Bu Diziyi Erteleyeceğime Taş Olsaydım: Fleabag

Çok uzun zamandır bu dizi beni izle dercesine kendini önüme atıp duruyordu, sürekli bir yerlerde Fleabag ile burun buruna geliyordum. Öncelikle çok fazla binge-watch yapabilen biri sayılmadığımı belirtmek istiyorum. Bir sonraki söyleyeceğim şey ise, bu diziyi 1 günde bitirdim neredeyse. Bu bile dizi hakkında çok fazla ipucu verir nitelikte. Dizinin başından ayrıldığım en fazla birkaç saatlik kısa zamanlarda ise dizinin etrafımı çevrelediği atmosferden kolay kolay çıkamadım.

Fleabag, Phoebe Waller-Bridge‘in tek kişilik bir tiyatro oyunundan esinlenerek yazdığı İngiliz yapımı bir dizi. Dizide de kendisini bolca görebiliyorsunuz.

as
Ve o da sizi görüyor.

Duvarlar nerede?

Karakterlerin çaktırmadan gözlerini seyirciye diktiği, kısa bir an için göz göze gelebildiğimiz ve sessiz bir anlaşma yaşadığımız anların büyük bir hayranıyım. Sonuçta hangimiz tuhaf bir an yaşadığımızda hayali bir kameraya bakış atmıyoruz?

Fleabag ise dördüncü duvarı öyle bir yıkıyor ki, geriye toz zerrecikleri havada uçuşan taze bir moloz yığınından başka bir şey bırakmıyor. Dizide her zaman karakterin bir omuz kadar yakınındasınız. Dizinin o kadar içinde hissediyorsunuz ki sanki Fleabag hemen bir adım ötenizde yürüyor. Dizi ilerledikçe Fleabag ile yaşadığınız bakışmalara, karakterin direkt olarak size hitap ederek konuşmasına alışmaya başlıyorsunuz. Bu sefer de karakteri çok iyi tanıdığınızı fark ediyorsunuz, onu öyle iyi anlamışsınız ki size atacağı bir sonraki bakışın hangi duyguları içereceğini, o an ne hissettiğini çoktan biliyorsunuz.

olivia

Gittikçe yükselen bir dizi

Olabildiğince spoilerla aramdaki mesafeyi koruyarak anlatmaya çalışacağım. Toplamda iki sezondan oluşan bu dizi, ilk sezonda karakterleri, kişiliklerini ve içinde bulundukları konumları tanıttığı sizi oldukça eğlendiren ve değişik yapısıyla allak bullak eden bir giriş yapıyor.

Fleabag ile tanışıyorsunuz, etrafındaki dünya parça parça bir araya gelerek şekil almaya başlıyor. En yakın arkadaşının kaybıyla kendi içinde yaşadığı o mücadeleyi izliyorsunuz, ailesini tanıyor, onlarla olan ilişkisini kavramaya başlıyorsunuz.

Üstelik karakter skalası öyle çeşitli ve renkli ki, Fleabag’in kız kardeşi tamamen farklı bir renkken, onun eşi çok daha farklı bir renk, vaftiz anneleri ise bambaşka bir renk. Bu farklılık sadece tonlardan veya griliklerden oluşmuyor, keskin ve tamamen yepyeni kişiler sunmayı büyük bir ustalıkla başarıyor Fleabag.

İlk sezon için konuşmak gerekirse bu parçaların yapboz gibi birleştiği, birleştikçe güçlü bir temel aldığı, slice of life diyebileceğimiz ağızda hoş bir tat bırakan bir dizi var karşımızda.

fleabag
İlk sezonu beğendiniz mi? Sırada daha iyisi var.

Farklı gözlerin sadece hoş olarak nitelendirebileceği ilk sezonu ben büyük bir keyif alarak yerlere göklere sığdıramayarak izledim. Bana ortalama olduğunu düşündüren tek şey ikinci sezonu izlemekti.

İkinci sezonuyla dizi bambaşka bir boyut kazanıyor, ilk sezonla oluşturduğu temeli katmanlandırmakla kalmıyor, bir de üzerine basa basa gittikçe tırmanmaya devam ediyor. Asla bulduğu parçalarla, halihazırda yapmış olduklarıyla yetinmeyip öyle bir ivme kazanıyor ki, bu ivmeyle dizi kendi atmosferini delmeyi başarıp bambaşka bir yere gidiyor.

Duvarlar konusuna gelecek olursak, dizi bunu da sırtlayarak bir basamak yukarı taşıyor. Artık sizi görebiliyorlar, siz artık bir seyirci değilsiniz. Savunmasız ve çıplak bir şekilde tamamen göz önündesiniz.

Yazının sonuna doğru yaklaşırken eklemek istediğim son şey, başta dizinin kendine has mizahına gülerken bir anda bunun boğazımda kalması ve gözyaşları içinde bitirmiş olmam. Komedi diye başına oturup dert sahibi oldum.

Phoebe Waller-Bridge’in dehası, mizahı ve oyunculuğu ile büyüleyen bu diziyi kesinlikle ertelemeyin. Duygularımı tek bir görsel ile özetlemek isterim;

sd
Ben bu diziye aşık oldum.
Bizi takip edin!

Bir Cevap Yazın