İki Kişilik Bir Yolculuk: A Way Out

Arkadaşınızla veya sevgilinizle birlikte oyun oynamak hep eğlenceli olmuştur. Bu yüzden daha fazla co-op oyun oynamak isteriz. En iyi co-op oyunları listelerine tekrar tekrar bakarız. Başka neler oynayabiliriz diye sürekli araştırırız. Dying Light, Human Fall Flat, Divinity: Original Sin 2 derken elimizdekileri tüketiriz ve ne yazık ki diğer oyunlara oranla co-op oyunlar daha az çıkar, bu da elimizde pek seçenek bırakmaz. Eğer birlikte oyun oynayacaksanız online oyunlara girmek zorunda kalırsınız. Ama durun, bekleyin! Henüz oynamadığınız harika bir co-op oyun daha olabilir, A Way Out. Evet diğer bütün co-op oyunları boş verin. Hatta diğer oyunların hepsini boşverin. Acilen A Way Out oynamalısınız. A Way Out size bambaşka bir deneyim sunacak. Bu yüzden A Way Out’u herkes oynamalı.

İncelememize devam etmeden önce sempatik karakterlerimizle tanışın: Vincent ve Leo

Neden A Way Out’u herkes oynamalı?

A Way Out, Quantic Dream ve Telltale Games‘in sinematik anlatım diliyle split screen co-op oynanışı harika bir şekilde harmanlayarak muazzam bir oyun yaratmış. Arkadaşınızla birlikte hem film izliyor hem de oyun oynuyor gibi olacaksınız. Merak etmeyin, interaktif film değil, bas bayağı oyun ve bu oyunun sürükleyici anlatım dili o kadar harika ki herkesin tatması gerek. Peki bu sürükleyici anlatımı nasıl elde etmişler? Çünkü oyunumuzun yönetmeni bir film tadı yakalamak istemiş. Oyunun yönetmeni olan Josef Fares daha önce film yönetmenliği yapmaya çalışmış ve sinema sektöründe pek başarılı olamamış. Bu yüzden oyunların yönetmenliğini yapmaya karar vermiş ve Brothers A Tale of Two Sons ile oyun sektörüne atılmış. Daha sonra Hazelight‘ın başına geçerek EA ile anlaşmış, finansal desteğini de bulduğu için bu oyunu yapmak için önünde hiçbir engel kalmamış. Böylece bu harika oyunu yapmak için kolları sıvamışlar. Neyse bu kadar süslü laflar yeter, gelelim en önemli sorumuza…

A Way Out Nasıl Olmuş?

A Way Out, sempatik karakterleriyle kendini sürekli yenileyen oynanışıyla ilgi çekici sürükleyici hikayesiyle harika bir oyun olmuş. Sizi tatlı oynanışıyla sarmalayıp içine çekiyor ve kendi yol maceralarına davet ediyor. Sanki 8 bölümlük bir mini diziymiş gibi hissettiriyor. Kendinizi kaptırıp o evrenden çıkmak istemiyorsunuz. O kadar eğlenceli ki bir sonraki adımınızın hangi mekanda ve hangi şartlarda geçeceğini merak ederek oynuyorsunuz.

Oyunun akıcılığını kesmemek adına şöyle güzel bir şey yapmışlar. Biriniz sinematik izlerken, diğerinizin oynanışı bölünmüyor. Siz hikaye olarak ilerlerken o da kendi macerasında ilerliyor. Yapması gerekenleri yapıyor, bir yandan da sizin hikayenize göz atıyor. Şimdi de size en sevdiğim sahnelerden birini anlatmak istiyorum.

Biriniz gardiyanı gözetlerken diğeriniz ise tuvaletin arkasındaki parmaklıkları kırmaya çalışıyorsunuz. Bunu sırayla yapıyorsunuz ve oyunun genel yapısı da böyle ilerliyor. Birbirinize sürekli destek olup ekip olmanız gerekiyor. Birbirinize güvenmeli onunla birlikte zorlukların üstesinden gelmek zorundasınız. Yoksa bu hapishanede ölene dek çürüyeceksiniz. Bu tarz sahneler o kadar eğlenceli ki, çok güzel oynanış mekanikleriyle sizi bir arada tutuyor.

Bir engelle mi karşılaştınız? Hiç merak etmeyin. Muhtemelen diğer oyuncu o engeli aşmanız için size yardım edecek.

Karakterlerin dostluklarına şahit olmak bizim için muhteşem bir şans. Vincent ve Leo’nun dostlukları gözlerinizin önünde başlıyor ve gözlerinizin önünde ilerliyor. Birbirlerine yaptıkları şakalar, kendi aralarındaki diyaloglar o kadar içten ki gerçek dostluklar kurduklarına sizi inandırıyor. Bir oyun karakterinden daha öte bir boyut kazanıyorlar. Gerçek insanlardan daha gerçek insanlar, daha gerçek dostluklar görüyorsunuz.

Size kendini tekrar etmeyen bir oynanış sunuyor desek inanır mısınız? Oyunların hepsinde bir ana döngü(core loop) olur. Örnek verelim, mesela Call of Duty’nin single-player’ına göz atalım. Çatışmaya gir, adam öldür, canını doldur, tekrar adam öldür, sinematik izle, tekrar çatışmaya gir. Bu sonsuz bir şekilde devam eder öyle değil mi? Basit döngülerle oyunlar bize kendilerini oynatmayı başarır, ancak bunun fazla basit olması bazı oyunlarda sorun yaratır. Peki bu konuda farklılaşan stüdyolar var mı? Nintendo ve Indie oyunlar bu konuda size çok fazla çeşitlilik sunar. Oynanış mekanikleri olsun, oyunun ana döngüsü olsun çok çeşitlidir, kendini çok sık tekrar etmez ki A way Out da öyle bir oyun. O kadar çok çeşitlilik sunuyor ki Pınar ile oynarken ağzımız açık kalmıştı. Hatta daha ne kadar çeşitlilik sunacak diye merak ederek oynamıştık. Böyle bir oyunda araba sürmeyi beklemiyorsunuz. Onu sinematikle es geçer diyorsunuz ama öyle değil. Kayığa da biniyorsunuz, duvarlara da tırmanıyorsunuz, silah da kullanıyorsunuz, paraşütle de atlıyorsunuz. Hepsinin farklı kontrolleri, farklı deneyimleri var. Bu 7-8 saatlik maceranın akıcı oynanışıyla harmanlanması çok iyi bir denge yakaladıklarını gösteriyor. İnteraktif oyunlar ne kadar oyundur? diye hep tartışılır. Oynanış kısımları aşırı kısıtlayıcı olması sebebiyle filme dönüşmüşlerdir ancak Hazelight stüdyosu bu konuya yeni bir yorum getirmiş.

Hazelight, A Way Out formülüyle sonsuza dek böyle oyunlar yapsın, bizler de oynayalım.”

Harika doğa manzaralarından büyülenerek polislerden kaçıyorsunuz. Maceranıza devam ediyorsunuz. Oyunun fragmanlarından da göreceğiniz gibi maceranız sadece hapishanede geçmiyor. Hapishaneden sonra karakterlerin aile meselelerine, kişisel hayatlarına odaklanıyorsunuz. Başınızdaki sorunlar bir türlü bitmiyor ve bu esnada peşinizdeki polisler de azalmıyor. Sürekli tetikte olup polislerden kaçmak için birbirinize yardım ediyorsunuz.

“Sinematik sahnelerin eşliğinde oyundaki aksiyon sahnelerinde heyecanınız doruklara ulaşıyor, tatmin edici bir şekilde aksiyonu sonuna kadar hissediyorsunuz.”

Görselliği hem biraz fotorealistik hem de pixar animasyonlarını andırıyor. Böyle hani 2 saatlik tatlış bir pixar animasyonu izlersiniz ya, he işte A Way Out tam da öyle bir oyun. Hayatınızdaki sorunlardan birkaç saatliğine kaçıp kendinize bu maceraya ortak etmek size baya iyi gelecektir. Hatta bitirdiğinizde keşke daha uzun olsaydı diyeceksiniz. Ayrıca bunca çeşitliliğe rağmen oyunu 7-8 saatte tutabilmek çok güzel bir başarı. 50 saatlik açık dünya oyunlarından gına gelmişken böyle çizgisel yapıdaki oyunları çok fazla özledik. Karakterlerimizin kişisel yolculuklarındaki ilerleme hissi sizi çok tatmin edecek ve bir dostluk macerasında olduğunuzu size hissettirecek. A Way Out’a Logan, The Road veya The Last of Us gibi bir yol hikayesi diyebiliriz ve A Way Out da en az onlar kadar başarılı bir yol hikayesi anlatıyor. Yol hikayelerini zaten kim sevmez ki. Bu sevimli iki dostumuzla birlikte onların yolculuklarına yardım etmekten duyacağınız keyfi kesinlikle kaçırmamalısınız.

Bizi takip edin!

Bir Cevap Yazın