2019 Yılının Sürprizi: A Plague Tale Innocence

Açık dünya olmayan oyunlar, toplumdan dışlandığı için en alakasız oyunlar bile artık açık dünya oldu. Türler arası farkların azalmasıyla birlikte günümüzün yüksek bütçeli oyunları iyice birbirine benzedi. Oyunların arasındaki benzerliklerin artmasıyla yeni ve ilginç şeyler görmek artık rüya oldu, zaten o yüzden Death Stranding görünce oh be dedik. Açık dünya da olsa en azından yeni ve farklı bir şeyler deniyordu. Yine de açık dünya oyunlarından kustuğumuz gerçeğini gizleyemiyordu. Çizgisel oyunlara büyük özlem duymakla birlikte, çizgisel oyunları görür görmez kapıyorduk. A Plague Tale: Innocence da günümüzün dev oyun şirketlerinin yapamadıklarına cesaret ediyor ve eski günlerdeki gibi keyifli çizgisel bir oynanış sunuyor.

A plague tale: Innocence, birbirinden kopuk iki kardeşin; veba salmış karanlık bir evrende hayatta kalma yolculuğuna tanık olduğumuz bir oyun. Farelerin ne kadar vahşi olduğunu gördüğünüzde nutkunuz tutulacak, ta ki insanların karanlık taraflarını görene dek. İnsanları, vahşi farelere yem ettiklerine tanık olmanızın yanında, değişik işkence aletlerini gördüğünüzde; buralarda neler olmuş diye tahmin etmekten kendinizi alıkoyamayacaksınız.

Dehşet verici bir evrende olduğunuzu fark ettiğinizde bir abla olarak küçük kardeşiniz Hugo’yu korumak için hiç düşünmeden her şeyi yapmaya göze alacaksınız. Hugo’nun seslendirmesi o kadar tatlı ve masum ki, başına bir şey gelecek diye cidden korkuyorsunuz. Zaman zaman sizi sinirlendirecek hareketler yapsa da onu daha yakından tanımaya başladıkça birbirinize sahip çıkmak için daha hevesli oluyorsunuz.

İki kardeşin dehşet verici evrende bir yol macerasına çıkması elbette ki çok tehlikeli, bu tehlikelerden korunmak için ise bir takım ekipmanlara ihtiyacımız var. Sapanla düşmanlarınızı bayıltabilir, meşale ile farelerden korunabilirsiniz. Oyunun özellikle ilk saatlerinde ağır bir atmosfere sizi hapsediyor, kendinizi kaptırıp heyecandan yerinizde duramıyorsunuz. Oyunun temposu da özellikle ilk saatler de daha başarılı. 10 dakika stealth bir şekilde adamların yanında geçip ilerlemeye çalışırken; bir anda fareler yeraltından çıkıyor ve 10 dakika da fareleri atlatmaya çalışıyorsunuz. Biraz Death Stranding’deki BT ve delirmiş kargo taşıyıcılarının dinamiğine benziyor. Biraz yaratıklara karşı biraz da normal insanlar karşı gibi gibi…

A Plague Tale: Innocence, hiçbir oyunda görmediğim kovalamaca sekanslarını bana yaşattı. Normalde bir oyunda ne olur? Arkamızdan birinin koştuğunu biliriz ve ekranımızın ortasında bir ok olur, arkamızdaki düşmanın olduğu konumu gösterir ve işte bu kadar basit. Ancak A Plague Tale:Innocence, size gerçekten kovalandığınızı hissettiriyor, her saniye yakalancakmış gibi hissediyor ve kaçmak için hızlı kararlar veriyorsunuz. İleriye doğru koşarken dört bir yanınızdan düşmanların koştuğu görünce sürekli yön çevirip onlardan kurtulmaya çalışacaksınız. Hem görsel, hem de sesli olarak sizin etrafınızı sarıp sarmalayacak bir gerilim yaşamaya hazır olun.

Gelelim oyunun kötü kısımlarına

Puzzle’lar başta ilgi çekici ve basit olsalar da bir yerden sonra oyun size amelelik yaptırıyormuş gibi hissettiriyor, hele hele oyunun bir yeri var ki bir sürü aynı şeyi tekrar tekrar yaptırıyor. Oyunun core loopu, çabuk sıkabilecek türden olmasına rağmen, oyunun süresi bir tık fazla uzun. Oyunun süresi 2-3 saat daha kısa olsaydı, tadı damağımda kalırdı. Fakat şu anki süresini esas alırsak fazlasıyla doyduğumu söyleyebilirim.

Ana karakterimiz dışındaki karakterlerin biraz cheesy olduğunu belirtmeliyim. Klişeliklerinden bir türlü arınamamakla beraber zaman zaman diyalogları bayıklaşabiliyor.

Hikaye başta sadece ana karakterlerimizin etrafında dönen bir öykü iken sonlara doğru aşırı epik oluyor ve tüm dünyayı etkileyen bir şeye dönüşüyor. Bundan pek hoşlanmadığımı söyleyebilirim. Sanki 2 kardeşin minik yol hikayesi olarak kalsaydı daha iyi olurdu. Gerçi hikayenin büyümesiyle birlikte finalde inanılmaz bir görselliğe şahit oluyoruz ama yine de minik yol hikayesini tercih ederim.

Sonuç olarak A Plague Tale:Innocence tüm kusurlarına rağmen güzel bir oyun olmuş. 2018’den sonra 2019 bir hayli sönük kaldı. Nerede RDR2, nerede God of war… 2019, sönük bir yıl olsa da birkaç oyun azcık ortalama üstü olunca inci gibi parlıyor, A plague tale: Innocence da o incilerden bir tanesi. Özellikle özlediğimiz o çizgisel deneyimi bize tekrar tattırdığını için mutluyuz. The Last of Us Part 2’yi salyalarımız akarak beklerken deneyimlenebilecek alternatif bir yol macerası.

İlk duyurulduğunda ortalama bir oyun gibi dururken burun kıvırmıştım, fakat oynadıktan sonra benim için 2019 yılının sürprizi olmayı başardı.

Bir Cevap Yazın