. 
  • 13 Aralık – 2 Ocak 2017 Winter Wonderland Yılbaşı etkinliği. 50’den fazla kozmetik. Christmas’a özel 25 Aralık’ta tüm oyuncular 5 loot box. Etkinliğe Kartopu savaşı modu. Yılbaşına özel haritalar.
  • 3 Ocak Yeni harita Oasis.
  • 24 Ocak – 13 Şubat Year of the Rooster, Yeni Çin Yılı etkinliği. 50’den fazla kozmetik. Etkinliğe özel Capture the Flag modu. Çin yılına özel haritalar.
  • 28 Şubat Çin etkinliğinde çok sevilmesi üzerine oyuncularını dinleyip Capture the Flag oyuna süresiz eklendi.
  • 21 Mart Yeni hero Orisa.
  • 11 Nisan – 1 Mayıs Yeni lore etkinliği Uprising. Yeni PVE hikaye modu. Lore’a özel haritalar.

Yükselişin Sonu

Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, oyun bizi çok güzel şekilde besliyor. Bu süre içerisinde olan 1-2 ufak şeyden bahsetmek istiyorum. Verdiğim tarihler arasında Overwatch 21 tane ödül kazanıyor bunlardan bir tanesi Game of the Year ve bununla birlikte 20 ödüle de aday oluyor. Dikkatinizi çekmek isterim bu söylediklerim sadece verdiğim tarihler arasındaki ödüller. Ve bu süre içinde 30 milyon oyuncuya ulaşıyorlar.

Büyük gün geldi Overwatch’un 1. yılı. İnternet’te bütün forumlar coşuyor. Şuana kadar her güncellemesiyle bize yeni sürprizler yaptı, yeni oyun modları getirdi, yeni haritalar ekledi peki şimdi ne yapıp bizi şaşırtacaktı? Tarihlerden 23 Mayıs, Birinci Yılını Kutlama etkinliği patch’i geldi, hepimiz büyük heyecanla bilgisayarlarımıza saldırdık oyunumuzu güncelledik ve… şaşırdık ama kötü anlamda. Yeni harita yok, yeni oyun modu yok, gelen kozmetiklerin önceki gelenler kadar albenisi yok. Peki ne var? Her karaktere eklenmiş özel dans emote’u ve loot boxlarımızdan önceki eventlere özel kozmetiklerin çıkabilme ihtimali. Ama sen şuana kadar bize her güncellemede oyun modu verdin, harita verdin, şimdi de yeteri kadar kozmetik getirdin ama biz çok şımardık, şuana kadar gelen muhteşem etkinliklerin yanında, 1. yılın bu kadar sönük kutlanabilir mi?

Overwatch Düşüyor!

Büyük hüsrana uğramıştık ama sorun değildi çünkü önümüzde geçen senenin ilk etkinliği olan Summer Games etkinliği vardı, yaz, kum, güneş, deniz, yeni modlar! 8 Ağustos’ta umutla beklediğimiz etkinlik geldi. Sadece şunu söyleyeyim gerisini siz anlayın, 4 ikon geldi. Öncekinde 40 ikon vardı. Yeni mod yoktu sadece eski mod için yapılmış yeni harita vardı. Aynı durum Cadılar Bayramı etkinliği içinde tekrarlandı. Eski mod 1-2 ufak yeni ekleme ve bu diğer etkinlikler için böyle devam etti. O zaman tozpembe rüyadan uyandım. Gelen yeni herolar dengesiz bir şekilde çıkıyordu ve tüm competitive oyun moduna uzun süre zarar veriyordu. Nerfler ve Bufflar zamanında gelmiyordu. Etkinlikler artık eskisi kadar ilgimizi çekmiyordu çünkü şımartılmıştık ilk sene. Ve o zaman bir şey daha dikkatimi çekti, etkinlik dışı getirilen skin sayısı ikiydi. Evet bir sene boyunca etkinlik dışı getirilen skin sayısı sadece ikiydi.

Güçlü Bir Hamle

1 Eylül 2016’dan sonra ilk kez 23 Ocak 2018’de etkinlik ile alakası olmayan büyük bir güncelleme geliyordu. Blizzard’ın dünyasından oluşturulmuş Disneyworld’e benzer bir harita, Blizzard World! 17 tane skin ve birkaç tane kozmetikle birden geliyordu. Oyuncular olarak tekrar yükselmiştik ama güncelleme geldiğinde bizi sadece 1 hafta idare etti, harita görsel olarak muazzam yapılmış olsa bile gameplay açısından çok iyi değildi. Bunun yanında bir de darbeyi competitive’den yedi Overwatch. Toxiclik inanılmaz derecede artmıştı. Oyun çok iyi indirimlere girdiği için competitive smurflerle doldu. Toxicliğin gelen ufak güncellemelerle biraz önüne geçebilmiş olsalar bile smurfleri durdurmanın legal yolunu bulamadılar. İnsanlar oyunu ucuza almış kendi hesaplarından devam ediyorlardı, teknik olarak bir yanlışlık yoktu. Oyunun ana kitlesi inanılmaz derecede azaldı, eskisine göre queue süreleri arttı.

Büyük Açıklama ve Son

Oyuncuların mutsuzluğu üzerine Jeff Kaplan 2019’un başlarında “büyük bir şey üzerinde çalışıyoruz, odağımız onun üzerinde.” diye açıklama yaptı. O günden sonra gelen güncellemeler iyice sönük kaldı ve Kasım 2019 Blizzcon’da Overwatch 2’nin üzerinde çalışıldığı açıklandı. Evet dostlarım, Overwatch güçlü bir darbe yedi, şimdilerde ismini bile duyamıyoruz ama ilk başta öyle güzel bir açılış yaptı ki, kemik kitlesi hala oyunu hiç eskimemiş bir oyun gibi canlı tutabiliyor. Yukarıdaki yazdıklarımın hepsi oyunu birinci gününden beri deneyimleyip yaptığım analizleridir. Aynı başarıyı tekrar Overwatch 2’de yakalayacaklarına çok eminim. Son olarak söylemek istediklerim, oyuna şimdi başlarsanız benim ilk başladığım kadarki keyfi alırsınız çünkü gelecek bütün etkinlikleri daha önce deneyimlemediğiniz için size yeni olarak gelmiş olacak. Umarım Overwatch 2 hakkında muhteşem bir incelemeyle tekrar buluşuruz.

The world could always use more heroes!