UNCHARTED: Legacy of Thieves Collection | PS5 için Uncharted

Açık dünya oyunlarının içinde dönem dönem boğulduğumu hissederim. Geçen ay yine bu boğulmalardan birini yaşarken canım aniden Uncharted çekti. Çizgisel ilerleyen ve yüksek doz aksiyona sahip olan oyun dendiğinde aklıma ilk gelen serilerden biri olduğu için olabilir. Remastered versiyonun da yaklaştığını düşününce beklemeye karar verdim ve o gün geldi. 28 Ocak 2022’de UNCHARTED: Legacy of Thieves Collection (UNCHARTED: Hırsızlar Mirası Koleksiyonu) çıktı.

Uncharted: Legacy of Thieves Collection içinde neler var?

Uncharted 4 ve Uncharted Lost Legacy (Kayıp Miras) oyunlarının PS5 için olan remastered versiyonları var. Orijinal ilk versiyonlarına sahip olanlar $10 ödeyerek remastered versiyona yükseltebiliyor. Türkiye için 90TL gibi bir fiyatı olması lazım. Remastered sürümü bize ne gibi yenilikler sunuyor, gelin onlara bakalım. Uncharted: Legacy of Thieves Collection’ın PS5’te 3 farklı görüntü modu var:

  • Fidelity Mod – En iyi görsel kaliteyi veriyor. 4K çözünürlük ve 30 FPS
  • Performans Mod – Biraz daha akıcı bir deneyim sunuyor. 1440p çözünürlüğü 4K çözünürlüğe yükseltiyor ve 60 FPS
  • Performans+ Mod – Aşırı akıcı bir deneyim sunuyor. 1080p ve 120 FPS

Bu üçlü arasında benim favorim kesinlikle performans+ modu oldu. Aslında daha iyi görselliği tercih ederim diyordum ama 120 FPS Uncharted 4 oynamak o kadar büyüledi ki diğerlerine geri dönemedim. 1080p 144hz monitörde oynadım, oyun şahane gözüküyordu. Eğer 1080p TV-Monitör’de 4K veya 1440p modunda oynarsanız o zaman yüksek çözünürlüğü sıkıştırıp 1080p‘ye uyarlıyor, yine daha iyi görsellikle oynamış oluyorsunuz. Yani 1080p ekranınız varsa yine daha yüksek çözünürlüğün nimetlerinden faydalanabiliyorsunuz. Ama 120 FPS akıcılığını kaybetmemek için ben onları tercih etmedim.

Görsellik dışıdna PS5’in 3D Audio özelliği ile oyunun seslerinin kalitesi de arttırıldı.

Uncharted 4’e Geri Dönmek

Açıkçası oyunun başındaki tempo yavaşlığı kendimi kaptırmamı zorlaştırdı. İlk bitirişimde bunu fazla hissettiğimi hatırlamıyorum ama remastered versiyonunu oynarken başları fazla ağır geldi. Orta kısımlara doğru güzel yükselip toparladı. İlk kısımları da neden çatışmasız yaptıklarını anlıyorum. Nathan’ın her oyun binlerce insan öldürmesi aslında karakteriyle uyuşmuyor, ama öldürmeyi oyundan çıkardığımız anda aksiyon dozajı çok düşmüş oluyor. Uncharted 4’ü geliştirmeye başlarken oyunun tüm geneline daha çok bulmaca koyup aksiyon dozajını düşürmek istemişler. The Last of Us 1’i çıkardıktan sonra Uncharted 4’ün başına geçen Bruce Straley ve Neil Druckmann ise bu karara olumsuz yaklaşmış. Serinin eski oyunları gibi aksiyonu bol tutmak istemişler. Yine de oyunun başında olabildiğince aksiyonu az tutup Nathan’ın karakterine odaklanmışlar. Hem hoşuma gitti hem de gitmedi. Nathan’ın seri katil gibi yüzlerce insanı öldürmesi karakterine ters olsa da oynanışın eğlencesi açısından kesinlikle gereken bir şey olduğunu düşünüyorum.

Uncharted 4 hala mis gibi oyun, hiç yaşlanmamış. Görsel gücüyle, doğal karakteriyle ve heyecanlı aksiyonuyla günümüzün oyunlarına taş çıkartır. Sadece oynanışı hakkında birkaç sıkıntım var. Günümüzde yeni bir Uncharted çıkacaksa oynanışın kesinlikle birazcık daha derinleşmesi lazım. Özellikle platform ve aksiyon mekaniklerine yenilikler eklemeleri gerekiyor. Ben yine de eğlenerek oynayıp bitirdiğimi söyleyeyim.

Uncharted Kayıp Miras’ı oynama fırsatı bulamamıştım, remastered versiyonuyla ilk defa oynama fırsatı buldum. Oyunun giriş sekansındaki atmosferine bayıldım. Onun dışında oyunun temelleri Uncharted 4 üzerine kurulmuş ve genişletilmiş. Dördüncü oyunu sevdiyseniz bunu sevmemeniz için bir sebep yok aslında. Sadece ana karakterimiz farklı. Dördüncü oyuna doymayıp benim gibi 2 kere bitirdiyseniz bulunmaz nimet de diyebiliriz.

Dual Sense için Oyun Uyumlu Mu?

Hem haptik geri bildirim hem de uyarlanabilir tetik tuşları oyunda aktif olarak kullanılıyor. Uyarlanabilir tetik tuşları yani R2 ve L2 gayet güzel olmuş. Sadece ateş ettiğiniz tuş değil, nişan aldığınız tetik tuşu da aynı anda parmağınızı geri ittiğinden ateş ettiğinizde silahı tutmakta zorlanıyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu beni şaşırttı. Önceki oyunlarda o kadar dikkat etmemiştim, belki başka oyunlarda da hem ateş etme tuşu hem de nişan alma tuşu parmağınızı aynı anda geri itiyordur. Ben sadece ateş ettiğimiz tuşun sertleşip geri ittiğini görmüştüm. Dual Sense ile yeni oyunlarda ne yapacaklar merak ediyorum. Özellikle Horizon Forbidden West’te ok atma mekaniğiyle iyice harmanlayacaklarını düşünüyorum. Bu arada haptik geri bildirim özelliği de bu oyunda iyi kullanılmış. Astro’s Playroom kadar muhteşem kullanılmamış elbette.

Açık Dünya Oyunlarından Kaçış

Uncharted 4’ü ve Uncharted Kayıp Miras’ı daha önce oynama fırsatı bulduysanız bile PS5’te tekrardan oynamanızı tavsiye ederim. Tabii ki 439TL remastered sürüm için çok fazla, lakin bir indirim bekleyip alabilirsiniz veya daha önceden oyuna sahipseniz o sürüme 90TL vererek yükseltebilirsiniz. Daha önceden PS4’te oynama şansınız olmadıysa ve PS5’iniz varsa durduğunuz kabahat, hemen alın oynayın. Açık dünya oyunlarının içinde sıkılıp kaybolduysanız Uncharted oyunlarıyla ufak bir mola kesinlikle iyi gelecek.

PC sürümü ne zaman?

Oyunun PC sürümü hakkında ilerleyen dönemlerde bir açıklama olacağı söylendi. 2022 yılının içerisinde yeni duyurular yapacaklarını söylediler. Takipte kalın!

The Last of Us Part II: Kim Haklı?

Last Of Us Part II çıkışını gerçekleştirmesinin ardından oyun severleri ve serinin hayranlarını ikiye ayırdı. Oyunu oynayanlar ya çok beğeniyor ya da hayal kırıklığına uğruyordu. Oluşan hayal kırıklığının en büyük sebebinin de oyunla ilgili büyük tartışmaların odak noktası olan Abby karakteri.

Yazımız spoiler içerir.

Abby kime göre kötü?

Büyük çoğunluğun yaptıkları sebebiyle nefretle baktığı Abby, aslında o kadar da kötü bir karakter olmayabilir mi? Bu yazıda biraz da empati yapalım dedik. Olaylar aslında ilk oyunun sonuna bağlanıyor. Joel’in Ellie’yi Saint Mary’s hastanesinden kurtarmasının sonuçlarının çok büyük olacağı belliydi ancak oluşturduğu bu hikaye bize bambaşka bir boyutu göstermiş oldu. Joel’in Ellie’yi kurtardığı zaman öldürdüğü doktorlardan biri Abby kızımızın babası Jerry Anderson’dı ve bu onu çok büyük bir intikam isteğiyle doldurup taşırdı resmen. Bunun üzerine Abby’nin aşk beslediği Owen’ı ve onun hamile sevgilisi Mel’i de öldürmemiz pek yardımcı olmadı tabii.

Oyunu oynayan büyük bir çoğunluk hem Joel’e yaptıklarından dolayı hem de oyunun ciddi bir bölümünü kendisiyle oynamak durumunda olmaktan dolayı Abby’den nefret ediyor. Bu nefretin altında başka sebepler de yatıyor tabii. Ancak esas kızımız Ellie’nin intikam almak için ne kadar çok sebebi varsa Abby’nin de sebepleri bir o kadar anlaşılabilir. Joel’e olanları görüp erken yargılamaktansa Abby ile oynadıkça, karakterini tanıdıkça ona olan bakış açınız da değişiyor. Tabii bu bakış açısını değiştirebilmek için biraz da empati yapmak gerekiyor. İlk oyunu Abby ile oynasak ve Joel ile Ellie’yi Dr. Jerry Anderson öldürülene kadar tanımasak olaylara bakış açımız nasıl olurdu mesela?

Eski karakterlere benzerlik

Abby’nin aslında Scar olan Lev ve Yara ile kurduğu yakınlıktan itibaren yaşadıkları bize onun farklı bir yüzünü gösteriyor. Abby bir bakıma Lev’in Joel’i gibi oluyor ve bu durum oyuncuları ikiye ayıran kısmın başlangıcı oluyor aslında. Abby başta bir villain gibi görünse de kendisini bu görüntüden kurtarmayı başarıyor bir bakıma. Lev’e olan bağı, yolculukları sırasından ona öğrettikleri ve öğrendikleriyle bize başka bir ikiliyi hatırlatıyor değil mi?

Oyun aslında bizlere hikayeyi farklı bir açıdan sunuyor ve bize empati yapma fırsatı tanıyor ancak bazıları bu fırsatı direkt olarak görmezden gelip onu oyun tarihinin en kötü kalpli karakteri olarak hedef gösteriyor. Bu kadar güçlü bir kadın karakteri görmek bazıları için rahatsızlık verici bile olmuş olabilir ki bu işin korkutucu kısmı. Abby, bir bakıma da insanların gözlerindeki bazı önyargıları da yıkıyor. Oldukça kaslı bir yapısı olan karakterimiz bazı kesimler tarafından saçma bir biçimde bu yüzden de eleştiriliyor. Bir kadın karakter güzel, sevimli veya çekici olmak dışındaki özellikleriyle de başarılı olabilir ve Abby bunu bize en başarılı yoldan gösterdi.

Oyun bir yerde bizleri intikam duygusuyla sınıyor, memnun kalmak kalmamak başka bir şey ancak bunu amacına uygun bir şekilde çok güzel yansıtıyor. Bize Abby’nin kontrolünü vererek bir bakıma oyuncuları sınaması ve bunu başarılı bir şekilde yansıtması farklı reaksiyonlara yol açmış oldu. Oyunu rasyonel bir şekilde oynadığımız zaman daha çok keyif alabileceğimizi bizlere gösteriyor.

Sosyal medya linçlerinin doğurduğu kötü sonuçlara hepimiz şahit olurken Abby’i seslendiren Laura Bailey’nin serinin bazı hayranlarından ölüm tehditleri almasına kadar gidecek bir nefreti tam olarak anlamlandırmak zor. Ama oyunun yazarı Neil Druckmann ve Abby karakterini seslendiren Laura Bailey’in ne kadar muhteşem bir iş çıkardığını görmek için oyunu gerçekten farklı bir bakış açısıyla oynamanız gerekiyor.

The Last of Us Part II: Sevgi ve Nefret

The Last of Us, karakterlerinin gelişimini nakış nakış işleyip aralarındaki bağları harika veren bir oyundu. Müzikleriyle birlikte verdiği hikayenin özel bir sosa sahip olduğuna hepimiz hemfikirizdir. Part II diye tanıtılan bu devam oyununda ise aynı sosu ne yazık ki koruyamıyor…

Ana hikayeye geçmeden önce oyunun diğer boyutlarını ele alıp aradan çıkaralım, çünkü hemen hemen tüm eleştirilerimiz hikaye odaklı olacak.

Oyuncuyu Evinden Koparan Bir Atmosfer

Zombilerle dolu bir evrende hayatta kalma atmosferini en iyi veren eserlerden biri The Last of Us Part II diyebiliriz. Kapalı mekanlardaki ışıklandırma, bitki örtüsünün binalarla bir bütün olması ve şehirlerin devasalığı bizi etkilemeyi başardı. Etrafa rastgele serpiştirilmiş gibi görünen fakat içlerinde yaşanmışlıkları ve kaçınılmaz felaketi barındıran detayları incelemeye doyamadık. Havada uçuşan tozun burnumuzu gıdıkladığını hissedip, o çürümüşlüğün kokusunu aldık. Ses duyduğumuzda gerildik, ses duymadığımız sağır edici sessizlikte ise daha çok gerildik. Bu atmosferin etkileyiciliğinin en büyük yardımcısı da tabii ki muhteşem görsellik ve ses dizaynı.

Aşırı gerçekçi kaplamalarıyla birlikte animasyonların yumuşaklığı ve ağırlığı konusunda ise hiçbir eksiklik yok. Tamamen muhteşem. Hatta öylesine muhteşem ki gerçekçiliğiyle ekrana kilitleniyorsunuz. Yakın zamanda hiçbir oyununun RDR 2 kalitesindeki görselliğe ulaşmasını beklemiyorduk.

Vahşet ve Gizliliği Bir Araya Getiren Oynanış

The Last of Us Part II oynanış olarak da oldukça keyifli bir deneyimdi. O korku, damarlarınızda patlayıp tüm vücudunuza yayılan dehşet, hayatta kalmak için çaresizce mücadele etmek, hayatınız için savaşmak zorunda olduğunuzu hissetmek oyunun en güçlü yanıydı. Yapay zekanın ilk oyuna göre de bir hayli geliştiğini söyleyebiliriz. Her çatışmanın bizi mücadeleye zorlaması, insanların sürekli etrafımızı sarması ve köşeye sıkıştırması oyuncuda paniğe sebep oluyor. Sıktığınız tek bir yanlış mermi, attığınız fazladan bir adım kendinizi bir anda kaosun ortasında bulmanıza sebep oluyor. Ayrıca düşmanlarımızın birbirleriyle konuşarak güzel organize olabildiklerini de söyleyelim.

Düşmanların yaşam tarzı, hırsları ve kültürleri çatışmalar sırasında siz fark etmeseniz bile size veriliyor. Düşmanı anlıyor ve tanımaya başlıyorsunuz, bu da onların yapay zekadan daha çok düşünen varlıklar gibi görünmelerine, hissettirmelerine sebep oluyor. Sonuç olarak çatışmalar oyunun en büyük artılarından biri. Sorun nerede peki? Bunun çok fazla tekrara düşmesi, fazla uzayıp gittikçe etkisini yitirmesi.

Oyunların zaten temel bir döngüsü olmak zorunda ama hikayeyi bu kadar pinti verirken bizi anlamsız bir şekilde oynanışa tabii tutmasına çok sinirlendik. Neler olduğunu, nereye varacağını ilk oyundan bu yana deliler gibi merak ederken oyunun kocaman oynanış sekanslarına karşın ufacık hikaye kırıntıları ile yetinmemizi beklemesi sabrınızı zorluyor. Hikayede ilerlemek için deliler gibi çırpınıyoruz ve karşılığında ise minicik şeyler öğreniyoruz. Daha sonra hemen yola devam etmemiz gerektiği söyleniyor. Karakterimiz, gitmeyi hedeflediği nokta için uzaklara doğru baktığında içimizde bir bıkkınlık oluştu. Oyun uzadıkça da bu bıkkınlığın şiddeti arttı.

Yazımıza devam etmeden önce minik bir detaya değinmek istiyoruz. Merminiz bittiğinde düşmanlarınızın arasından hemen “mermisi bitti” diyaloğunun döndüğü fark edeceksiniz. Aslında gayet basit bir ekleme olmasına rağmen bu oyuna kadar niye kimse eklemedi bilmiyoruz.

Hikaye: Madalyonun İki Yüzü

The Last of Us Part 2, çıkmadan önceki süreçte geçtiği tüm problematik süzgeçlerin hiçbirine takılmayıp çok beklemediğimiz noktalarda bizi hayal kırıklığına uğrattı. Oyunun anlatmak istediği hikaye, beklentilerimizi süsleyen o iç ısıtan ufak çekirdek hikaye değil. Daha katmanlı, daha her noktaya ve daha çok karaktere dokunmaya çalışan bir hikaye. Bu kadar fazla karaktere ekran süresi ayırmasını pek doğru bulmadık. Herhangi bir karakteri tamamen tanıyamadan, bağ kuramadan hemen başka bir karakterle yollara çıkıyorsunuz. Yine de anlatılmak istenen bu hikayeye elbette ki saygı duyuyoruz. Kafamızı kurcalayan şey ise bunu çok daha iyi anlatabilecek olmaları.

Oyun, görmeyi umduğumuz o çekirdek hikayenin karşısında durmayı seçmiş. İlk oyunda sarılıp bağrımıza bastığımız karakterleri geri itip yüzlerine tekrar bakmamızı, tekrar düşünmemizi istemiş. Bizi hiç olmak istemediğimiz bir noktaya çekmiş. Oynamak istemediğiniz bir oyunu oynamak da çok yorucu geliyor bir noktada. Gitmek istemediğiniz noktalara bir akıntı tarafından sürüklenmek ağızda hoş bir tat bırakmıyor. Bizi boğazlayarak istemediğimiz şeyleri zorla yaptırıyor.

Gerçekten bir devam oyunu mu?

Oyunun yönetmeni olan Neil Druckmann, “Yeni oyunda da Joel ve Ellie’nin hikayesini işleyeceğini” duyurmuştu. Ayrıca “inanın bize,  eğer elimizde anlatılacak bir hikaye olmasaydı devam oyunu yapmazdık” da diye ekledi. Halbuki işlediği hikaye o kadar yan bir hikaye ki, utanmadan bu oyuna nasıl part II demişler şaşırdık doğrusu. The Last of Us 2 bile değil part II, yani hikayenin ikinci yarısı olduğunu bağıra bağıra söylüyorlar. Ama ne yazık ki öyle değil. Hatta anlatacakları yeni hikayeyi ana karakterlerimize bağlamaya çalışmaları biraz fazla zorlama geldi. Anlattıkları hikayede bolca tesadüf ve yaratıcılıktan yoksun olmasıyla birlikte iyice zorlama geldi.

Oyunun yapısıyla ilgili eleştirimize geçmeden önce sizlere spoiler uyarısı yapmak istiyoruz. Hikaye olarak pek spoiler vermeyeceğiz ama sunumunu spoil edeceğiz. Eğer oyunla ilgili detayları pek öğrenmek istemiyorsanız okumaya devam etmemenizi tavsiye ederiz. Eğer son yorumlarımızı öğrenmek isterseniz “yaşadıklarımızı sindirdikten sonra” başlığına uzun bir atlayış yapabilirsiniz.

The Last of Us’ın devam oyunundan ne beklersiniz?

Joel ve Ellie’nin maceralarına tanık olmaya devam etmek ve yeni yolculuklara doğru yelken açmak istersiniz öyle değil mi? Oyun bunu istediğinizin gayet farkında ama bunu bilinçli bir şekilde size vermiyor. Fragmanlarda sizden sürekli saklıyor ve bunun Joel ve Ellie hikayesi olduğunu vurguluyor. Böyle yalanlar söyleyip bize twist atması, oynarken öfkelenmemize sebep oldu. Çünkü oyunun sadece ilk yarısını Ellie ile oynuyorsunuz ve oyunun ilk yarısında neredeyse hiç hikaye anlatılmıyor. İkinci yarısında ise Abby karakteriyle her şey sıfırdan başlıyor ve aynı zaman çizgisini Abby ile en baştan oynuyorsunuz. Bu nasıl bir oyun tasarımı Neil Druckmann? Bütün eşyalarınız ve karakter gelişiminiz tamamen resetleniyor. Hiç oynamak istemediğiniz ve nefret duyduğunuz bir canavarla 10-15 saat geçirmek zorunda kalıyorsunuz. Aslında daha fazlaymış ama kırpmışlar. Kırpılmış olmasına rağmen fazla uzun bulduk.

Ellie, oyunun hemen hemen %40’ını oluşturuyor. Geri kalanının tamamı Abby’den oluşuyor. Eğer bizi bu beklentiye düzgün bir şekilde hazırlasalardı, bu bizim için elbette sorun değildi. Daha önce de dediğimiz gibi oyun tamamen Ellie ile ilgili olduğunu duyurup ardından Abby ve çetesinin maceralarını anlatması hiç hoşumuza gitmedi. Kandırılmış hissettik. Sanki HBO’nun The Last of Us dizisinin senaryosunu çalmışlar ve yan bir hikayeyi oyunun ana hikayesine çevirmişler gibi hissettirdi. Sanki bu hikaye oyunun dizisi veya filmi şeklinde çıksaydı daha doğru bir karar olurdu gibi geldi. Resident Evil 2 Remake ne yapmıştı? Aynı oyunu baştan sonra 2 farklı karakterle oynayıp daha fazla detay öğreniyorduk öyle değil mi? Bunu böyle vermeleri çok daha anlaşılır ve mantıklı oluyor. Ama The Last of Us Part II gibi aynı zaman çizelgesinde karakter resetleyerek hikayenin devamı olarak zorla tekrar oynattırması oyuncunun ağzında ekşi bir tat bırakıyor.

Karakterlere ne kadar bağlandık?

Joel ve Ellie ile sınırlı ilk oyunun yanında ikinci oyunda o kadar çok karakter var ki, oyun yol geçen hanı gibi. Yine de yaratılan bu karakterler ve onların hikayeleri iyi. Sorun ise oyunun hepsine dokunmaya, hepsini oyuncuya benimsetmeye çalışması. Bu dayatma ise çok sert bir şekilde geri tepmiş. Bu karakter neden bunu yapıyor veya bu karakter ile ne zaman bu kadar can ciğer kuzu sarması olduk dediğimiz anlar oldu. Oyun bunu daha dikkatli adımlarla işleseydi, yeni ve oyunun dünyasını daha çok yansıtan-anlatan hoş karakterlerle çevrilmiş bir altın madeni diyebilirdik. Oyunun ilişki ”üçgenlerine” gelirsek, oyun fragmanında çok tartışma yaratan Ellie ve Dina’yı, hatta Abby ve Owen’ın ilişkisini rahatsız etmeden çok doğal bir şekilde işlemiş. Bizi rahatsız eden tek şey ise bu ilişkilere daha çok kişinin dahil olması ve anlamsız ilişki çıkmazlarını işlenmesi.

Yaşadıklarımızı Sindirdikten Sonra

The Last of Us Part II’de yaşadıklarımızı düşününce hüzünlenmemek mümkün değil. Yaşadığımız her duyguyu bize fazlasıyla yoğun hissettiriyor. Oyunun yapmaya çalıştığı şeyin bu olduğunu düşünürsek bu konuda sonuna kadar başarılı ancak hikaye anlatımını ve duygu verişini bıçak kadar keskin olması ne kadar doğru bilemedik. İlk oyunun devamını yapmak bu kadar kolay iken her şeyi reddedip böyle riskli tercihlerle devam oyunu yapmalarını takdir ediyoruz ama her riskli karar da doğru bir şeydir demek değil. Örnek olarak Death Stranding’in bağımsız oyun kafasında olup gerçekten sadece kargo taşıdığımız bir oyun olarak çıkmasına bayılmıştık. Oldukça riskli olmasına karşın bir şekilde başarmışlardı. Naugty Dog da yapmak istediği şeyi başarıyor başarmasına da verdiği karar pek yaratıcı veya özgün değil. Sadece farklı diyebiliriz. Sanki bunu bir DLC’de deneselerdi daha çok uyardı.

İlk oyunda bize sevgiyi ve karakter ilişkilerini bu kadar harika verdikten sonra nefreti de vermek istemişler, çok iyi de başarmışlar da bunu yaparken ilk oyunun özel sosunu hatta tüm Naugty Dog’un büyüsünü eklemeyi unutmuşlar. İlgi çekici, sevimli ve doğal karakterleri...

Uncharted serisini, ucuz aile filmimsi basit hikayesine rağmen neden seviyoruz? Elbette karakterlerin aralarındaki eğlenceli konuşmalara, aralarındaki sevgiye ve kendilerine has ilişkilerine-bağlarına hayran kaldığımızdan dolayı seviyoruz. Naughty Dog, bu konuda çok başarılı. The Last of Us’da da bunu çok güzel başarmıştı. Ne yazık ki devam oyununda hiçbirini göremedik. Neyse ki hikaye ve sunum dışında her şey o kadar büyüleyici ki bu oyuna kötü dememize engel oluyor. The Last of Us Part II’yi herkes denemeli. Acele etmemenizde fayda var, malum oyunun fiyatı ortada ve nefret duygusunu size hissettirecek bir oyuna o kadar yüksek para vermek daha da sinirlenmenize sebep olabilir.

Sonuç olarak Last of Us Part II, inişli çıkışlı, heyecanınızı bir an zirveye çıkartırken; hemen sonra bitse de gitsek dedirten bir oyun olmuş. Grafik, atmosfer, oynanış, ses gibi teknik ve mekanik anlamda oyun çok sağlam temeller inşa ediyor, fakat hikaye ve sunum konusuna gelince eline bir tane balyoz alıp bu temellerin hepsini parçalıyor ve elimizde tartışılır bir oyun kalıyor. Bu yüzden insanların yarısı oyuna bayılırken yarısı da nefret ediyor. Biz ise ortada kalanlarız…

“Oyunun en büyük hayal kırıklığı oyunun olduğu şey değil, ne olabileceği.”

 

 

The Last of Us Part II’den Ne Beklemeliyiz?

The Last of Us Part II’yi beklemekten ölsek de bir şekilde hayatta kalmaya çalıştığımız şu günlerde 23 dakikalık oynanış ve sinematik gösterdiler. Açıkçası geçen senelerde gösterdikleri oynanış videosunda çok daha iyi grafikler vardı. Oynanış da biraz daha gelişmiş duruyordu, hatta Tomb Raider yapımcıları böyle bir oynanış olamaz, hepsi script diyerek Naugty Dog’a laf atmıştı. Oynanış konusunda neredeyse o deneyimi bize verecekmiş gibi dursa da grafikler için aynısını söyleyemeyeceğim.

Uncharted 4, 2016’da çıkmıştı

2016’daki harika gerçekçi animasyonlar ve grafiklerden sonra 2020’de çıkacak bir Naugty Dog oyunu için çok yüksek beklentilere girmiştim. Bu beklentim tabii ki de çok doğal, Nautgy Dog’un çıtayı daha da yukarı çıkarmasını beklemenin herhangi bir yanlış tarafı olduğunu da sanmıyorum. The Last of Us Part II’de animasyonlar konusunda cidden daha da üst seviye çıkmışlar, insanların ölümü, dövüşürken verdikleri tepkiler ve Ellie’nin kendi animasyonları cidden iyi gözüküyor. Hepsi aşırı yumuşak ve kaliteli duruyor. Lakin grafikler sanki downgrade yemiş gibi hissettirdi. Çok daha iyi grafiklere çıkabilecek iken PS4’ün mevcut güçsüz donanımı yüzünden grafikleri düşürmek zorunda kaldıklarını tahmin ediyorum. Dokuların (texture) kaplama kalitesinde çözünürlük düşük gibi gözüme geldi. 2016’da çıkan Uncharted 4, göze daha hoş görünüyor gibi geldi.

2 yıl önce gösterdikleri grafikler daha güzel gözüküyordu

2 yıl önceki videoda orman atmosferi muazzam gözüküyordu. Havanın kararmasıyla birlikte orman iyice tehlikelerle dolu gibi duruyordu. Hala daha öyle duruyor da dediğim gibi dokular biraz kalitesiz duruyor. Sonuç olarak grafikler 2 yıl önceki kadar harika olmasa da hala daha gayet güzel duruyor. Gördüklerimize çok şaşıracağımız bir görsel şölen beklerken, onu pek bulamayacağımızı fark ettim. Yine de mutlu ayrılacağımızı düşünüyorum. Belki de dediklerimde yanılırım, Youtube üzerinden stream ettiklerinden dolayı öyle geliyordur. Kendim oynarken çok etkilenebilirim de kim bilir, umarım yanılırım.

Yeni Oyunlarda Hem Yatay Hem Dikey İlerleyebiliyoruz

Oyunlarda hep sağdan sola veya ileri geri gideriz, öyle değil mi? Yeni Doom oyunlarında ve birkaç yeni oyunda artık dikey de ilerleyebiliyoruz. Oyunu tasarlarken birden fazla kat olarak tasarlıyorlar ve istediğimiz kattan gidebiliyoruz, dilediğimiz yolu seçebiliyoruz. The Last of Us Part II’de de böyle olacağını öğrenmiş olduk. Aslında zıplama mekaniği derken bunu kastediyorlardı. Yeni zıplama ve halat mekanikleriyle çatılara çıkabilir, daha yüksek konumdan düşmanlarımıza saldırabiliriz. Yukarıdan planlarımızı kurup, tuzakları yerleştirip, bombalarımızı fırlatabiliriz. Böylece ilk oyuna göre oynanışın daha da derinleştiğini söyleyebiliriz.

Hikaye konusunda endişelerimiz olsa da biz açık dünya oyunlarından çok bıktık. Böyle hikayesiyle oyuncuyu alıp götürdüğü çizgisel ve sinematik bir oyun oynamayı o kadar çok özledik ki The Last of Us Part II’yi yere göğe sığdıramayabiliriz. Oynarken çok keyif alacağımızı düşünüyorum. Ayrıca önceki oyuna göre çok daha gerilim dolu olduğundan atmosferi daha güçlü bir deneyim verecekmiş gibi de geliyor. Naughty Dog’un yaptıkları en geniş oyun olması da bizi heyecanlandırıyor. The Last of Us Part II hakkında siz ne düşünüyorsunuz?