Days Gone: Hem Olmuş Hem Olmamış

Geçtiğimiz nesilde en ön yargılı olduğum oyun şüphesiz Days Gone’dı. PlayStation’ın elinde zaten bir zombi oyunu varken neden Days Gone’ın çıktığını anlayamamış ve oyunun çıkışının ardından iyice anlamsız gelmeye başlamıştı. Açık dünyası klasik Ubisoft formülüyle doldurulmuş, onun dışında çevre bomboş ve ölü bir açık dünyaya sahipti. Gunplay’i(silah mekanikleri) veya yakın dövüşü tatmin edici bile değildi. Motor sürüşü de öyle biraz arcade kalıyor gibi duruyordu. Oyun AAA gibi yüksek bütçeli gözüken bir oyun gibi dursa da aslında orta bütçeli bir AA oyun gibiydi. Bunca ön yargıya rağmen PS5’e geçmeden önce oyunu mutlaka oynayacaktım. Güzel bir indirim gelir gelmez satın alıp oynadım ve bitirdim. İnanmayacaksınız ama oyun beni iyi anlamda fazlasıyla şaşırttı. Tabii bazı ön yargılarımın haklı olduğunu da gördüm…

Yazıya devam etmeden önce şu müziğe değinmem gerekiyor. Oyunu oynamasam da çıkışından beri bu müziği büyük bir zevkle dinledim. Oyunda da öyle güzel bir yerde çalıyor ki çok yüksek duygu patlaması yaşarken tam o anda alttan müzik yükseliyor ve yüklenme ekranında bile müzik çalmaya devam ediyor. Mutlaka bir kere dinlemelisiniz.

Bomboş Açık Dünya

Days Gone oynarken keyif alıyordum almasına da tahmin ettiğim gibi her şey formüle bağlı gidiyordu. Risk alınacak veya yeni sayılabilecek bir şey denenmemiş gibi duruyordu. Ormanların içinde motor sürüyorum, arada sırada zombiye rastlıyorum ve yoluma devam ediyorum. Renk paleti ve görsel tasarımından dolayı iyice bıkmış ve düz ubisoft görevlerini arka arkaya sıraladığı anda sıkıntıdan bayılmıştım. Tam bu anda ben başka göreve giderken bir tuzağa yakalandım ve silahlarımı kaybederek esir düştüm. Kamptan da stealth bir şekilde gizli gizli adamları öldürerek silahlarımı alıp kaçtım. Hemen ardından da motor sürerken bir ipe takılıp motorumdan düştüm ve beni hırpalamak için üstüme adamlar koştu. Bunun gibi birkaç güzel fikir rastgele bir şekilde olunca iyi anlamda çok şaşırdım. Bend Studio daha önce böylesine büyük bir işe ilk defa girişse de kendilerince bir şeyler düşünüp denemişler ve bunu görmek beni mutlu etti.

Oyunun uzunluğu yüzünden denedikleri birkaç şey de yetersiz gelmeye ve sıkıcı olmaya başlayınca oyunu belli bir süre oynamadım. Oyunun daha yarısında olduğumu öğrenip 1 hafta ara verdikten sonra fark ettim ki insanların sürekli övdüğü o ikinci kısma-ikinci haritaya daha geçmemişim bile. 1-2 saat daha oynasam o kısma geçiyormuşum, oyuna dönüp devam ettim ve iyi ki de etmişim. O kısma sadece geçiş sürecinden bile etkileniyorsunuz. Oyunu bu yüzden ikiye ayırmam gerek ki daha kolay anlaşılsın.

İlk Kısım

Öğrenme ve alışma sürecinizi burada yaşıyorsunuz, arka planda kuzeye gitme planı yani asıl hikaye ilerlerken bomboş haydut kampları temizleyip duruyorsunuz. Üç kamp var, o üç kamp arasında git gel yapıp birbirinin birebir aynısı görevleri tekrar tekrar yapıyorsunuz. Core-loop böylesine bariz ve bayık olmasının üstüne ana hikayede kırıntı olarak verilmesi insanı oyundan soğutuyor. Üstüne üstlük oyunun en çok öne çıkan zombi sürüleri(horde) oyunun ilk kısmında çok az karşımıza çıkıyor. Diğer oyunlardan farkı da böylece azalıyor. İlk 15-20 saati böyle tasarlamanın biraz hatalı olduğunu, oyun tasarımının yanlış yapıldığını düşünüyorum ama ümidim var sonuçta daha ilk büyük oyunları. 

İkinci Kısım

Hikaye yükselişe geçerken temponun hızlanması ve açık dünyanın birazcık çizgisel olmaya başlaması beni aldı götürdü. Ana hikaye artık kırıntılarla verilmiyor, heyecan dorukta ilerliyordu. Basit kamplar değil daha farklı sistemle yönetilen kamplar vardı. İlk haritada köle gibi yönetilen işçi kampı, isyancıların toplandığı özgürlükçü kamp ve daha çiftlik tarzı takılan kamp varken ikinci kısımda askeri kamplar var. Sinematik sıklığının artışıyla ve ana görevlere giren zombi sürüleriyle oyun kendini iyice yükseltti. İkinci kısımda hiç beklemediğim kadar çok eğlendim.

Zombi Sürüsü

World War Z filmi ve oyununa benzer şekilde akın akın zombilerin üstünüze koşması harika bir konsept. Yüzlerce zombinin sizi yakalamaya çalışması insanı çok geriyor ve rahatsız ediyor. Hele bazı sürüler var, bombalar atsanız da tuzaklar kursanız da yetersiz geliyor. Bu korkunç durumdan nasıl kurtulacağım diye çeşitli stratejiler düşünürken bir yandan hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Hele kapalı alanda sürüye denk gelirseniz vay halinize…

Görsel Sıkıntılar ve Berbat Optimizasyon

PlayStation 4 Pro’nun bu kadar zorlandığı başka oyun görmedim. Cihaz o kadar çok ısınıyor, o kadar çok fan sesi çıkartıyor ki zaman zaman oyunu zor duyuyordum. Frame drop’larının sıklığı, oyunun zaman zaman kasması, görsel olarak bazı dokuların yüklenememesi AA oyunu gibi hissettiriyor. Hatta arada sırada ana karakterimizin ayakları 10 cm havada duruyor. Oyun sanki son patchini hala almamış yarım kalmış gibi duruyor. O makyaj atılma bug temizlenme kısmı atlanılmış gibi duruyor. Birinci parti oyun olmasına rağmen optimizasyonu bu kadar kötü olan bir oyun bir Until Dawn, bir de Days Gone var sanırım.

Kişisel olarak deneyimimi en çok baltalayan şey de The Last of Us Part II‘yi oynamış olmamdı. The Last of Us Part II’de her bir düşman çok yüksek poligona, dokuya ve yüksek çözünürlüklü tasarımlara sahipti. Üstüne üstlük daha iyi grafik sunmasına rağmen optimizasyonu gayet iyiydi. Her bir basit zombi bile böylesine güzel gözükmesinin ardından birkaç pikselli Days Gone zombileri gözümü acıtmadı desem yalan olur. Arada şöyle bir fark var tabii, üstünüze 750 zombi koşturan bir oyunda her bir zombinin kaliteli tasarlanmasını bekleyemeyiz. Konsolun gücü yetmez ama en azından oyunun motorunu buna uygun yapabilirlerdi. Ormanda yalnız koşturan zombilerin dokusunu yükseltip, ekrana giren zombi sayısı arttıkça grafik kalitesini düşürerek otomatik bir sistem oluşturulabilirdi. 

Klişe olsa da insan insandır

Klişe hikayesi ve karakterlerine mesafeli olsam da bunca zorluğu birlikte atlatmak onlarla bir bağ kurmama sebep oldu. Hatta ana karakterimiz olan Deacon’ı bile bir türlü sevemiyordum lakin ikinci kısma doğru karakteri sevmeye ve önemsemeye başlayınca hikaye de yükseldi. Böylece tüm karakterleri sevmeye ve değer vermeye başardım. Hikayeyi, olay örgüsünü ve diyalogları klişe olsa da güzel işlendiği için sevdim. Türkçe çeviride yazım hataları ve zamanlama hataları çok fazla olsa da yine idare ederdi. Çok fazla konuşma ve sinematik olduğu için biraz aceleye geldiğini tahmin ediyorum. 

40-45 saatin sonunda çok tatmin olmuş bir şekilde konsolun başından kalktım. Son kısımlarda mermi süngeri askerler oyunu biraz baltalasa da yine de son kısımdan keyif aldım. Kendilerince bir şeyler denemeleri, kusurlarına rağmen eğlenceli olacak kadar uğraşılmış bölümleri ve hikayesi hoşuma gitti. Devam oyununu heyecanla beklerken Bend Studio’dan çıkacak farklı konseptte başka oyunlara da çok meraklıyım. Hala oynamadıysanız umarım oynama fırsatı yakalayabilirsiniz. PS5 almayı da bekleyebilirsiniz, muhtemelen daha iyi performansta çalışacaktır.

Bizi takip edin!

Days Gone: Hem Olmuş Hem Olmamış” üzerine 2 yorum

  1. ilk kısımda oyunu bıraksam mı diye düşünürken, arkada soldier’s eyes çalarken haritanın yeni bir kısmına geçtiğimiz andan itibaren oyun sardı, ama bitirdiğimde tatmin olmamıştım oynanış açısından. Güzel yazı olmuş elinize sağlık

Bir Cevap Yazın