Sadece Multiplayer değil, biraz Singleplayer da oynayalım

Multiplayer oyunlarının sonsuz döngüye sahip olması bazılarımız için tehlikeli olabiliyor. Oyun yapımcıları da oyunları tasarlarken bağımlılık yapacak bir sistem oturtmaya odaklandıkları için bu durum daha da korkunç oluyor. Haliyle insanlar kendilerini kaptırıp yıllarca sadece tek bir oyunda hapsoluyorlar.

Kendinizi bir oyuna kitlememeye dikkat ederek; multiplayer oyunları biraz kısıp, singleplayer oyunlara da yer açabilirsiniz. Tamamen bırakın demiyorum, sevdiğiniz oyun türüne göre o oranı kendiniz belirleyebilirsiniz. Mesela benim için bu oran %25 multiplayer, %75 singleplayer. Lise zamanlarında bu oran bir hayli farklıydı, %60 multiplayer, %40 singleplayer civarındaydı. O yıllar npc’lerle savaşmak beni tatmin etmiyordu, insanlarla rekabet etmek daha çok hoşuma gidiyordu. npc’yi öldürmüşüm, öldürememişim ne fark eder gibi düşünüyordum, zaman zaman bir oyunun bana verdiği deneyimi göz ardı ediyordum…

Arkadaşlarımızla oyun oynamak her zaman eğlenceli olmuştur, fakat bir oyunu tekrar tekrar oynamak biraz ölüyü dürtüklemek gibi oluyor. 300-400 saati aşıp, 5000-10000 saat aynı haritada, aynı karakterle, aynı mekaniklerle, aynı atmosferle vakit geçirmek; diğer güzel oyunları kaçırmak anlamına geliyor. Zaten 300-400 saatin ardından o online oyunu da fazlasıyla tüketmiş oluyorsunuz.

Mesela vampir olduğumuzu düşünelim ve bir kurbanın kanını aylarca emdiğimizi hayal edelim. O kurbanın vücudu daha ilk günde kuruduğu halde aylarca kurbanın cesedini emmeye devam etmişsiniz. İşte 5000 saat aynı oyunu oynamak böyle bir şey…

Cesedi dürtüklemek yerine kaçırdığınız güzel evrenlerin içine dalıp kaybolabilirsiniz. Mesela Atreus ve Kratos’un zorlu yolculuğuna yardım etmek ister misiniz? God of war’un yepyeni savaş mekanikleriyle balta fırlatmak ve onu tek tuşla geri çekmek sizi gayet tatmin edecektir. Tek boyutlu bir karakterin derinleşmesine tanık olacak, bir baba ve oğlunun kendilerini keşfetmesine yardım edeceksiniz. Şimdi elbette ki ilgimi çekmedi diyebilirsiniz, mitolojik ögeler hoşunuza gitmeyebilir, o zaman sizi Marvel’s Spider-man’e davet edelim. Popüler olan süper kahraman filmlerinin ardından artık oyun sektörü de süper kahramanlara yönelmeye başladı ve sonunda yüksek bütçeli bir Spider-man oyunu çıktı.

Sadece ağ atma mekaniğinin güzel olması için 3 yıllık bir uğraştan söz ediyoruz. Attığınız ağların gökyüzüne gitmemesi için, ağ ile sallanırken fizik kurallarına uygun bir şekilde sallanmanız ve şehirde ağ ile gezinirken zevk alabilmeniz için bunun üstünde yıllarca uğraşmışlar. Sırf şu ağ atarak gezinmeyi deneyimlemeniz için bile bu oyunu tavsiye edebilirim. Hadi diyelim ki Spider-man de ilginizi çekmedi, daha gerçekçi temaya sahip oyunlar arıyorsunuz. O zaman…

O halde Red Dead Redemption 2 gibi bir başyapıtı kesinlikle kaçırmamalısınız. Müziğimi açıp saatlerce doğada at sürmek bile beni aşırı keyiflendirdiğini söyleyebilirim. Animasyonların kalitesi, yumrukların tokluğu, gunplay’in ağırlığı, ana karakterimiz olan Arthur Morgan’ın iyi yazılmış bir karakter olması, olağanüstü grafik ve atmosferiyle RDR2 sizi şaşırtmayı rahatlıkla başaracak. Oyun, ağır olduğu için ne yazık ki herkese hitap etmiyor. Ayrıca vahşi batı temasına da ilgi duymayabilirsiniz, o halde sizi Spec Ops: The Line’a alalım.

Call of duty Modern Warfare serisi dışında herhangi bir asker temasına sahip oyunun beni etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim. Spec ops: The Line, 2012’den beri listemdeydi ancak sürekli erteliyordum. Uzaktan basit bir shooter gibi görünüyordu. 2016 yılına geldiğimizde ise daha fazla ertelememe kararı aldım ve bir göz atmak istedim. Eski grafiklerine rağmen güçlü atmosferini bana hissettirebilmesi ilk izlenimim için olumluydu. Sürekli ilginç ve tuhaf olayların başımıza gelmesi beni şevklendirip duruyordu. Kendi birliklerimizin bize saldırması merakımı uyandırmayı başarmış ve nedenini öğrenmek için oyunun sonuna kadar gitmiştim ve her şeyi öğrendiğimde ağzımdan çıkan tek kelime “oha” olmuştu. Oynanış olarak hantal olsa da bu etkileyici hikayeyi kaçırmak çok yazık olur.

Size sayabileceğim daha yüzlerce oyun var. The Last of us, Dark Souls, Shadow of mordor, Batmam Arkham Serisi, Quantum Break, Bioshock Infinite, Dishonored ve daha neler neler… Elbette bu saydıklarımın hiçbirinden de zevk almayabilirsiniz, ancak en azından bir kere deneyin. Belki de daha çok seveceksiniz. Bütün gün online bir oyun oynayıp yatağa geçtiğinizde içinizde azcık da olsa eğlendiğiniz zamanı vakit kaybı gibi hissettiyseniz zaten kesinlikle singleplayer’a göz atın. Yatağa geçtiğinizde vay be bu oyunu da bitirdim, bu macerayı sonlandırdım, bakalım şu diğer oyun nasılmış diyerek de uykuya dalabilirsiniz. Farklı evrenlere yolculuk etmek, yeni karakterle tanışmak, yeni hikayeler öğrenmek kafanızı açacaktır, farklı oyun yönetmenlerinin birbirinden farklı vizyonlarını irdelemenin de çok keyifli olduğunu söylemeliyim.

Bizi takip edin!

Bir Cevap Yazın