Edgar Allan Poe Kaleminden En İyi 10 Korku Hikayesi

Herkese merhabalar!
Ekim ayı geldi çattı. Sizin de bildiğiniz üzere Halloween ayına girdik ve aklımıza ilk olarak korku teması içeren bir kültür geliyor. Korkunç kostümler, korkunç makyajlar, korkunç şakalar, ışıklar.. Biz de bu ay ve Halloween adına sizlere bir liste hazırlamak istedik. İnsanı dehşete düşüren hayal gücü ve hikayelerinin ürperticiliğiyle H.P Lovecraft gibi başka yazarlara da ilham veren Edgar Allan Poe adlı gotik ve deli yazarın, bu konuya son derece uygun olacağını düşündük. Okuduğumuz ve ilk 10’a gireceğini düşündüğümüz hikayeleri bir liste haline getirdik. İşte karşınızda korku ve gizem!

the mask of the red death

Kızıl Ölümün Maskesi (The Masque of the Red Death-1842)

Bu hikaye aslında bir korku hikayesi olmasına rağmen sonunda okuyucuya bir ders de öğretir. Hikaye, insanları kırıp geçiren “Kızıl Ölüm” salgınından kaçan Prens Prospero ile başlar. Prens, kendini hizmetkarlarıyla birlikte yüksek güvenlikli ve teçhizatlı bir manastıra kapatmıştır. Küçük bir sorun vardır; prens eğlenceye, yemeye-içmeye ve müziğe çok düşkündür. Salgının 6. ayında prens dayanamaz ve bir maskeli balo düzenler.
Balonun düzenlendiği manastırın 7 farklı renkte odası vardır. Bu odalarda camlardan tutun da eşyalara kadar her şey aynı renktedir. Baloya davetlilerin gelmesiyle olaylar başlar. Kalabalığın arasında özellikle farklı kostümlü ve ürkütücü biri dikkat çeker. Spoiler vermeden anlatacağım için olayların içine değinemiyorum. Fakat Poe’nun bu odaların atmosferini anlatışı, yaşanan olayları son derece gerçekçi ve rahatsız edici derecede detaylı anlatması belki de bu hikayenin Poe’nun en iyi hikayelerinden biri olmasını sağlamıştır.

Edgar Allan Poe

Gammaz Yürek (The Tell-Tale Heart-1843)

Bu hikaye, ikisinin aynı evde yaşadığını düşündüğümüz bir ihtiyara ve birisine ait. Birisi diyorum çünkü Poe’nun hikaye tekniklerinden biri olan “detay vermeme” bu hikaye için de geçerli. Yer, zaman, isim gibi detayları vermeyerek gerilimi doruklarda yaşatıyor Poe. Hikayedeki detayları hayal etmek size kalıyor.
Ben bu ihtiyarla yaşayan kişinin daha iyi anlaşılması için ona A kişisi diyeceğim. Hikaye hakkında bildiğimiz şeyler hikayenin bir evde geçtiği, ihtiyar ve A kişisinin bu evde yaşaması, ihtiyarın bir gözünün akbaba gözüne benzemesi ve soluk mavi bir zarla kaplı olması. İhtiyarın gözüne ait bu detayı, hikayenin başında A kişisinden öğreniyoruz. Hatta öylesine güçlü bir detay ki bu, A kişisi bu gözü görmeye artık katlanamıyor. Sinirleniyor ve ihtiyarın odasına bir gaz lambasıyla girerek onu öldürmeye karar veriyor. Öldürüp öldüremediğini tabii ki açıklamayacağız ama Edgar Allan Poe anlatımıyla A kişisinin ne yaşadığını, hayal ve gerçek arasındaki çizginin var olup olmadığını anlamaya çalışırken epey gerileceksiniz.

Edgar Allan Poe

Morgue Sokağı Cinayetleri (The Murders in the Rue Morgue-1841)

Hikayenin yazıldığı 1841 yılında Londra’da polis teşkilatı yeni yeni oturuyordu. Şehirlerin büyümesiyle birlikte suç kavramı ortaya çıkmıştı. Poe’nun yazdığı bu hikaye “dedektif” kelimesinin ilk kez kullanılmış olması açısından “ilk dedektif öyküsü” olarak anılır. Bu açıdan çok önemlidir ve edebiyata yeni bir kavram kazandırmıştır. Poe’nun, özellikle Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes karakterine ve Agatha Christie’ye ilham olduğu söylenir. Hikayede Auguste Dupin ve arkadaşı Paris’te yaşarken bir cinayet işlenir. Madam L’Espanaye ve kızı, vahşice öldürülmüştür. Cesetler, ölüm sebebi anlaşılmayacak kadar karmaşık bir şekilde bulunmuştur. C. Auguste Dupin ve arkadaşı ise bu cinayeti detaylara inerek çözmeye çalışırlar.
Hikayeyi okursanız bu iki arkadaşın ilişkisinin, Sherlock Holmes ve arkadaşının ilişkisine ne kadar benzediğini görebilirsiniz. Ayrıca ikilinin detaylara inmeleri ve cinayet tanıklarını sorgularlarken çıkardıkları öngörüler beni gerçekten çok tatmin etmişti. Hikayenin yazıldığı yılı (1841) ve türünün alanında ilk örneği oluşunu göz önüne alırsak böylesine ince bir iş çıkarmak hiç kolay olmamalı.

the black cat

Kara Kedi (The Black Cat-1843)

Küçüklüğünden beri hayvanlarla iç içe büyüyen ve büyüse bile bu sevgisini devam ettiren bir karakterle başlar hikayemiz. Evlenir ve eşi ile birlikte çok sayıda hayvanla aynı evde yaşamaya başlar. Karakterimizin küçüklüğünden beri çok sevdiği Pluto isimli siyah kedisi de onunla birliktedir. İlk başta her şey yolunda gitse de başkarakterimizin alkol bağımlılığının başlamasıyla huyları değişir ve evdeki hayvanlara tahammül edememeye başlar. Hayvanlara karşı işkencenin dozu gitgide artarken karakterimiz olan bitenin farkındadır fakat yaptıklarının üstüne düşünme yetisini bile kaybetmiştir. Pişman olmuyordur, her geçen gün daha asabi ve çekilmez bir insan haline gelmiştir. Karakterimizin deyişiyle ruhunu bir “zıtlık” düşüncesi kaplamıştır. Yaptığının kötü olduğunu olaylar yaşanırken fark etse de alkol etkisiyle unutuyor ve olaylardan etkilenmiyordur. Olaylar daha da ileri boyuta taşınır. Hikayenin geri kalanını sizlere söyleyemesek de bu hikaye gerçekten insanın suçluluk psikolojisine ve yaşadığı korkuya dair çok büyük bir örnektir. Poe’nun en ürkütücü hikayelerinden birisidir.

the cask of amontillado

Amontillado Fıçısı (The Casque of Amontillado-1846)

Hikayemizin başkarakteri Montresor ailesinin bir üyesidir. Başkarakterimizin Fortunato adında bir arkadaşı vardır. Hikayede, Fortunato adlı karakterin bazı konularda sahtekar olduğundan bahsedilir ve şarap konusunda zaafı olduğu anlatılır. Başkarakterimizin düşüncesiyle, şu ana kadar bize yaşattıkları ve hakaretleri için Fortunato’dan intikam almak isteriz. Bu yüzden Fortunato’yu bir fıçı Amontillado şarabı bahanesiyle mahzene götürmeye çalışırız. Geri kalanını sizin hayal gücünüze ve okumanıza bırakalım.
Gelelim asıl olayımıza. Edgar Allan Poe, hikayelerinde seçtiği anlatım yollarıyla veya imgelemelerle gerçek hayattaki günlük olay örgülerine ve bazen güç dengesine, bazen de insanoğluna atıfta bulunmuştur. Bu hikaye için az önce bahsettiğimiz Fortunato isminde bir giz saklıdır. “Fortunatus” ismi aslında İncil’de geçer ve İsa’nın ilk 70 sadık elçisinden birinin adıdır. Kiliseye hizmet eder. İroni aslında burada gizlidir: Hikayede geçen Fortunato karakteri İncil’dekinin tam aksine son derece keyfine düşkün, yeri geldiğinde düzenbaz, içki içmesiyle ve gamsız bir hayat yaşamasıyla övünen bir kişidir. İncil’de yansıtılanın tam tersi bir karakterde olması ve aslında sadece bir fıçı şarap uğruna mahzenin derinliklerine kadar inmek gibi kutsal olmaya çok uzak hareketler sergilemesi, İncil’deki Fortunatus karakterine bir atıftır.

Bay Valdemar Vakasındaki Gerçekler (1845)

Bu hikayede, hipnotizmayla uğraşan P— isimli bir karakter görürüz. Daha önce kimse ölüme yakınken hipnotize edilmediği için P— bunu denemek ister. Oldukça sıska ve verem hastası olan Bay Ernest Valdemar ile P— , Bay Valdemar ölüm döşeğine düşmeden önce anlaşır. Bay Valdemar hastalandığında ve durumu çok ağırlaştığında, bir iki günlük ömrü kaldığı söylenir ve P— çağırılır. Hipnotize işlemi başlar ve hikaye boyunca da bu işlem sırasında neler olduğu anlatılır.

Edgar Allan Poe

Berenice (1835)

Hikayemiz, vaftiz adı Egaeus olan fakat soylu bir aileden geldiği için gerçek adı soyadını söylemeyen bir karakterle başlar. Yapı olarak kederli ve melankolik bir karakterdedir. Aile malikanesinde yaşar. Malikanenin kütüphanesinde doğmuştur ve annesi de burada hayatını kaybetmiştir. Bu yüzden kütüphaneye ve okumaya karşı derin bir ilgisi vardır. Yaşadığı malikanede Berenice adlı kuzeniyle büyümüştür fakat iki kuzenin yetiştirilme tarzları oldukça farklıdır. Berenice alabildiğine mutlu ve enerjik bir karakterdir ve böyle büyütülmüştür.
Okuduğumuz detaylara göre, Egaeus’un “monomani” hastalığı vardır: yani günlük hayatta gördüğü en önemsiz detaylar ve nesneler üzerine saatlerce odaklanıp düşünebilir. Bu normal bir durum olmadığı gibi rahatsız edici bir hastalıktır. Bir süre geçer. Berenice de şizofreni hastalığına yakalanır ve sahip olduğu tüm hayat enerjisi gider. Egaeus, Berenice’i böyle görmeye dayanamaz, içi parçalanır ve bu süre içinde evlilik teklif eder. Fakat düğünden kısa bir süre önce Egaeus, monomani hastalığı doğrultusunda Berenice’in dişlerini takıntı haline getirir. Sonrasında yaşanan olayları anlatmayı biz de çok isterdik fakat hikayeyi okumanızı tavsiye ederiz.

William Wilson

William Wilson (1839)

William Wilson hikayesini bir gerilim hikayesi olarak ele alabilmemize karşın içinde bir gerilim hikayesi yerine daha çok didaktik, psikolojik ve otobiyografik izler taşır. Otobiyografik diyoruz, çünkü hikayemizin başkarakteri olan William Wilson aslında Edgar Allan Poe’dan başkası değil.
Hikayemiz, William Wilson isimli ve soylu bir aileden gelen başkarakterimizin genç yaşta okul için evden ayrılmasıyla başlar. Bu karakter kendini beğenmiş, genç yaşta evden ayrılmanın keyfiyle başına buyruk davranabilen bir karakterdir. Okula gittiği zaman kendine bir çevre edinir fakat ters giden bir şey yaşanır. Okulda William Wilson isimli birisi daha vardır ve bu karakterimizin hiç hoşuna gitmez. Aynı isim yetmezmiş gibi bir de boyları, görünüşleri, ses tonu ve konuşmaları, giyinişleri aynıdır. Doğum tarihleri aynıdır ve 19 Ocak’tır.
Doğum tarihlerini göz önüne aldığımız zaman ise bazı gizemler çözülmeye başlıyor: Edgar Allan Poe 19 Ocak 1809 yılında doğmuştur. Hikayede bahsettiği ikinci William Wilson ise Edgar Allan Poe’nun alt benliklerinden biri, hayalet bir ikizinden başka bir şey değildir. Hikaye boyunca iki William Wilson bir çatışma içindedir. Ben bu iki karakteri 1 ve 2 olarak adlandıracağım izninizle. 1, yani ana karakterimiz olan William Wilson taklit edildiğinin ve kendisine bir rakip geldiğinin düşüncesine kapılır. Kendi deyimiyle arkadaşları “William Wilson 2’yi ve taklitlerini görmekte kör gibi davransalar da” 1 numara her şeyin farkında olduğunu savunur ve hikaye boyunca bunu içselleştirir. Bu hikaye, insanın kendi benliğine nasıl yenik düşebildiğinin ve bahaneler arkasına saklanabildiğinin en iyi anlatımlarından birisidir. Poe’nun insanın psikolojisiyle gerçekten oynadığını hikayeyi okursanız çok daha iyi anlayacaksınız.

The Pit and the Pendulum

Kuyu ve Sarkaç (The Pit and the Pendulum-1842)

Bu hikayede, Engizisyon tarafından idam cezası verilen bir mahkumun yaşadıklarını, düşüncelerini ve neler hissettiğini görüyoruz. Mahkuma idam hükmü verilmesiyle hikaye başlıyor. Mahkum, cezası için kapkaranlık ve hiçbir şeyin olmadığı bir mahzene kapatılıyor. Hayatı ve o an yaşadıklarını sorgulamaya başlıyor. Mahzeni keşfedip mahzenden kaçış yolları arayan mahkumun neler yaşadığına bizzat tanıklık ediyoruz. Duvarlarda bulunan çizimleri ve kabartmaları gözümüzle görmüşçesine tedirgin oluyoruz. Mahkum korkunca korkuyor, çaresizliği anlattığında çok derinden hissediyoruz. Edgar Allan Poe bu hikayede insanlığa ve psikolojiye dair öğeleri gerçekten çok iyi kullanmış. Hikayenin sonu da sürprizli bitiyor, onu da söylemeden geçmeyelim.

Edgar Allan Poe

Usher Evi’nin Çöküşü (The Fall of the House of Usher-1839)

Hikaye, Roderick Usher isimli soylu bir arkadaşının mektubu üzerine yola çıkan başkarakterimizle başlar. Roderick Usher, arkadaşına ne kadar hasta olduğunu ve hemen gelmesi gerektiğini söyleyen bir mektup yollar. Tek ve en yakın arkadaşı olarak karakterimizi saymaktadır ve bizi hemen görmek ister. Malikanede kız kardeşiyle birlikte yaşamaktadır. Mektubu alan karakterimiz yola koyulur. Soğuk, iç karartıcı ve gri renklerin tamamıyla hakim olduğu Usher malikanesine giden karakterimizin başından geçen olaylara tanıklık ederiz. Hepimizin tahmin edebileceği üzere bunlar normal olaylar değildir ve malikanede yaşanan her bir olay tüylerinizi ürpertmeye yetecektir. Malikanenin ayrıntılı ve gotik tasviri, Usher ailesinin ilginçliği ve daha nice detay Edgar Allan Poe’nun hayal gücünün ta kendisidir.
Bizim listemiz bu şekildeydi. Umarız Edgar Allan Poe okumak isteyenler veya yeni hikayeler keşfetmek isteyenler için bir fikir verebilmişizdir. Ölüm yıldönümü tam da şu sıralar olan, 7 Ekim 1849’da hayata gözlerini yuman Poe’yu bu listeyle anıyor olmak benim için çok mutluluk verici. Unutmadan hatırlatalım, diğer haberlerimize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Poe’nun hayatını ve diğer eserlerini merak ettiyseniz buraya tıklayarak daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Sorularınız ve görüşleriniz bizim için değerli, bize her zaman ulaşabilirsiniz. Şimdilik hoşçakalın!

Bizi takip edin!

Edgar Allan Poe Kaleminden En İyi 10 Korku Hikayesi” üzerine 2 yorum

  1. Çok güzel ve bilgilendirici bir haber olmuş. Okurken çok keyif aldım. Elinize sağlıkk😌👌🏼👏🏻

Bir Cevap Yazın